Kürt meselesi nedir

26.04.2013 12:59

Vahap Coşkun

Konya-Kulu’dayız. Ortada bir “aşiret” lafı, almış başını gidiyor. Misafiri olduğumuz bir yönetici yardımcılarını, “Biri Türkmen’dir, diğeri ise aşirettendir” şeklinde tanıtıyor. Lokantada yemek yiyoruz, sohbet ettiğimiz bir amca “Biz burada hepimiz; Türkmenler, Tatarlar ve aşiretten olanlar kardeş gibiyiz” diyor.

Anlıyoruz tabii. “Aşiret”, “Kürt”ün yerine kullanılıyor burada. Kürtleri yaralamak gibi bir niyetle kullandıklarını söylersek haksızlık etmiş oluruz; sık kullandıkları ve alıştıkları bir ifade bu. Kürtlerin de bunu kabullendiklerini ve bundan rahatsızlık duymadıklarını sanıyor olmamalılar.

“Aşiret değil, Kürd’üz”

Halkla toplantıya geçiyoruz. Salon hınca hınç dolu. “Aşiret” lafı çok duyuluyor yine, mikrofonu eline alan “aşiretten olanları” ne kadar çok sevdiğini anlatıyor. Ön sıralardan bir el kalkıyor, salona dönüyor ve sitemkâr bir dille konuşmaya başlıyor:

“Türk kardeşlerim bize hâlâ ‘aşiret’ diyor. Ne aşireti kardeşim! Yüzyıllardır burada birlikte yaşıyoruz, siz hâlen bizim kimliğimizi bilmiyorsunuz, tanımıyorsunuz. Bakın, benim bir aşiretim yok, tek başına bir ferdim ben ve Kürd’üm. Lütfen bundan böyle bize aşiret falan demeyin. Kardeşliğin gereğini yerine getirin, hakkımızı tanıyın.”

Aşiret diyenlerin yüzlerine bakıyorum. Bu denli net bir karşı çıkış karşısında, ne hissettiklerini anlamaya çalışıyorum. Biraz şaşkınlık, biraz da mahcubiyet beliriyor yüzlerinde.

Konya-Cihanbeyli’deyiz. Belediye Kültür Merkezi’nin iki katlı salonu, tıklım tıklım. Sadece ilçeden değil, köylerden ve beldelerden de çok sayıda kişi sohbete katılmaya gelmiş. Tüm belde belediye başkanları da yerlerini almış. Sürece destek çok yüksek; herkesin temennisi gençlerin kanının akmaması ve bunun için herkesin üstüne düşenleri yapması konusunda hemfikir.

Orta yaşlı bir bey söz aldı, kendisinin Türk olduğunu ve süreci yürekten desteklediğini belirterek sözlerine başladı ve “Zaten bizim aramızda herhangi bir sorun yok” diyerek devam etti:

“Biz bu ilçede uzun yıllardan beri kardeşçe yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz. Birbirimizden kız aldık, kız verdik; birbirimizin dostu, akrabası olduk. Bu nedenle barışın biran önce gelmesini, kardeşliğimizin büyümesini istiyorum.”

“Kürtçe anlamıyoruz, Türkçe konuş”

Aynı minval üzerinden birçok konuşma yapıldı. Ana tema, kardeş olduğumuz ve aramızda herhangi bir sorunun bulunmadığıydı. Halkın konuşmaları bitince sıra bize sorulan soruları yanıtlamaya geldi. Salonda yoğun bir Kürt nüfusu vardı. Ben de Kürtçe konuşmaya başladım, salonu Kürtçe selamladım ve takriben üç dört dakika Kürtçe konuştum. Bunun üzerine, demin Kürtlerle hiçbir probleminin olmadığını söyleyen bey ayağa kakıp itiraz etti. “Biz Kürtçe anlamıyoruz, niye Türkçe konuşmuyorsun? Unutma, burası Türkiye!”

Alışık olmadığım bir tepki değildi bu. Çoğu yerde samimi bir şekilde Türk-Kürt kardeşliğinden söz edenlerin, Kürtçe konuştuğunuzda tavırlarının değiştiğine tanık oldum. Büyükşehirlerde otobüste, vapurda, trende, metroda Batılı bir dilde konuşanların normal karşılandığını, ama Kürtçe konuşanların suçlayıcı bakışlara maruz kaldığını gördüm. Bunları salondakilerle de paylaştım. Kürt meselesi üzerinde saatler süren tartışmalar yapabileceğimizi ama meselesinin özünün bu tepkilerde saklı olduğunu belirttim:

“Kürt meselesi, bir akademisyenin İngilizce konuşmasından rahatsızlık duymayacak olanların, aynı akademisyenin Kürtçe konuşmasından rahatsızlık duymasıdır. İngilizce konuşmayı takdirle karşılayanların, Kürtçe konuşanlara tepki göstermesidir.”

Tepki gösteren beyefendiye, söylediklerimin Türkçesini de aktardım. Ama öncesinde iki öneride bulundum. Sürekli Kürtlerle kardeş olduğunun altı çizildiğine göre, şu anda yanında muhtemelen bir Kürt kardeşinin bulunduğunu ve benim ne dediğimi onunla hasbıhal ederek daha iyi anlayabileceğini söyledim. Ama daha iyisi onun da Kürtçe öğrenmesini tavsiye ettim:

“Burada asırlardır berabersiniz. Aynı camiye gidiyor, aynı bayramları kutluyorsunuz. Sevinci ve hüznü paylaşıyorsunuz. Kürt kardeşleriniz sürekli Türkçe konuşuyor; siz de Kürtçe öğrenseniz, onların hâlini hatırını Kürtçe sorsanız fena mı olur? İnanın Kürtçenin size bir zararı dokunmaz.”

Âkil İnsanlar Heyetlerinin temaslarının en önemli sonucu bu oluyor kanımca. Aynı masa etrafında konuşmayı becerebildikleri oranda gerçek manada tanışabiliyorlar. Tanışmak ise ezberlerle ve alışkanlıklar yüzleşmeyi beraberinde getiriyor. Kendileri herhangi bir sorun yaşamadıkları veya algılamadıkları için büyük bir güvenle bir sorunun olmadığını söyleyenler, kapı komşusunun veya esnaf arkadaşının “Hayır, bir sorun var; annenle Kürtçe konuştum diye ev bile kiralayamadım” demesi karşısında görüşleri üzerinde tekrar düşünmek durumunda kalıyorlar. Konuştukça normalleşiyor, barışa daha çok yaklaşıyoruz.

vahapcoskun@gmail.com

twitter.com/vahap_coskun

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim