1. YAZARLAR

  2. Yıldırım Türker

  3. Kürdün tanıklığı, kadının gücü
Yıldırım Türker

Yıldırım Türker

Yazarın Tüm Yazıları >

Kürdün tanıklığı, kadının gücü

A+A-

Kürt açılımı karşısında umuda gark olup barış rehavetine kapılmanın zamanı değil henüz.

Kürt açılımını muştulayan bir gelişme olarak aldık elbette, Levent Ersöz’ün, Albay Cemal Temizöz’ün hakkında

açılan davaları.

Her ikisi de Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşadığı coğrafyada anlı kanlı apoletliler olarak çok iyi bilinirler.

Ama bunun fazla bir önem taşıdığını söylemek mümkün değil.

Çünkü çok iyi biliyoruz ki, Kürdün tanıklığı geçerli bulunmuyor. Orada, reddedilmiş diliyle yaşayagelen halkın yaşadıklarına, tanık olduklarına kulak vermek, siyasi otoritemiz tarafından hep fuzuli bulunmuştur.

Bunun en çarpıcı örneği, Şemdinli’de boynunu büktüğü için bir türlü başını dik tutamayan Başbakan’ın o zamanki değerli saptamasında cisim bulmuştur.

Ama Şemdinli’yi özetlemeden olmaz elbet.

Bir kitapçıyı bombalayan, yargının erişemediği karanlık askerleri halk kendi imkânlarıyla yakalamış, ama gönülsüz yargı olay mahallinde inceleme yapmaya çalışırken aynı kutsal çete tarafından halkın üstüne ateş açılmış, bir kişi oracıkta ölmüş ve inceleme de sekteye uğramıştı. Bu olayda o karanlık askerler, elbette sözgelimi İstanbul’da sergileyemeyecekleri bir gözü karalıkla davranmış, yörede sürdürmekte oldukları üsluptan hiç taviz vermemişlerdi.

Henüz Genelkurmay Başkanı olmayan Büyükanıt, kitapçıyı bombalayıp suçüstü yakalanan uzman çavuş Ali Kaya için “Tanırım, iyi çocuktur” demiş ve bu sözleri etmesini yanlış bulanları da bir türlü anlayamamıştı. Meğer yakında Genelkurmay Başkanı olacak olan bir orgeneralin, bir dükkana bomba atıp, şansı yaver gitmediği için ancak bir kişiyi öldürebilip suçüstü yakalanmış olan bir adamdan ‘iyi çocuk’ diye bahsetmesi kimi kurumlara bir göz kırpma olarak algılanamazmış, deyip geçmiştik.

Başbakan Erdoğan da Şemdinli olayları üstüne hukuk anlayışını aşikâr eden bir demeç vermişti. Şimdi Kürt açılımını önümüze getirirken hatırlıyor mudur acaba: “Oradaki (Şemdinli’deki) vatandaştan tanık olarak istifade edemezsiniz. Çünkü her an tehdit altında. Orada bölücü örgütün istemediği bir şey söylerse yanmıştır.”

Kimi mucizelere inananlar bu sözler üstüne kıyamet kopacağını, bu kan dondurucu ayrımcılık dersinin hayatın her alanından yükselen tepkilerle karşılanacağını ummuştu. Oysa Erdoğan, savaş hali terimleriyle düşünmeye, o terimlerin dayattığı ruh haliyle korunmaya alıştırılmış bir halkın karşısında konuştuğunu biliyordu. Tabii ya, düşmanın sözüne güvenip, ona göre hareket edecek değiliz. Ne var bunda anlamayacak?

Başbakan’ın incilerini saçmasının üstünden birkaç gün geçmişti ki  halk tarafından suçüstü yaka paça yakalanan astsubayların avukatları konuştu. Astsubayların tutuklanmasını gerektirecek hiçbir vaka görmediklerini belirterek, “Tanık beyanları tek başına ceza tayininde delil olamaz” dediler. Baklayı da ağızlarından çıkarıverdiler: “Müvekkillerim lehine bilgi verecek, beyanda bulunacak tanık bulamıyoruz. Bölgedeki vatandaş tepki ve baskılardan korkarak lehimize tanıklık etmiyor. Ancak aleyhimize tanıklık eden, beyan veren birçok insan ortaya çıkabiliyor. Devlet aleyhinde tanıklık yapılması için vatandaşlara baskı var.”

Koskoca başbakan dediklerine kefildi nasıl olsa.

Şimdi başta kruvazör Hürriyet olmak üzere kimi organların şen şatır bir edayla duyurdukları Temizöz davası gelişmelerine bakalım.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 20 faili meçhul cinayetle ilgili hakkında dava açılan Temizöz ve korucubaşı Kamil Atak (ki kendisi hakkında da epeyi yazmışlığımız var) derin birer nefes aldılar. Çünkü davanın gizli tanıkları ‘Tükenmez Kalem’ ve ‘Sokak lambası’ zaten iki hafta önce ifadelerini geri çekmişti. İfadelerindeki onca ayrıntılı Temizöz marifetlerini meğer kendileri uydurmuş.

Şimdi de Atak’ın kardeşi Mehmet Nuri Binzet, dava dosyasındaki cinayetlere ilişkin ifadelerinin düzeltilmesini talep ediyor.

Yani askerine hiçbir koşulda toz kondurmayan basınımıza göre davanın tanığı kalmadı.

Tanıklar besbelli çok güçlü odaklarca tehdit ediliyor, ifadelerinden caymaya zorlanıyor.

Yahu, Cemal Temizöz ve gibilerinin vahşet uygulamalarını biz sadece bu tanıklardan mı işitmiştik?

Cemal Temizöz’ün Cizre’de JİTEM komutanı olduğu 1993-96 arası, faili meçhul cinayetlerin en yoğun olduğu, hukukun hayra yorulmayacak bir rüya olduğu dönemdi.

O dönemde birçok kişi köyünü, evini-barkını terk etti.

Şırnak Baro Başkanı Nuşirevan Elçi anlatıyor; “İnsanlar Temizöz’le karşılaşmamak için yollarını değiştirirlerdi. Faili meçhul cinayetlerle ilgili, belki de, adı Levent Ersöz’den daha çok anılan biridir.”

O toprakların kâbusu Temizöz’ün marifetlerinin çoğunu, eski PKK militanı ve JİTEM’in kadrolu tetikçisi Abdülkadir Aygan’ın beyanlarından biliyoruz. Hatırlayalım:

Hasan Ergul cinayeti: Aygan’ın anlattıklarının araştırılması sonucunda kemiklerine ulaşıldı, DNA testi sonucunda ailesine teslim edildi. Ergul, JİTEM’in Silopi, Diyarbakır ve Elazığ timlerine götürülmüş, öldürüldükten sonra cesedi çuvala konup Hazar Gölü’ne atılmıştı.

Murat Aslan cinayeti: Aygan’ın anlattıkları sonucunda cesedinden kalanlar bulunan Murat Aslan’ın öldürülmesiyle ilgili, Diyarbakır Barosu’nun 2005’te hakkında suç duyurusunda bulunduğu 30 kişiden biri de Temizöz’dü. Ama Diyarbakır Barosu da Kürtlerden oluşuyor, değil mi?

Güçlükonak katliamı: 1996’da 11 kişinin öldürüldüğü Güçlükonak katliamıyla ilgili insan hakları savunucularının hazırladığı rapor da, dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Ekmen’in anlattıkları da, katliamın arkasında JİTEM’in olduğunu işaret ediyor. Bu dönemde, Cizre ilçesinin jandarma komutanı Cemal Temizöz’dü.

Şemdinli bombacısı, ‘Mutkili’ lakaplı ‘iyi çocuk’ Ali Kaya’nın da Temizöz’ün emrinde çalışanlar arasında olduğu biliniyordu.

Şırnak ve Cizre’de Temizöz’ün itirafçılardan kurulu sıkı bir ekibi vardı. Yanlarına da bir-iki tane sivil uzman çavuş verilmişti. “Bunlar orada terör estirdiler. Kimi insanları milis diye veya kardeşi dağda diye kuyulara atmışlardı, kimilerinin evlerinin altına anti-tank mayını koymuşlardı, kimisini sığınağa koyup, yani sığınağa baktırma bahanesiyle bomba atarak imha etmişlerdi.”

Aygan’ın anlattıklarının bin beterini yörede yaşayanlardan dinlemek mümkün. Yörenin baroları, sivil toplum kuruluşları yıllardır çırpınıyor. İşte onların tanıklığının geçerli olmadığını belirtmiş bir başbakanın temsil ettiği devlet şimdi Kürt açılımına hazırlanıyor.

Tanıklığını geçerli kabul etmediğiniz bir halka nasıl bir açılım götüreceksiniz?

Barış, barışarak gerçekleştirilir. Burun sürterek değil.

Kadınlar çözüme çalışıyor

31 Mayıs’ta Diyarbakır’da Barış İçin Kadın İnisiyatifi Girişimi’nin çabalarıyla, ‘Söyleyecek sözümüz, çözümü geliştirecek gücümüz var’ sloganıyla bir araya gelen kadınlar; kadınların barış mücadelesine süreklilik kazandırmak, sürece müdahil olmak için, bu buluşmalara devam etme kararı almıştı. İkinci buluşma 28 Haziran’da Ankara’da yapıldı. Bu toplantıda Diyarbakır’daki buluşmada dile getirilen önerileri de dikkate alarak, üçüncü kadın buluşmasını Hakkâri’de gerçekleştirme kararı alındı. Anlatıyorlar:

“8 Ağustosu 9 Ağustos’a bağlayan gece, Hakkâri ili Berçelan Yaylası’nda, çadır kurarak, bir gece Barış Nöbeti tutacağız. Türkiye’nin dört bir yanından gelen kadınlar olarak ortak amacımızı, ‘Operasyonlar dursun, barışın yolu açılsın’ sloganıyla dile getireceğiz.

Ayrıca Berçelan’daki Kadın Barış Buluşması sırasında kuracağımız platformu, barış özlemlerimizi, umutlarımızı, beklentilerimizi, gelecek güzel günlere dair hayallerimizi paylaşmak için kullanacağız. ‘Barış İçin Sen de Sözünü Söyle’ sloganıyla tanımladığımız bu platform, eyleme katılan kadınların, barış adına aklından geçenleri kısaca anlattıkları, şarkılarını barış için söyledikleri, şiirlerini barış için okudukları bir serbest kürsü olsun istiyoruz.

Şiddet dolu yıllar boyunca yaşadıklarımızı, bu yaşanmışlıklara dair tanıklıklarımızı paylaşmanın, duygularımızı ifade etmenin, birbirimizi anlama çabası göstermenin,  birbirimizin yüreğine dokunmanın, birbirimizin halinden anlamanın, bizleri barışa bir adım daha yaklaştıracağına inanıyoruz.

Bu nedenle kadınlar olarak sazımızla, sözümüzle, şiirlerimizle, şarkılarımızla, yüreğimizin sesiyle Barış Buluşmasında, Barış İçin Sözümüzü söylemek için buluşuyoruz.”

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT