Kürdistan’da “değişim”

31.07.2009 12:47

Yasemin Çongar

“Ferahlıyorum da, boğuluyorum da...”

Bana bunu, yılın büyük bölümünü güneyde geçiren kuzeyli bir Kürt söylemişti.

Güneydeki ortamın kendisine verdiği duyguyu tarif ediyordu.

Süleymaniye’deydik.

İlk başta şaşırsam da, sonraları güneyde daha uzun zaman geçirdikçe, kuzeyli bir Kürt kadar olmasa bile, ben de bu karmaşık hissi anlamaya başladım...

Ve son yıllarda, Irak Kürdistanı’nda yaşayan ya da bölgeye sık seyahat eden Türkiyeli Kürtlerin birçoğundan benzer izlenimler dinledim.

Barzani ve Talabani aileleriyle aidiyet bağı ya da özel bir yakınlığı olanlar müstesna, Türkiye’den bölgeye giden hemen her Kürt, “özgürlük” ve “kuşatılmışlık” hislerini iç içe yaşıyor.

Bir yandan, Kürt kimliğinin, dilinin ve simgelerinin serbest olduğu topraklara gitmek, kendi memleketlerinde bu serbestîden mahrum olan Türkiyeli Kürtleri rahatlatıyor, heyecanlandırıyor.

Bölgenin coğrafi adının aynı zamanda resmî adı olması, her yerde karşılarına “Kürdistan” yazısının ve bayrağının çıkması, Türkiyeli Kürtleri hem gururlandırıyor hem de içten içe gıpta ettiriyor.

Ama Erbil’deyken Diyarbakır’ı, Süleymaniye’deyken İstanbul’u özleyen nice Türkiyeli Kürt tanıyorum ben.

Irak Kürdistanı’ndayken, iki örgüt, iki aile arasında sıkışmış hissediyorlar kendilerini; kimliklerini, kültürlerini serbestçe yaşayabilmenin heyecanını pekiştiren bir “genel serbestlik” durumu yok zira orada... Tam bir demokrasi yok.

Aksine, Irak Kürdistanı’nda, soyadı Talabani ya da Barzani olmayan ya da bu aileler tarafından korunup kollanmayan her Kürt, bir an geliyor, adeta iki derebeylik arasında sıkışmış buluyor kendisini.

Financial Times
’ın 28 temmuzdaki başyazısında kullandığı o çok yerinde tanımla bölgenin “neo-feodal” düzeninde boğulduğunu hissediyor birçok kişi...

“Kürdistan’da Kürt olmak” ferahlamaya yetmeyebiliyor bazen.

***

Belki de bu duyguyu bildiğimden, 25 temmuzda sandık başına giden Irak Kürdistanı’nda, Gorran (değişim) Listesi’nin kazandığı destek beni şaşırtmadı...

Şaşırtmadı ve sevindirdi.

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin liderliğindeki Kürdistan Yurtsever Birliği’nin (KYB) eski yöneticisi Newşirwan Mustafa’nın kurduğu Gorran, tam da o neo-feodal paylaşım düzenine karşı kampanya yürüttü çünkü.

Her ne kadar, en büyük başarıyı Talabani’nin kalesi olan Süleymaniye’de kazandıysa da, Gorran sadece KYB’yi değil, Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’ni (KDP) de hedef aldı.

Her iki partinin, Kürdistan parlamentosu, yargısı, istihbaratı, medyası, peşmerge milisleri ve, tabii, petrolü üzerinde tam bir kontrol sahibi olmasını eleştirdi...

Newşirwan Mustafa’ya göre, Barzani-Talabani ikilisinin otokratik yönetimi, Kürdistan’ı Türkmenistanvari bir eski Sovyet cumhuriyetine döndürüyor; yolsuzluk almış başını yürümüş durumda ve belki de en önemlisi, bu düzen, gerçek bir ekonominin kurulmasını önlüyor.

Gorran’a hak vermemek imkânsız; bölgeyi bilen ve Barzani ile Talabani ailelerine duydukları sempatinin ötesine geçebilen herkes bu eleştirilerdeki doğruluk payını teslim edecektir.

Nüfusunun çoğunluğu, sadakat esasına göre hazineden maaşa bağlanmış bir bölgede, gerçek bir rekabet ekonomisinin kurulması da zor, gerçek bir vatandaşlık bilincinin ve sivil toplumun oluşması da...

***

Sonuçta, Gorran “imkânsız”ı başardı ve Süleymaniye’de KYB’yi geçerek, KYB ve KDP’nin ortak oluşturduğu Kürdistanî Listesi’nin yüzde 50’nin altında oy almasına yol açtı.

Böylece, Irak Kürdistan Bölgesel Parlamentosu’nda eskisinden çok daha kuvvetli bir muhalif grup olacak.

Bu durumun, Irak Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin başına, Neçirvan Barzani’nin yerine, şu anki Irak Başbakan Yardımcısı ve Talabani’nin sağ kolu Berham Salih’in geçmesini suya düşürmesi de mümkün.

KDP, yıpranan KYB’yle anlaşmasını bozabilir ve bölgenin şimdiki başbakanı Neçirvan Barzani’yi yerinde bırakmak isteyebilir.

Hangi olasılığın ön plana çıktığını öğrenmek için, Erbil’de yaşayan gazeteci Rebwar Kerim Weli’yi aradım dün.

Rebwar bana, Berham Salih’in başbakanlığının halen mümkün olduğunu ama KDP içinde buna karşı çıkanların ağır basmaya başladığını söyledi.

İşin ironik yanı şu; bu eğilimin galebe çalması halinde, 25 temmuz seçimlerinin verdiği “değişim” mesajı da bir bakıma es geçilmiş olacak.

Neçirvan Barzani’nin başbakan kalması, “eskinin devamı” anlamına gelecek; dahası, KDP ile KYB arasında kavganın, dolayısıyla da bölgede istikrarsızlığın hortlamasına neden olabilecek.

Buna karşın, Berham Salih bugüne dek adı yolsuzlukla gölgelenmemiş, uluslararası deneyimi geniş, Ankara ile diyalogu sağlam, en önemlisi de reform ve demokratikleşme yanlısı bir siyasetçi...

Salih’in Bağdat’taki hükümeti içinden bilmesi, Şii ve Sünni Arap siyasetçilerle birlikte çalışma deneyimi de ayrıca önemli.

Zira Irak’ta Ocak 2010’da genel seçim var ve Başbakan Nuri El Maliki başta olmak üzere Arap siyasetçilerin, oy hesabıyla, Kürdistan’la zaten netameli olan ilişkileri büsbütün germeleri mümkün.

Velhasıl, Gorran’ın seçim başarısının, bölgeye gerçekten “değişim” mi getireceği, yoksa

KDP-KYB ve Arap-Kürt çatışmalarını yeniden kızıştırarak bir tür “eskiye dönüş” mü başlatacağı Erbil’deki yeni hükümetin başına kimin geçeceğine de bağlı bence.

Bakalım, güneyimiz sonu feraha çıkan bir yola girebilecek mi?

Bekleyip göreceğiz.

TARAF

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim