Kürd'ün sorununu kim çözsün?

01.08.2009 04:25

Yasin Aktay

Kürt sorununun teşhis ve çözümü noktasında gelinen noktanın geçmişe nazaran bir hayli ileri bir nokta olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Ancak ilginç olan çözüm yolundaki irade temayüz ettikçe Kürt sorununa ilişkin söylemlerin çok daha kitlesel bir dille ifade edilmeye yüz tutması oluyor.

Bir bakıma bunda şaşılacak bir şey yok. Düne kadar Kürt sözcüğünün telaffuz edilebileceği bir özgürlük ortamı bile yok iken, bugün sorunun hem telaffuzu hem de çözümü noktasında, hem beklentilerin hem de sorunun varlığıyla ilgili tanıklıkların daha yüksek sesle ifade edilebiliyor olması bile açılan ufkun ne kadar genişlemiş olduğunu gösteriyor.

Bu konudaki sabırsızlık ifadeleri de bir yanıyla açılan bu serbestlik ortamından cesaret bularak mümkün olabiliyor. Bugün Kürt unsurunun artık devlet tarafından inkâr ediliyor olduğu söylenemez. Bu noktada devletin attığı birçok adımla, Kürt sorununun varlığını tescil eden bir çok yaklaşımdan geri dönülmüş durumdadır. TRT Şeş ve Üniversitelerde Kürt dili enstitülerinin kurulmasıyla birlikte sorunun başı olan “inkar” tutumundan geri dönülmüş olduğu söylenebilir. Bu tanımanın biraz daha yasal güvencelere bağlanması ve anadilde eğitim imkânına dair bazı somut adımların atılmasıyla sorun bir Kürt sorunu olmaktan zaten çıkmış, geriye demokratikleşmeyle ilgili genel çerçeve bozuklukları kalmış oluyor. Bu sorunlar da sadece Kürt sorunuyla sınırlı değil, Türkiye halkının genel demokratik vatandaşlık seviyesinin gerektireceği bir standardın sorunlarıyla ilgili olacaktır.

Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın Kürt sorunuyla ilgili beklenen konuşmasını büyük bir dikkat ve rikkat ile “demokratik açılım” üst başlığı altında sunması bu açıdan son derece yerindedir. Doğrusu sayın Atalay'ın her kelimesini titizlikle seçerek yaptığı konuşmasında dile getirdiği en önemli konulardan birisi ülkenin entelektüel birikimine yaptığı vurgu ve davet olmuştur. Zaten genellikle bu konuyu ve diğer bütün konuları her türlü demokratik tartışma ve katılıma kapatmaktan kaynaklanmıyor mu bütün sorunlar?

Devlet adına iş görenlerin Türkiye'nin konuşan unsurlarını ya “bizden” veya “düşmanlardan” (iç veya dış) diye fişleyerek yürüttükleri medya takibini sayın Atalay'ın “her türlü entelektüel katkı kabulümüzdür” mealinde yepyeni bir düzeye eriştirmesi, devlet aklının erginliği açısından çok güven veren bir üslup.

Kürt konusunda yazılıp çizilenlere hiçbir rezerv koymadan her türlü değerlendirmeyi bir katkı gibi dikkate alan bir yaklaşım Türkiye'nin diğer sorunları için de model alındığında Türkiye'yi hiçbir gücün tutamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü şimdiye kadar bütün sorunları büyüten tek şey konuların tartışmaya, dolayısıyla siyasete kapalı tutuluyor olmasıydı. Devletin gittikçe genişleyen güvenlik alanları bir de her türlü tartışmaya kapanınca konu sadece “dost” ve “düşman”ın anlaşıldığı bir alan gibi görülmüş oluyor. Konuyu bilen “düşman” sayılmamak için yutkunmak zorunda kalıyor, bu durumda konuşanlarınsa hangi maslahatı korumak üzere konuştukları anlaşılmıyor.

Geldiğimiz noktaya bakarak bu noktayı belli bir mücadelenin, bilhassa silahlı mücadelenin bir zaferi gibi sunmak Ruşen Çakır'ın çok isabetle belirttiği gibi bu süreci sabote etmenin en etkili yolu olur. Demokratikleşme bu ülkenin silahlı şantaja rağmen yürüttüğü ve yürütmesi gereken bir süreçtir. Kaldı ki silahlı mücadelenin Kürt sorununun çözümünde bu noktaya gelmeyi sağlamış olduğu asla doğru değildir. Türkiye'de silahlı mücadele bu sorunu beslemekten ve çözümünü geciktirmekten, savaş sektörünü güçlendirmekten başka bir amaç için kullanışlı değildir. Devlet adına bu savaşı yürütenlerin bu savaştan bıktıkları için geri adım atıyor olduklarını zannediyorsanız daha çok aldanırsınız. Bu savaş başkalarının çocukları için ölüm ve ateş üretiyor kendi çocukları için değil. Başkalarının şehitliği kendi ceplerini şişirdiği ölçüde bu savaş hiçbir devleti bıktırmaz.

Şunu anlamamız lazım. Türkiye'de demokratik açılım bir siyasi tercihtir ve bir tercih olarak o ölçüde değerli ve maliyetlidir. PKK'nın silahlı mücadelesini canına minnet bilecek güçlü bir savaş lobisi vardır ve bu lobinin yükselen silahlı tepki veya protestolardan rahatsız olmak şöyle dursun, onlarda kendi payidarlığının teminatını gördüğü artık kuşku götürmez bir geçektir..

O yüzden Kürt meselesinin açılımını bir tür “devleti dize getirme” diye bakanların sorunun çözümüne bir katkıda bulunmaları da mümkün değil zaten. Gerçekten samimiyetle Kürt sorununun çözümünü isteyenlerin bu süreçte başrol oynamak gibi bir ısrarları olmaz.

Sonuçta süreç hayırlı olacaksa bunun kimin eliyle olduğunun çok önemsenmemesi lazım. Yeter ki niyet gerçekten çözüm olsun.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim