Kurma ile kurtarma arasında Kudüs

31.03.2010 04:55

Mustafa Özcan

Hazreti Musa’nın kavmiyle birlikte Mısır’dan çıkışlarını temsil eden ve 8 gün süren Pesah bayramı (28 Mart-6 Nisan 2010) öncesinde Arap Birliği Libya’nın Sirte şehrinde toplandı.

Kaddafi’nin ev sahipliğindeki zirvenin iki de Arap olmayan misafir vardı. Recep Tayyip Erdoğan ve Berlusconi. 32. Arap zirvesinin en temel konusu Kudüs’ün kurtarılması planıydı. Lakin genel olarak söylenecek olursa, toplandıkları gibi dağıldılar. Sadra şifa bir gelişme olmadı. Arapların vurdumduymazlığı Kudüs meselesinin aciliyetini ortadan kaldırmıyor. Kudüs en kritik zaman diliminde yaşıyor. Kazanma ile kaybetme arasında ince bir çizgide gidip geliyor. Daha doğrusu Kudüs çevresinde bir yarış var. Bu yarışta iki taraf var. Bunlardan birisi Müslümanlar diğeri de Yahudiler. Yahudiler yeni Yahudi dünya düzeninin altyapısı ve temeli olarak Kudüs’ü yeniden kurmak istiyorlar. Müslümanlar ise barış yoluyla kaptırdıkları Kudüs’ü yeniden geri almanın ve kurtarmanın yollarını arıyorlar. Yahudilerin siyasi aktörleri ve sistematik çalışmaları varken Müslümanlar dağınıklar ve ortak bir sözün etrafında buluşmayı da beceremiyorlar. Dolayısıyla, gerçek anlamda denklemde Müslümanların olmadığı Kudüs, yetim ve öksüz ve başı eğik bir vaziyettedir. Gitti, gider pozisyonundadır. 2009 yılında Kudüs, Arap Kültür Başkenti ilan edildi lakin mahdut bir etkinlik dışında bir varlık gösterilemedi. Etkinliklerin de sınırlı olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, Yahudiler Kudüs’ü Yahudileştirme ve kendilerine göre yeniden kurma planlarında başarılı oldukça Müslümanlar Kudüs’ü kaybetmekteler. Burada ‘kazan kazan’ gibi bir durum yok. Denklem ‘kaybet, kazan’ üzerine kurulu. İlginçtir, Araplar Sirte’de buluştukları sırada Yahudiler de Pesah (hamursuz) bayramına hazırlanıyorlardı. Pesah bayramı aynı azmanda Arapların ‘şemmü’n nesim’ dedikleri Bahar bayramını da temsil ediyor. Pesah İbrani dilinde Hag he-Aviv-Bahar Bayramı, Hag ha-Matzoh-Matsa Bayramı ve Zeman Herutenu-Özgürlük Zamanı diye farklı isimler altında da anılıyor ve kutlanıyor.

¥

Araplar barış sürecinin topyekün çökebileceği uyarısında bulundular. Lakin İsrail meydan okumaya devam etti ve özellikle de Türk büyükelçisine yapılan alçak sandalye tertibinin mimarı Danny Ayalon aynen şefleri gibi Kudüs’te yeni meskenler ve yapılar inşa edeceklerini ve durmayacaklarını ve bu anlamda kutsal tanımadıklarını söylemiştir. Yeşil Hat olarak bilinen (1949 Armistice Lines) statüyü tanımadıklarını ve küstahça Arapların ne tarihten ne de müktesep hak kavramından anladıklarını ve çaktıklarını ileri sürmüştür. Dolayısıyla Ayalon da aynen Netanyahu gibi Kudüs’te inşaat yapmakla kendileri açısından Tel Aviv’de inşaat yapma arasında bir fark bulunmadığını ifade etmiştir. Bu demektir ki, Araplar zeytin dalı uzatırken ve barış teraneleriyle oyalanırken İsrail fiili durum meydana getirmekte ve oldu bittilerle yoluna devam etmektedir. Bu durumda fiili duruma fiili durumla karşılık verilmedikçe ve müdahale edilmedikçe İsrail yolundan döndürülemeyecek ve Kudüs kurtarılamayacaktır. Arap aleminin yapısı da kırılgandır. Amr Musa’nın durumu ve genel sekreter olarak geleceği belirsizdir. Arap Birliği de çökebilir. Mısır’da Şuruk gazetesinde yazan Selame Ahmet Selame zirve ile alakalı yazısında Sirte zirvesinin Arap Birliği’nin son zirvesi olabileceğini yazdı. Sanki Sirte zirvesi Hazreti İsa’nın havarileriyle son akşam yemeğine benzetiliyor. Zaten devam etse de bugüne kadar varlığı ile yokluğu bir olmuştur. Çekirdeğini ve tohumunu Antony Eden gibi adamlar atmıştır. Onlar da, Mr.Blunt ve Magmohon gibilerin halefleridir.

¥

Birçok Arap yazarın da ifade ettiği gibi Arap Birliği ile komşuları arasında bir işbirliği zemini ve mekanizması oluşturulması fikri gayet olumludur lakin geç kalınmıştır. Amr Musa’nın teklifine benzer bir teklif daha önce Bahreyn dışişleri bakanı tarafından da ortaya atmış lakin o projeye İsrail’i de dahil etmesinden dolayı teklif Şimon Peres’in Yeni Ortadoğu’suna benzetilmiş ve tepki çekmiştir. ‘Kudüs Zirvesi ve Umudun Dönüşü’ yazısında George Sem’an Türkiye’nin Arap Birliği ile iltisaklı olmasının Araplar için yeni bir umut kaynağı olduğunu ifade etmektedir. Yazısında birkaç vurgu yapmaktadır: Birincisi, Türkiye’nin Sirte zirvesine gelişi ve bunun ötesinde Ortadoğu’da aktif politika izlemesi hem Arapların hem de onun ötesinde Batılıların arzusudur. Türkiye’nin yanındaki varlığı Araplara güven telkin etmekte ve güç vermektedir. Bu bir taraftan İsrail’i dengelerken diğer taraftan da İran’ı dizginlemektedir. Dolayısıyla, Araplarla birlikte Batılılar Türkiye’nin dönüşüne itiraz etmiyor ve bundan korku da duymuyorlar; Türkiye’yi barışın ve istikrarın anahtarı olarak görüyorlar (http://www.alquds.com/node/246539). Türkiye’nin dönüşünü bu şekilde alkışlamaları aslında mevcut Arap yapısının ve düzeninin çıkmazını da gösteriyor. Selame Ahmet Selame gibilerinin deyimiyle Türkiye’nin Araplarca kabulü geç kalmış olsa da ileri bir adım olduğunda kuşku yoktur.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim