1. YAZARLAR

  2. Leyla İpekçi

  3. Kürt açılımı ve samimiyetsizlikler
Leyla İpekçi

Leyla İpekçi

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürt açılımı ve samimiyetsizlikler

A+A-

Bakan Atalay’ın İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde gazeteci yazarlarla biraraya geldiği toplantıya davetli olmama rağmen Doğu Karadeniz’den dönemediğim için katılamadım.

Üzerinde durulmasını önemsediğim mevzulardan sadece birkaçına bu vesileyle değinmek istiyorum.

* Bakan Atalay’ın şehit ve gazi aileleri yakınlarıyla biraraya geldiği toplantı için “açılımın en hassas günüydü” sözlerinin geri planında biraz daha durabiliriz öncelikle. Sahiden 25 yıldır bitirilemeyen savaşın en ‘hassas’ mağdurları onlar.

Kürt analarıyla Türk analarının buluşmasından bahsederken, meselenin daha karmaşık bir boyutu var. 25 yıldır Türk ordusunda şehit düşmekte olanlar sadece Türk evlatları değil. Kardeşleri veya yakınları dağa çıkmış Kürtler de orduda yakınlarına karşı savaşırken şehit oldu, olmakta.

Türklerle Kürtlerin Çanakkale’de birlikte savaşmaları evet kıymetli bir bilgi. Hatta bu konuda Emine Uçak’ın Çanakkale’de savaşmış Kürtler üzerine Kürt Cıvanlar adlı anılardan, tanıklıklardan oluşan çok önemli bir araştırma kitabı da var.

Yani yalnızca birlikte Çanakkale’de kan dökmüş değiller. Birbirine karşı 25 yıldır savaşırlarken dahi yine birlikte savaşmaktalar.

Eğer birlikte kan dökmek ironik bir biçimde barışa hizmet edecek bir veriyse, birlikte yaraları sarmak ve kanı durdurmak da aynı şekilde, hatta daha fazla barışa hizmet edecektir.

* “Evlatlarımızı vuranların anneleriyle barışmayız, demokratik açılım istemeyiz” diyen kimi şehit yakınlarının feryadını duyunca onlara “bari başka evlatlar ölmesin” demekten öte bir şeyler söyleyebilmeliyiz o halde.

25 yıl boyunca onları “vatan sağolsun” kıvamında tutmak ve evlatlarının onurlu bir savaş verdiklerine ikna etmek için, hangi güçler ellerini haksız yere kana bulamıştı?

Devletin içindeki oluşumlar bu savaşı sürdürmek için hangi faili meçhulleri ve yargısız infazları gerçekleştirdi? Halkın cebinden çıkan kaç milyon dolarlarla bu savaşın devam etmesi sağlandı?

PKK’nın yıllar içerisinde şiddeti daha da kutsar hale gelmesinin ve bu kadar kan boşuna dökülmedi diyerek şiddeti meşrulaştırmasının vahim yansımaları kadar bu soruların yanıtı da önemli.

* Acılı şehit ailelerinin yıllarca kanırttığınız yaralarını ancak bu tür gerçekleri ortaya çıkarıp adalet sağlayarak sarabilirsiniz. Ancak o zaman, intikam ve kin paydasında değil, acı ve yas paydasında hep birlikte kabullenebiliriz gerçekleri.

* E muhtıra dönemi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde şehit cenazelerinde provokasyon çıkaranların uzantılarının bugün Ergenekon sanıklarıyla bağlantılı olduğu biliniyor. Tabii çok daha vahim sonuçlar doğurmuş başka bağlantılar da var.

Bu bilgilerin ışığında, “neden açılımlar için bu kadar beklendi” şeklindeki eleştirilerin yanıtını vermek biraz daha mümkün.

* Savaşın bitirilmemesinden kendilerine derin rantlar sağlayan devlet içindeki oluşumlar, gerek gördükleri dönemlerde, şehit yakınlarının acısını bile bir siyasi çıkar ve hırs meselesi için kullanmaktan çekinmiyordu.

Dolayısıyla Kürt açılımı bugün birbirine demokrat, ulusalcı veya başka bir şey diyenlerin egolarını çatıştırmasına alet edilecek bir mesele değil.

Kan hâlâ akarken, ne kastedildiği belirsiz bir tedbircilik söylemiyle, anlaşılmaz ve muğlâk samimiyet sorgulamalarıyla oyalanacak bir de mesele değil. Kimin tavsiye makamında, kimin sınav kâğıdını doldurma makamında olduğunu tartışmaktan da ibaret değil tabii.

Yine, bu süreçte, “her şeyi tartışalım” diyenlerden bazıları, Kürtlerin kolektif talepleri olduğuna kilitlenerek, bunu tek mutlak veri olarak algılıyorlar. Ve bunu neredeyse bölücülük olarak yorumladıkları için, samimi gayretleri değerlendirmekte de doğal olarak zorlanıyorlar.

* Kürt açılımı derinleştikçe, onunla birlikte demokratikleşmemizin önündeki diğer engeller de gündeme gelmeye ve tartışılmaya başlıyor. Bu kaçınılmaz gerçekle ne kadar çabuk yüzleşebilirsek yeni bir sivil anayasa yapabilmek o kadar elzem hale gelecek.

* Barışı savunan Ajda Pekkanlara, Sezen Aksulara, tıpkı Ahmet Kayalara, Şivan Perverlere yapıldığı gibi halkın nezdinde nefret söylemi geliştirenleri teşhis etmeli ve bu tür kışkırtmalar yüzünden bugüne dek ne çok gencin kullanıldığını ve şiddete bulaştığını durmaksızın tekrar etmeliyiz.

Tabii nefret suçuyla mücadele ederken, bu söylemi kibarca çoğaltanlar, zarifçe ima edenler arasında saygın profesör veya merkez medya yazarı ayrımı yapmamak kaydıyla.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT