Kürt Kemalizmini Tahkim Projesi

05.01.2011 13:11
Kürt Kemalizmini Tahkim Projesi
DTK tarafından Diyarbakır'da yapılan çalıştayda tartışmaya açılan Demokratik Özerk Kürdistan Taslağı kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Kısa süre önce DTK tarafından Diyarbakır'da yapılan çalıştayda tartışmaya açılan Demokratik Özerk Kürdistan Taslağı kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Olumlulukları yanında bölge halkı ve Müslümanlarının geleceğini teslim alma ve Kürt Kemalizmini tahkim etmeye mebni bu projenin bölge Müslümanları açısından yeterli netlikte kavranamadığını belirten Van Umut Işığı Derneği Başkanı Fırat Toprak, Islah-Haber'deki köşesinde projeyi etraflı bir analize tabi tutmuş:

Özerk Kürdistan Taslağına Dair

Fırat Toprak / Islah-Haber

Kısa bir süre önce DTK tarafından Diyarbakır'da yapılan çalıştayda tartışmaya açılan Demokratik Özerk Kürdistan Taslağı kamuoyunda hayli ilgi ve tartışmaya yol açmasına rağmen bizim mahallede o boyutta ilgi görmemesi calibi dikkattir. Bölgede yaşayan Müslümanların özellikle bölgeye dönük bir toplumsal-siyasi model inşa iddiasındaki taslağı değerlendirme hususunda ciddi bir zihni efor sarf etmemeleri manidardır. Acaba geç kalmışlık psikolojisi karaktere mi dönüşmüştür? Yoksa herkes konuşsun da sonra konuşulanların hasılası ile bir şeyler söyleriz mantığı mı hakim bilinmez ama kanımca salt bu taslak bile-muhtemel öngörüler için- İslamcı STK'ların yeni bir forum/çalıştay yapmaları için yeterlidir.

Konunun anadilde eğitim-çift dillilik arasına sıkıştığını görmekteyiz. Kürt ulusalcılarının meşru bir talep üzerinden alan açma çabalarını yükselttiği bir düzlemde, hükümet tüm aksi iddialarına rağmen, klasik devlet refleksiyle hareket ederek, onlara önemli bir hizmet sunarken, açılım üzerindeki soru işaretlerini çoğaltmaktan başka bir şey yapmamaktadır. AK Partinin, açılım diye ortaya koyduğu dişe dokunur bir şeyler olmadığı halde, mevcut taslak üzerinden agresif politika ile milliyetçi kulvara kayması ciddi bir handikap, daha doğrusu ayağına kurşun sıkmaktır. Tüm taraflar için seçim sürecinin belirleyiciliğini göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki, kısa sürede aşılacak bu tartışmanın ötesine geçerek -tabi hak ve özgürlükler temelli duruşumuzu muhkemleştirerek- orta vadede bölgenin alacağı sosyal ve siyasal şekil üzerinde imal-i fikr eylememiz daha sağlıklı olacaktır. Söyleyecek sözlerimizi ortaklaştırarak bir modele dönüştürme zorunluluğu daha bir hissedilmektedir. Özcesi bizim sunacağımız bir modelimiz var mı? Varsa nasıl bir muhteva içermektedir? Yoksa söyleyecek sözümüz olmadığı anlamına mı geliyor?

Taslağa dair söylenecek ilk söz içeriği ve arkasındaki niyet ne olursa olsun her fikrin ifade edilebilmesi ve tartışma olgunluğunu gösterebilmemizdir. Özerklik, federasyon, self determinasyon dahil, her görüşün tartışılacağı bir vasatın kaçınılmazlığı görülmektedir. Yine Kürtlerin ne istediği sorusunun cevabı olmak açısından "bir kısım Kürtlerin" hazırladığı taslak mühimdir. Her ne kadar tipik bir Öcalan söylemi düzeyini aşamasa da arkasındaki kitle desteği göz önünde bulundurulduğunda, mezkûr taslak Kürtlerin bir kısmının talebi olarak konuşulmalıdır.  

Taslak "demokratiklik" vurgusuyla başlasa da içeriğinin ima edildiği gibi özgürlükçü olmadığı anlaşılıyor ki, zaten taslak öz savunma adı altında geçen paragraftan dolayı hayli eleştiri almaktadır. Yine sıklıkla kullanılan barış, demokrasi, özgürlük kavramları, söylemi teyit eden pratiğin yetersizliğiyle birlikte zamanla inandırıcılıklarını yitirmektedirler. Keza metin boyunca sıklıkla ifade edilen, "faşist karakterde olmayan her siyasi güç, gerici, soykırımcı vb. kavramlar içerdikleri muğlâklıktan dolayı suiistimale açık, ötekileştirici, dışlayıcı karakterdedir. Apoculuğun geçmişi ve hali göz önüne alındığında muhaliflerin tedirgin olması son derece anlaşılırdır. Ömrü kendi içinde ve diğer muhalif -sol, Kürtçü ve İslamcı- hareketleri tasfiyeyle geçmiş, Stalinist çizgiden gelen bir hareketten özgürlükçü Demokratik Özerk bir Kürdistan mı yoksa 30'lu- 40'lı yılların Kemalizmi mi şekillenir? sorusu tartışılması gereken esaslı bir sorudur.

Taslakta "Demokratik özerklik, bir devlet kurumsallaşması olmadığı için iktidar ve devlet odaklı savaşlar içinde olmaz" denilmekte ama buna kendilerinin inanıp inanmadıkları merak konusudur. Bağımsız bir devlet istemediklerini biliyoruz fakat Kürt siyasetinde ve sosyalitesinde iktidar savaşı içinde olmayacakları konusu çok su götürür bir iddiadır. Yine ulus-devletçi ve iktidarcı zihniyette olmadıkları tezi pratik ispata muhtaçtır.

Taslakta "Modelimiz, Türkiye'nin tüm diğer bölgelerinde de uygulanabilecek bir demokratikleşme modelidir." denilerek yerel yönetimler reformu çabalarını çağrıştırsa da amacın salt bürokratik mekanizmanın geriletilmesine yönelik idari bir tasarruf olmadığı açıktır.  

Taslak hedefini "Demokratik Özerklik, Kürdistan toplumunu siyasal, hukuki, öz savunma, sosyal ekonomik, kültürel, ekolojik ve diplomasi şeklindeki 8 boyutlu örgütleyerek siyasi irade yapıp Demokratik Özerk Kürdistan inşasını hedeflemektedirler" cümlesiyle açıklamaktadır.

Biz de projenin bu 8 boyutunu teker teker inceleyelim:

SİYASİ BOYUT: Siyasi boyutun demokratik olacağı vurgulandıktan sonra  "Demokratik Özerklik'te siyasi yönetim, tabandan başlayarak köy komünleri, kasaba, ilçe, mahalle meclisleri, kent meclisleri biçiminde demokratik konfederal temelde örgütlenmesini yaparak üstte toplum kongresinde temsiliyetini bulur." denmektedir. Bu cümle demokratik bir işleyişten ziyade Stalinist örgütlenme modelini, Toplum Kongresi de Polit Büroyu çağrıştırmaktadır. Yine "siyasi muhalefetin" adı bile geçmemektedir. Katılımcılık ve çoğulculuk ise ancak proje/sistem içi oldukça mümkündür. Taslaktaki "…demokrasinin vazgeçilmez aracı olan siyasi partilerin, ideolojik hegemonyayı, siyasi egemenliği amaçlamadan ahlaki ve politik topluma ters düşmeden yeniden yapılandırılması gerektiğini ön görüyor." cümlesindeki şerhler, metni oluşturan zihin dünyasını aşikar kılmaktadır. Hele ahlaki ve politik topluma ters düşmek ifadesi tasarlanan "Modern Kürt Ulusalcılığı"nın savunma mekanizmasının yasal dayanağı için konulmuş muğlâk bir gerekçe olmaktadır kabaca.

HUKUKİ BOYUT: Taslağın girişinde ifade edilen "Artık Türk devleti eski politikayı sürdüremez hale geldiği gibi, Kürt halkı da eski statü altında yaşamak istememektedir."          cümlesi gerçekliği ortaya koymaktadır. Burada, tek çıkar yol olarak özerk yönetim öne çıkarılsa da, aslında sivil anayasa bağlamında yapılacak düzenlemelerle, hukuki dayanağın sağlanması daha makul görünmektedir. Anayasanın ırkçı/ulusçu ve Kemalist ideolojiden karakterden arındırılması aslında sağlıklı bir dönüşümü temin edebilir. Taslağın tartışıldığı zeminde bile yükselen kutuplaşma anılan formülün daha uygulanabilir olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca bunun yanında, yerel yönetimin güçlendirildiği ademi merkeziyetçi bir yönetim de tesis edilmelidir.

Taslağın hukuki dayanakları "Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın cinsiyet özgürlükçü demokratik, ekolojik paradigması, insanlık tarihinin özerklik geleneği günümüze İrlanda, İskoçya, Bask, Katalan ve bunlar gibi ulusal sorunların özerklik statüsü ile çözümleri ve 1921 Türkiye anayasası, 1922 10 Şubat Büyük Millet Meclisi oturumunda onaylanan Kürtlere özerklik yasası, Mustafa Kemal'in 1923 İzmir konuşmaları BM'nin ilgili sözleşmeleri temel dayanaklar olarak kabul edilir" cümlesinde çerçeve olarak çizilmektedir. Öteden beri Öcalan'ın Mustafa Kemal ilgisi bilinmektedir. Bundan dolayıdır ki Kürt Ulusalcılığı hızla iptidai bir Kemalizm'e dönüşmektedir. Taslaktaki vicdan, ahlak ve hukuk vurguları önemli elbette ama ahlakın kaynağı belirsizliğini korumaktadır.

ÖZ SAVUNMA BOYUTU: Taslağın en çok tartışılan boyutu şüphesiz öz savunma boyutudur. Tartışılmakta da son derece haklıdır. Taslakta geçen "Öz savunma hem varlığına dıştan gelecek saldırıları hem de ahlaki ve politik toplum gerçekliğine karşı içten gelişecek tehlikeleri etkisiz kılmak için hava ve su kadar yaşamsal önemdedir." Cümlesi, öncesinde ki ve sonrasındaki meşruiyet amaçlı mugalâta cümlelerini tartışılır kıldığı gibi Türk resmi ideolojisin kırmızı kitabındaki iç ve dış tehdit algısının basit bir kopyası anlamına gelmektedir.

Taslak "Şehir, kasaba, mahalle ve köyde yaşayan tüm halklar faşist, gerici ve soykırımcı saldırılara karşı bilinçli ve duyarlı olur, öz savunma esasında bu yönelimler karşısında toplumsal direnişi ifade eder." ifadesiyle Kürt alanının tamamını kontrol etmeyi, buna karşı oluşabilecek muhalefetin öz savunmayla tasfiye edilmesini amaçladığını vurgulamaktadır.

KÜLTÜREL BOYUT: Taslakta kültürel botuyla ilgili olarak "Kürtçenin kamusal alanda kullanımı önündeki engellerin kaldırılarak anaokulundan üniversiteye kadar eğitim dili haline getirilmesi sağlanmalıdır. Demokratik özerk Kürdistan'da resmi dil Kürtçe ve Türkçe olmasının yanı sıra coğrafyamızda konuşulan tüm diller (Asuri, Süryani, Arapça, Ermenice vb" ve lehçelerin kullanımı eğitimi, geliştirilmesi de anayasa ve yasalarca teminat altına alınmalıdır. Hizmet dili Kürtçe olmalı, yerleşim yerlerinin orijinal isimleri iade edilmelidir." cümleleri makul ve meşru talepleri ihtiva etmektedir. Ancak modern bir Kürt bireyi ve ulusu inşa projesinde kültürel ayak olarak tasarlanan projede Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu benzeri resmi dil ve tarih oluşturma çabası gözden kaçmamaktadır. Kemalizm'in harf inkılâbı, resmi tarih ve güneş dil vb. devrimlerinden ilham alındığı izlemini baskındır. Burada belki temel çelişki çok dillilik yerine iki dilliliğin vurgulanmasıdır. Nitekim iki dillilik ulus devleti değiştirmeği değil ona ortak olmayı ifade etmektedir. Bu durumda bölgede konuşulan diğer dillerin statüsü değişmemiş olmaktadır.

SOSYAL BOYUT: Sosyal boyut itibariyle söylenenler tipik materyalist-sol retorikten ibarettir. Toplum kesimlerinin apolitikleştirilmesine dönük tespit haklılık payı içermekte fakat devamında gelen aile eleştirisi sosyal projenin aslında yozlaşma kültürünün bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır. Taslakta "Aile, cinsiyetçi toplumda erkeğin küçük devleti olarak inşa edilmiştir. Kadının derin köleliğe mahkûm kılınmasında ailenin bu konumu etkili olmuştur." denilerek temelde aile karşıtlığı vurgulanmakta ancak realite göz önüne alınarak henüz ailenin aşılamayacağı belirtilmektedir: "Sosyal politikamız gereği, mevcut toplumsal realitede aile aşılacak bir toplumsal kurum değildir, ancak dönüştürülmesi mümkündür." Ailenin insanlık tarihindeki ve sosyal dokudaki vazgeçilmezliği düşünüldüğünde Kürt toplumsal yapısının nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğu anlaşılır.

Sosyal planda dinin rolü konusunda; "Tüm aşındırılma, çürütme ve yok edilme çabalarına rağmen tarihsel toplumun ana eksenini ve toplumun esas çoğunluğunu ezilen, sömürülen tüm uluslar, halklar, etnisiteler, kadınlar, gençler, köy tarım toplumları, işsizler, göçebeler, birçok dini cemaat, mezhepler, küçük gruplar ile emeği ile geçinen topluluklar oluşturmaktadır." denilerek birçok bileşenle beraber dini cemaatlerin varlığı kabul edilmekte ancak cemaatlerin sosyo-politik yaşamdaki yerine dair sorulara cevap olacak bir açıklama yapılmamaktadır. Buradan seküler yaklaşımın tabi bir sonucu olarak dine ve dindarlara Modern Kürt ulusunun folklorik bir parçası şeklinde yaklaşıldığı sonucu çıkmaktadır.

Taslakta "Demokratik Özerk Kürdistan'da demokratik konfederal örgütlenme biçiminin öncü gücü kadın ve gençliktir." denilerek değişim dinamikleri olarak hedef kitle işaret edilmektedir. Bunun ardından bir "Gençliğe Hitabe" gelir mi bilinmez ama kadının "baharlaşması" ve gençliğin "fedai" olarak dizaynı çok zamandır emek verilen bir sosyal projedir. 

EKONOMİK BOYUT: Taslakta "Ekonomik toplum yaratmak ahlaki toplum olmada en önemli boyut olduğundan Demokratik Özerklik inşasının ilk canlandırılacağı alan da topluluklar ekonomisinin yaratılması temelinde işsizliğin ve yoksulluğun ortadan kaldırılacağı ekonomik alan olacaktır. Demokratik Özerklik de kendi ekonomik modelini yaratarak Kürt halkının özgür ve demokratik yaşam sistemini kalıcı bir biçimde kurumsallaştırmalıdır." denilmekte ancak bir parti programındaki vaatlerden öteye gidilmemektedir. Ekonomik model yaratmak gibi iddialı cümleler "ama nasıl?" sorusunun cevabı olmamaktadır. Ancak "Benim adım Kemal ben yaparım ben bulurum" trajikomedisini akla getirmektedir.

EKOLOJİK BOYUT: Ekolojik boyut kapsamında ifade edilenler dil ve üslup yönünden şerh konulabilinirse de temelde insani ve aynı zamanda İslami prensipler çerçevesinde kabul edilebilir. Doğayla bütünleşme, savaşın yol açtığı yıkım, eko dengeyi bozan kentleşmelere karşı çıkmak vb. tespitler altına imza atılabilecek hususlardır. Fakat Apocu ideolojide ekoloji salt çevreci bir yaklaşımı ifade etmez. Daha çok toplumcu anarşistlerin öne çıkardığı ve evrimci ilerlemecilikten mülhem insanın ilkel durumuna atıfla doğa ile insanın ilkel komünal uyumunu anlatır. (Toplumcu ekolojinin devlet, kent ve toplum yönetimine yaklaşımı ile ilgili bir çalışma için bkz. http://www.haksozhaber.net/okul/article_detail.php?id=3894)

DİPLOMASİ BOYUTU: Diplomasi boyutundaki cümleler de iddia yönüyle diğerlerinden aşağı kalır değildir. Mesela "Diplomasi Kürt halkının ulusal çıkarlarını diaspora ve metropollerde yaşayan halkımızın haklarını gözetmelidir." cümlesi Özerk Kürdistan'ın sınırlarının belirsizliğini ortaya koymakla kalmamakta aynı zamanda bütün Kürtler adına diplomasi yürütme hakkını da kendinde görme iddiasını da taşımaktadır.

Taslağa rengini veren ulusalcı duruş ve zihin, metin boyunca rahtsızlık verecek boyutta taslağa yansımaktadır. Bir toplumsal sözleşme ve yönetişim ortaklaşması bağlamında yapılacak her çalışmanın olabildiğince geniş kesimlerce yapılması gerekir. Burada bu yönüyle bir güç zehirlenmesi okunabilmekte, aceleye getirilen bir taslakla bir oldubitti dayatılmaktadır

Sonuç olarak taslak her insani çaba gibi ve hatta ötesinde zaaf ve eksiklikler taşımaktadır. Eleştiri bu çevrelerde pek sevilmese de -adı var kendi yok hükmünde olsa da- itirazların dikkate alınıp alınmadığını zaman gösterecektir elbette. Herkesin artık çoğulcu bir sosyo-politik zeminde yaşadığımızı anlaması zorunludur. Aksi ise çoğu zaman olduğu gibi sorun, sıkıntı ve şiddet olacaktır.

  • Yorumlar 7
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim