1. HABERLER

  2. HABER

  3. Kürdistan’dan Yükselen İslami Çığlık: Şeyh Said
Kürdistan’dan Yükselen İslami Çığlık: Şeyh Said

Kürdistan’dan Yükselen İslami Çığlık: Şeyh Said

Şehadetinin 86.yıldönümünde Şeyh Said'in hayattaki yakınları, Şeyh Said kıyamının iki nedeni ve iki boyutunu anlattılar.

A+A-

Türkiye Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte Batı'dan ithal edilen ideolojiler, devlet politikası olarak benimsenerek, yeni bir sürece girildi. Bu süreçte özellikle Müslüman halk ve din adamları büyük zulümlere maruz kaldı. Âlimlerimiz, şeyhlerimiz darağaçlarında sallandırıldı. Erkeklerin fesine, kadınların başörtüsüne bile tahammül edilmedi. Halkın değerleri yok sayıldı.

Diyarbakır'ın Dicle ilçesinde 1925 yılında Şeyh Said öncülüğünde zulme karşı bir kıyam başlatıldı. Bu İslami hareket Kürt illerinde giderek büyümeye başlayınca ihanet şebekesi devreye sokuldu ve bundan 86 yıl önce hareketin lideri Şeyh Said ve 47 arkadaşı idam edilerek şehit edildi. Şehadetinin 86.yıldönümünde Şeyh Said'in hayattaki yakınlarıyla Şeyh Said'i konuştuk.

Kıyamın Başlangıcı
1924 yılında yakalanma ve göz altıların yaşandığı sırada özel bir mahkeme tarafından Şeyh Said ifade vermek için Bitlis'e çağrıldı. Ancak Şeyh Said, yakalanacağı anladı ve gitmedi. Daha sonra Şeyh Said Erzurum'un Kırıkan köyünde kongre düzenledi. Şeyh Said halkın hem dini hem de siyasi lider olarak seçildi. Daha sonra tebliğ amaçlı Bingöl'ün Genç ilçesine, oradan da Lice'ye geçti. Şeyh Said ile arkadaşları bir toplantı düzenledi ve toplantı ile bir karara varıyorlar. Karar şöyle idi: "Biz savaşmak istemiyoruz, bizim tek istediğimiz siyasi ve dini özgürlüktür." "Şeirat-ı Din ve İslam-ı garra lağvedilecek" düşüncesi Şeyh Said'te hasıl olunca hemen Mustafa Kemal'e bir mektup yazar. Şeyh Said mektubunda şunun altını çizer, "Batıdan ilim ve fen almanıza bir şey demiyoruz, ama İslam baki kalsın." Ancak bu mektuba cevap almaz.

Şeyh Said Lice'de iken ona bir provokasyon yapılacağı haberi gelir. Şeyh Said provokasyona karşı akşam yola çıkarak Dicle'ye (Piran) geçti. Orada irşat çalışmaları yaparken, bazı askerler gelip, "4 tane kaçak var, onları bize teslim edin" diyor. Evin sarıldığını gören Şeyh Said, jandarma teğmenlerine haber gönderir; "istediğiniz adamlar benim yanımdadır. Şimdi bunları yakalarsanız, benim şeref ve haysiyetimi çiğnemiş olursunuz. Hükümetin kolu uzundur. Bu suçluları istediğiniz zaman yakalayabilirsiniz" der. Teğmenler ise şöyle karşılık vermişlerdi: "Bizim görevimiz, bunları hemen yakalamaktır. Bu iş için buraya geldik. Yakalayıp götürmek zorundayız." Daha sonra askerler kaçakların üzerine ateş ediyorlar ve Şeyh Said kıyamı bu provokasyonla erken başlıyor.

Asker, erken savaş için provokasyona gitti. Çünkü amaçları Kürtler örgütlenmeden bastırmaktı. O dönemler Şeyh Said henüz tebliğ aşamasında idi, cihat için şartlar tam oluşmamıştı. Şeyh Said'in amacı, hem bölgenin ileri gelenleri hem de batıdaki ileri gelenleri bir araya getirmek idi; ama bunu fark eden o zamanın hükümeti ve askerleri, bölgede başlayan bu başkaldırma hareketi, Anadolu hareketine dönüşmeden bir provokasyon bastırmak ve Kürtleri imha etme kararı almışlardı. Nihayetinde de böyle oldu.

Tutuklanması
Şeyh Said Kıyamı 1925 yılının Şubat başında, Kürdistan'ın bütün bölgelerinde birden başladı. Şeyh Sait'in kuvvetleri Genç'in kuzeyinde zor durumdaydılar. İran'a çekilme kararı aldılar. 15 Nisan'da Şeyh Sait bacanağı Binbaşı Kasım'ın ihbarı üzerine, Muş ve Varto arasındaki Abdurrahman Köprüsü'nde pusuya yatan askerlere esir düştüler. Şeyh Said'i arkadaşlarıyla beraber 5 Mayıs günü Diyarbakır'a (Amed) getirirler. Yargılandıkları zaman karar zaten belliydi. 29 Haziran'da Şeyh Said ile beraber 47 arkadaşı idam edildi.

Şeyh Said'in Son Sözleri
Şeyh Said asılacağı sırada bir kâğıdın üzerine Arapça şöyle yazıyor: " Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur. Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslâm içindir." ve bir başka sözü: "Arkamızdan ağlayıp da zalimleri sevindirmeyin. Kıyamımızı iyi anlayın ve bizden sonrakilere anlatın."

Mezarları Bile Yok
İstiklal Mahkemelerinin kararlarıyla idam edilen Şeyh Said, Üstat Bediüzzaman, Atıf Hoca, Esad Erbili ve Seyit Rıza'nın naaşları geçmiş hükümetler tarafından bilinçli olarak gizlendi. Sonraki hükümetler de bu konuya hiç eğilmedikleri için mezarları halen bilinmiyor.

Şark Islahat Planı
Mustafa kemal Atatürk ile İsmet Önünü bölgeye müfettişi umumi, yani bölge valisi olarak Abidin Özmen'i gönderdi. Abidin Özmen de 'Şark ıslahat planı' devreye soktu. Bu plan ile şarktaki bazı aşiretleri dize getirmek, öldürmek, bazılarını da sürgüne göndermek ve sonunda insanlaştırılan bölgede dışarıdan gelen muhacirleri yerleştirmek idi. Bu plan uygulandı.

Temizlik Harekâtı
Şeyh Said ve arkadaşları Diyarbakır'da idam edildikten sora temizlik harekâtı başladı. Toplu katliamlar için iki tane Ali seçildi; Ali Haydar ve Ali Polat… Bu iki subay köy köy gezip, toplu katliamlar yaptılar. Çoluk, çocuk demeden herkesi öldürdüler. Birçoğunu canlı canlı yaktılar…



Av Muhammed Akar: Tüm Mağduriyetler Giderilmeli
Dedesi Şeyh Sait'in kardeşi olan Avukat Muhammed Akar, Şeyh Said kıyamını zulme karşı Kürt halkının İslami çığlığı olarak nitelendiriyor. Türkiye toplumunda bir değişim arzusu, toplumsal mutabakat ve konsensüs arzunun dile getirildiğini belirten Akar sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan, Diyarbakır mitinginde yaptığı konuşmada, 'Büyük devletler hatalarıyla yüzleşebilen devletlerdir' demiştir. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ise "Devlet geçmişte Kürtlere karşı haksızlık etmiştir" demişti. Bu açıklama devletin bir ve iki numaralı isimlerin açıklamasıdır. Bu olumlu bir gelişmedir. Bu günlerde de yeni bir anayasadan bahsediliyor. Halelleşmeden bahsediliyor, eğer halelleşmekten bahsediliyorsa geçmişte mağdur edilen Müslüman Kürtlerle görüşülmesi lazım. Toplumun büyük bir kesimi bu süreç içinde mağdur edilmiştir. Ya kâmil manada herkesin hukuku kabul edilir, ya da Türkiye bu sorunlarla uzun bir zaman daha boğuşmak zorunda kalır. 1925 yılındaki Şeyh Said kıyamı ve 1930 yılındaki Ağrı ayaklanması, bunların arasındaki tüm kıyamlar bir bütündür. Şeyh Said kıyamı esas depremdir, diğerleri de artçı depremlerdir. Cumhuriyet, bölgeyi boşaltmak istedi, asimilasyona tabi tutmak istedi. Buna karşı kendini savunmak isteyenler isyancı diye bastırdı, kıyımdan geçirildi. Büyük âlimlerimiz idam edildi, ancak mezarları bile yok, aileler bu konuda muzdariptir. Bu insanların halen çocukları yaşıyor, onlar babalarının, dedelerinin mezarı başında Fatiha okumak istiyor. Bu nedenle derhal mezarları ortaya çıkartılmalı… Mallarına el konuldu. Ve bu inanlara hakaret edilmektedir. Şeyh Said ve arkadaşlarıyla ilgili inkılâp kitaplarında dış güçler yani İngilizlerle işbirliği yaptıkları iftiraları geçiyor. İsmet Önünü o zamanlar ağzından şu cümleyi kaçırdı: 'Şeyh Said ayaklanmasıyla ilgili İngilizlerin yardımı tespit edilmedi' demişti. İngilizlerle işbirliği yapanlar Cumhuriyet korucu elitleridir. Örnek vermek gerekirse, Diyarbakır'a Fransız ve İngiliz tren hattı üzerinde askerler sevk edildi. Bu bir anlaşma neticesinde olmuştur."

Devlet Özür Dilemelidir
Şeyh Said kıyamında Tunceli'de (Dersim) çok daha fazla katliamların yaşandığını belirten Akar, Dersimin bir vilayetin olduğunu, ama Şeyh Said kıyımında 12 vilayette, onlarca ilçede ve yüzlerce köyde katliamların yaşandığını söyledi. Akar, "Kahire'de yayımlanan bir belgeye göre, sadece Diyarbakır'ın Lice ve Bingöl'ün Genç ilçesinde 12 bin sivil insanın katledildiği, köylerin haritan silindiği yazılı. Böyle belgeler çoktur, ama bu belgeler devletin arşivindedir. Bu belgeler ortaya çıkartılsın. Bir kan davası peşinde değiliz, ama sivil kıyımlar ve idamlardan dolayı devlet özür dilemelidir." dedi.

Kıyamın Nedeni ve Boyutu
Şeyh Said'in iki nedenden dolayı kıyam yaptığını ifade eden Akar; "Birincisi Salâbeti diniyem incindi (Dini gayretim incendi, yapılan reformlar ve uygulanan politikalar beni rencide etti) ve İkincisi; Hamiyeti Kürdiyem. Şeyh Said, Kürt toplumunun bir ferdidir. Kendi toplumunun yok sayılması, inkâr edilmesi, hele hele kendi topraklarının dışına sürgün edilmesine karşı sesiz duramazdı. Şeyh Said efendinin kıyamının iki boyutu vardır; Birincisi; batılılara ve batılcılara karşı bir İslami dirençtir, bir kıyamdır. İkincisi; Müslüman ve mazlum Kürt halkın Kur'an'dan almış olduğu hakların inkâr edilmesine karşı İslami çığlıklarıdır." diye konuştu.

Şeyh Said'in Günlük Hayatı
Şeyh Said'in oğlundan ve yakın kişilerden aldığı bilgiye göre, Şeyh Said efendinin günlük hayatını anlatan Akar, "Şeyh Said efendi, çok yönlü bir insandı. Kan davlarını barıştıran, fakirlere yardım eden birisiydi. Durumu çok iyi olmasına rağmen, ticaretle uğraşırdı. Bunun nedeni de şudur: Şey Said birçok medresede talebe yetiştiriyordu. Ancak bu talebelerin giderlerini sağdan soldan veya zekâtlardan toplamak yerine ticaret yaparak gideriyordu. O zamanın tanıkları şunu aktırıyordu, Şeyh Said kesinlikle elini öptürmezdi ve günde iki üç saat yatardı. Kimse Şeyh Said efendi'yi yatarken göremiyordu. Şeyh Said efendi gece namazını kılıp sabah namazına kadar ibadet ederdi. Şeyh Efendinin şair yönü de vardı, ancak evler yakıldığı için şiirleri günümüze gelemedi. Mal mülkü sevmezdi, bu yüzden sürekli fakirlere dağıtırdı."

Tutanaklar Ortaya Çıkartılsın
10 yıldan fazla tutanakların gizli kaldığı tek ülke Türkiye olduğunu belirten Akar, "Genelkurmay'daki, TBMM' deki bütün tutanaklar tarihçilerin araştırmasına açılsın. Ermeni olaylarında tarihçiler diyorlar ki, buyurun gelin belgeleri inceleyin, burada da öyle olsun. O gün ne olmuş, kim haklı kim haksız ortay çıksın, ancak bu şekilde vicdanlar sükûnet bulur" dedi.
 


Şey Said'in Yeğeni Şeyh Fahrettin Akar'ın Sürgün Hayatı
Şeyh Said efendinin idam edilmesinin ardından da direnişin halen sürdüğü belirten Şeyh Said'in yeğeni Şeyh Fahrettin Akar, daha sonra bir af çıkartıldığı ve dağdan indiklerini söyledi. Dağdan iner inmez sürgüne gönderildiklerini belirten Akar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Önce bizi Elazığ'a oradan Malatya ve daha sonra Mersin limanına götürdüler. Bir gemi ile bizi Tekirdağ'a götürüp, yıkık okula yerleştirdiler. Okulun pencereleri olmadığı için kâğıt parçalarıyla kapattık. Ne paramız ne de aşımız vardı, zaten orada insanlar düşman güzüyle bakıyorlardı bize. Çok zorluklar çektik. Kışın soğuktan donuyorduk. Kaymakamın izni olmadan hastaneye bile gidemiyorduk. Bu durum yaklaşık 10 yıl sürdü, daha sonra da eve döndük."

Şeyh Said Kimdir?
Şeyh Said 1865 yılında Erzurum'un Hınıs ilçesine bağlı Kolhisar Köyü'nde dünyaya geldi. Babasının adı Şeyh Mahmut Fevzi'dir. Şeyh Said'in ailesi köklü ve büyük ailelerdendir. Babasının ölümünden sonra bu büyük ailenin bütün sorumluluğu Şeyh Said'in üzerine kalır. Şeyh Said'in ailesi çok zengindi. Sürüleri vardı ve bu sürülerini Erzurum'dan ta Halep'e, Musul'a, Şam'a kadar götürüyordu. Şeyh Said bu arada hem ticaret yapıyor hem de gittiği yerlerde insanlarla ilişki geliştiriyordu.

Şekli ve Şemalı
Şeyh Said uzun boylu, geniş omuzlu ve kıyam zamanında altmış yaşındaydı. Göğsüne doğru sarkan bembeyaz ve uzun bir sakalı, küçük delikli burnu, gizemli sırları taşıyan bakışlara sahip ve çekik gözleri vardı. Fazla kırışmamış geniş alnının çizgilerinde sert secde izleri görünürdü.

Şeyh Said'in Eğitimi
Şeyh Said ilim öğrenmek için medreseye başlar. Muş, Malazgirt, Hınıs ve Palu'da eğitimini tamamlar. Şeyh Said bilinçli ve akıllı bir insandı. Köy köy gezip İslami bilincini insanlara vermeye çalışır.

M. Salih Keskin - İLKHA

HABERE YORUM KAT

5 Yorum