1. YAZARLAR

  2. Eser Karakaş

  3. Küreselleşme karşıtlığı ve sonuçları
Eser Karakaş

Eser Karakaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Küreselleşme karşıtlığı ve sonuçları

A+A-

Küreselleşme konusu öyle birilerinin sandığı gibi belirli merkezlerin tasarladığı bir süreç pek değil. ABD'de 70'lerin başında Silikon vadisinde başlayan bir teknolojik süreç dünyayı 25-30 sene içinde bambaşka bir yere taşıdı, merkez ülkeler sanayi sonrası topluma geçiş sürecine girdiler.

Türkiye gibi sanayileşme sürecinde ciddi sorunları olan ülkeler bile, şayet 80'lerde iletişim altyapısına gerekli yatırımı yaptılarsa, yeni dünya düzeninin, iletişim devriminin, sanayi sonrası toplum modeline geçiş sürecinin bir yerlerine tutunmaya çalışıyorlar.

Turgut Özal'dan geriye hiçbir şey kalmayacaksa bile 80'li senelerde küresel süreci iyi okuyup iletişim teknolojilerine yaptığı yatırımlar ve bu yatırımların sonucu olarak Türkiye'nin bir yerlere tutunabilme ihtimali kalacak; ihtimal diyorum zira Özal sonrası ve özellikle 90'lı yıllarda Türkiye'nin yönetimine damgasını vuran temel özellik yeni süreci okuyamamak olmuş idi.

Tarihte her dönemde teknolojik atılımların toplumsal gelişmişlik düzeyinden nispi bir özerkliği olmuştur, bu kez de büyük ölçüde öyle oldu ve iletişim teknolojilerinde önceden çok net hesaplanmayan devrimsel dönüşümler sermaye hareketlerini çok hızlandırdı ve bu süreç hem ulus-devletlerin temel mantığını bozdu hem de yeni gelişmelerin önünü açtı.

Küreselleşme yani mal, hizmet ve özellikle de sermaye ve bilgi hareketlerinde gözlemlenen büyük artışın ekonomik sonuçları da kısa sürede ortaya çıktı; küreselleşme sürecinden son yirmi senedir dünyanın yaklaşık bütün ülke ve yöreleri kazançlı çıktı yani ortalama büyüme oranı geçmişe oranla çok daha yükseldi ama bu arada bazı yerler diğer yerlerinden daha fazla büyüdüler.

Dünyanın kuşkusuz en yoksul kıtası Afrika bile son yirmi senedir tarihinin en yüksek ortalama büyüme oranlarına ulaştı ama ABD, AB ülkeleri ve özellikle Güneydoğu Asya diğer bölgelerden daha hızlı büyüdüler; mal, hizmet, sermaye ve bilgi akışının hızlanması yani küreselleşme süreci hem her yerde zenginliği hem de eşitsizliği artırdı.

Bu aşamada ise eski iktisat tartışmaları devreye girdi ve insanlar yüksek büyüme ve daha adil bölüşüm arasında kaldılar ve bu eksende küreselleşme süreci bir ideolojik fay hattı oluşturmaya başladı.

Yeni üretim model ve tekniklerinde bilgi faktörünün sermaye faktörünün yaklaşık her yer ve sektörde önüne geçmesi aslında ülke içinde gelir bölüşümünü daha adil kılmaya yönelik bir süreci de başlattı, zira yine yaklaşık her yerde beşeri sermaye dağılımının sermaye stokunun dağılımından daha adil olduğuna kuşku yoktu.

Küreselleşme tartışmaları ülke içlerinde gelir bölüşümünü biraz düzelten, ülkeler arası bozan ama yüksek büyüme oranları nedeniyle bölüşüm tartışmalarını gölgeleyen bir süreçle bugünlere yani krizin baş gösterdiği günlere kadar geldi; kriz demek ise büyüme oranlarının düşmesi demek idi.

Bu aşamada küreselleşme süreci ilk kez düşük hatta sıfır düzeylerinde büyümeyle baş başa kaldı; unutulmaması gereken temel nokta herkes, yöneticiler, siyasetçiler, iktisatçılar, tüm aktörler küreselleşme sürecinde ilk kez krizle karşılaşıyorlar ve bu nedenden bu yeni duruma uygun refleksleri çok gelişmiş değil.

Yanlış refleksler üremeye başladığı andan itibaren de krizin boyutları daha da artmaya yani büyüme oranları daha olumsuz etkilenmeye başlıyorlar; konuya yönelik çok somut bir örnek vermek istiyorum.

Almanya'da geçtiğimiz günlerde, hatta tam tarih vermek gerekirse 31 Ağustos günü büyük sigorta grubu Allianz, kendisine bağlı Dresdner bankasını başka bir Alman bankası Commerzbank'a 9,8 milyar Euro'ya sattı.

Allianz grubunun aynı Dresdner bankasını 2001 senesinde 24 milyar Euro'ya satın aldığını düşünürsek, biraz kötü yönetim, biraz da krizin etkilerini daha net görebiliriz.

Dresdner ve Commerzbank evliliğinden ise yaklaşık 67 bin kişi istihdam eden ve Almanya'da 11 milyon özel müşterisi olan bir dev doğuyor ama birleşme sonrası 2.500 kişilik bir istihdam kaybı kötü ihtimalinden de bahsediliyor.

Benim özellikle üzerinde durmak istediğim konu ise başka; satış sürecinde Dresdner bankasına aynı zamanda Çin'den de önemli bir talep geliyor.

Çin Kalkınma Bankası Dresdner bankasını Allianz grubundan üstelik Commerzbank'ın ödediği 9,8 milyar dolardan çok daha fazla bir fiyata satın almak istiyor, üstelik parayı da nakit ödemeyi teklif ediyor; Commerzbank'ın ödeme planı Çin Kalkınma Bankası'na oranla çok daha vadeli bir plan.

Meselenin belki çok daha önemli bir yanı da, yani satış miktarı ve vade yapısından da önemlisi, Dresdner bankasının Çin Kalkınma Bankası tarafından satın alınmasının Alman bankacılık ve sigorta sektörüne dev Çin piyasasına giriş için büyük olanaklar sunması.

Ama, Allianz grubu bankayı Commerzbank'a satmayı tercih ediyor.

Bu tercihin Almanya'da "iktisadi vatanseverlik" olarak lanse edildiğini duyuyoruz ama kanımca meselenin arka planında küresel krizin, ekonomi aktörlerini karar ve uygulamalarında daha içe kapanmacı ve risk sevmeyen bir tutuma yönlendirmesi.

Dresdner bankası Çin Kalkınma Bankası'na 9,8 milyar Euro'nun üzerinde ve peşin satılsa idi, Allianz grubu böylece bankacılık ve sigorta sektöründe Çin piyasasına daha rahat girebilse idi, hiç kuşkusuz bu durum hem Allianz grubu, hem Dresdner ve hem de Çin Kalkınma Bankası için daha iyi olacaktı ama yeni durumun yarattığı çekingenlikler iktisatçıların tabiriyle optimal altı bir sonuca götürdü.

Benzer durumlarda başka yer ve zamanlarda da hep optimal altı sonuçlar üremeye başladığında bu gidişin küresel büyümeyi olumsuz etkileyeceği kesin; büyüme düştükçe gelir bölüşümünün de bozulacağına kuşku yok.

Dünyanın tüm iktisadi aktörleri önemli bir sınavdan geçiyorlar; "kriz ortamında içe kapanmacı mı yoksa daha atak iktisat politikaları mı uygulayacaklar?" sorusu önümüzdeki dönemin en belirleyici sorusu olacak.

Küreselleşme ve kriz ilk kez birlikte yaşanıyor, ortada bir "know-how" sorunu var.

Sezgileriyle ve zekalarıyla optimal çözümleri bulanlar krizi daha kolay, diğerleri daha büyük zararlarla atlatacaklar.

Küresel kriz mutlaka geçici ama verdiği zararların az ya da çok olması önemli.

Zaman gazetesi

YAZIYA YORUM KAT