1. YAZARLAR

  2. Hilal Kaplan

  3. "Kürt kardeşimin sorunu vardır"
Hilal Kaplan

Hilal Kaplan

Yazarın Tüm Yazıları >

"Kürt kardeşimin sorunu vardır"

A+A-

Başbakan Erdoğan'ın Muş mitinginde sarfettiği sözler hâlâ tartışılmaya devam ediyor. Her ne kadar cümlenin bütünü "Kürt sorunu yoktur"a indirgendiyse de Başbakan'ın sözleri tam olarak şöyle: "Bu ülkede artık Kürt sorunu yoktur. Kabul etmiyorum. Bu ülkede Kürt kardeşimin sorunu var, ama Kürt sorunu artık yok."

"Çözümün adresi Meclis'tir" yazımda bu sözlerin yanlış anlaşıldığını düşündüğümü yazmıştım, açayım. Bir kere Başbakan, BDP çevrelerinin iddia ettiği gibi "Kürt meselesi defterini kapattık" demiş olsaydı, "Kürt kardeşlerimin sorunu vardır" diye devam etmezdi sanırım. Yani bu cümleyi bir inkâr politikasının işaretiymiş gibi yansıtmak seçim kampanyası açısından BDP'nin işine geliyor olsa da, mevzunun inkâr olmadığı aşikâr.

Bölgede varlık bulabilen iki parti mevcut: AK Parti ve BDP. Kanaatimce "Kürt sorunu" ile "Kürtlerin sorunu" arasındaki fark da bu iki partinin meseleye yaklaşımları ve çözüm önerileri bağlamındaki farkta yatıyor. AK Parti, başında beri Kürt meselesinin çözümüne bireysel haklar bazında bakıyor ve çözüme dair söylemlerini bu eksende kuruyor. BDP ise, özellikle "Öcalan muhatap alınsın" çağrısı devlet katında kabul gördüğünden beri "demokratik özerklik" temalı bir özyönetim talebiyle ortaya çıkıyor. Yani AK Parti, seçmeli Kürtçe dersi, anayasadaki vatandaşlık tanımının etnisite merkezli yapılmaması, faili meçhullerin aydınlatılması gibi bireysel haklar etrafında bir çözüm önerisi sunarken; BDP statü ve özyönetimin beraberinde getirdiği kolektif haklara odaklanmış durumda. "Kürt kardeşimin sorunu" ile "Kürt sorunu" arasındaki fark da bence bu "bireysel-kolektif haklar" çerçevesindeki ayrılıktan kaynaklanıyor.

"Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşimin sorunu vardır"daki sorunu yok saymayan ama bireyle sınırlandıran bu söylemin önümüzdeki süreçte ne kadar ikna edici olduğunu beraber göreceğiz. Ancak bana sorarsanız, bireysel haklar tanındıkça ve demokratik müzakerenin kanalları açık tutuldukça kolektif haklara olan talep de o nispette azalacaktır.

AK Parti, 2011 seçimlerinin ertesinde Kürt meselesinde ivedilikle adım atmadığı takdirde işlerin çok daha fazla sarpa saracağının ve bir sonraki seçimlerde Kürt vatandaşların desteğini büyük ölçüde kaybedip, tek başına iktidarını devam ettiremeyeceğinin farkında olsa gerek.

Fakat hâlen meselede büyük bir mesafe kat edilmediğinden "Kürt sorunu yoktur" cümlesini içeren her açıklama bölge insanının tüylerini diken diken ediyor. Zira son 90 yılda Kürtlerin "devlete güvenmemek" için epeyce bir sebebi birikti. O yüzden Kürt meselesine dair söz söylerken, bu kırılgan toplumsal psikolojiyi göz önünde bulundurmak daha isabetli olacaktır diye düşünüyorum.

Selâmı 'kirletmek'

Recep Şahin, Samsun'un Havza ilçesinde doğdu. Evli ve bir çocuk babasıydı. Daha 34 yaşındaydı. Ve geçen hafta Kastamonu'da PKK'nın Başbakanlık konvoyuna yaptığı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Bu menfur hadise Kastamonu halkı tarafından sağduyulu bir biçimde karşılandı ve linç gibi herhangi bir menfî hadiseye yol açmadı. Ancak Hakkâri'de yapılan BDP mitinginde açılan "Colemerg (Hakkâri-H.K.) Gençliği Kastamonu Eylemini Selamlıyor" pankartı şimdiye kadar bu kirli savaşın bir iç savaşa dönüşmesini engelleyen tüm toplumsal dinamikleri alt üst edecek bir içeriğe sahip. Nitekim bu pankartın yarattığı infial yüzünden Kastamonu'da yürüyen bir grubun taşıdığı pankartta da şöyle yazıyor: "Hakkari'ye selam, Çanakkale'de İngiliz'e Fransız'a, İzmir'de Yunan'a sor"... Yani Hakkâri halkını direkt olarak "düşman" kategorisine sokan bir pankarttan bahsediyoruz.

Selâm kelimesi, İslâm ile eş kökene sahip, barış ve esenlik anlamına gelen bir kelime. Bir insanın öldürüldüğü bu meşum eylemi selâm ile karşılamak için hakikaten insanlıktan ve Müslümanlıktan hiç nasibini almamış olmak gerekiyor. BDP Eşbaşkanı ve aynı zamanda Hakkâri milletvekili adayı olan Selahattin Demirtaş bile Kastamonu saldırısından sonra "Bizim de acımızdır" açıklamasında bulunmuşken, bu gençlerin tavrını sükûnetle karşılamak mümkün değil. Bu pankartı gördükten sonra Fırat Anlı'nın neden "Bizim kuşak barış için son fırsattır" dediğini çok daha iyi anladım. Allah, kimseye selâmı 'kirletme' fırsatı vermesin.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT