Kurban bizi ne'ye yaklaştırır?

08.12.2008 04:44

Yasin Aktay

Bugün Kurban Bayramı'nın ilk günü. Herkes hangi zamanın içinde yaşıyor olursa olsun, bayram kendi zamanını gelip yeniden alıyor, hayatımıza sökün ediyor.

Bütün bayramların özelliğidir bu. Bayram tarihin saatinin yeniden ayarlanması ve insan kendini ne kadar uzaklaşmış hissederse etsin ona çok da uzaklaşmamış olduğunu, her zaman için daha sahih tarihe, daha sahih zamana dönebilmek için fırsatlarının sonsuz olduğunu hatırlatır. Ramazan orucunda da, o orucun bayramında da vardır bu özellik. Tarihin akışında ne kadar yol alınırsa alınsın her yıl gelip kendi zamanına yeniden döndüren külli bir irade, bütün varlığını bayramlarda hissettirir. Bayram tarihin bütün değişim hızı veya seyrine karşı her zaman dönülecek “yakın” bir liman olduğu duygusunu güçlü bir biçimde vermeye devam eder.

Arada neler yaşanmış olursa olsun, geçen yılın bayramında bu vakitte ne yapıldıysa aynı şey yapılacak bu yıl da. 1400 yıl önce Mekke'de Medine'de ne yapılıyor idiyse bu yıl da aynı şeyler yapılıyor olacak. Aynı tecrübelerin içinden geçen insanlar bu bayram dolayısıyla birbirlerine bu kadar yakın bu kadar “karib” olabiliyorlar.

Kurban yaklaşmak, yakınlaşmak, yakınlık demektir. İnsanların meslekleri, unvanları, sınıfsal konumları, etnik konumları, kendi tercih ettikleri veya etmedikleri bazı farklı özellikleri dolayısıyla aralarına soktukları mesafeleri, ayrılıkları giderme vesilesidir Kurban. Bir yandan insanı Allah'a ve tabiata yaklaştırırken, farklı insanları da birbirine yaklaştırır, yakınlaştırır. Bilhassa içerdiği sadaka öğesi dolayısıyla zenginle fakiri yakınlaştıran kurban, bugün İslam milletinin ulaştığı küresel coğrafya dolayısıyla doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi yakınlaştırırken bir şeyi daha çok iyi yaptığına bugün hayretle emin olabiliyoruz. Bugünün insanı ile binlerce yıl önceki dönemlerin insanını da birbiriyle aynı zamanın içine katıyor. Bir anda hepimiz İbrahim'in ve İsmail'in çağdaşları oluveriyoruz.

Bu çağdaşlık bilinci abartılı gelmesin, Müslümanlarla Yahudileri ve Hıristiyanları da yaklaştırır, birbirlerini anlamalarını sağlar. Hepsinin aynı bilinç ve varoluş ailesine ait olduklarını hatırlatır. Bir yakınlaşma, bir anlama vesilesi aranacaksa bugün bütün canlılığıyla yaşanmakta olan Kurban hadisesi, çok sağlam bir başlangıç olabilir.

Bu esnada kurban edilmiş olanın İshak mı yoksa İsmail mi olduğu üzerindeki tartışmalar canlanabilir ve bu tartışmalar bir miktar ayrıştırıcı olabilir. Hz İbrahim'in, İsmail'i mi yoksa İshak'ı mı kurban ettiği yönündeki tartışmalar, genelde birincisi lehine neticelenmiştir. İlgili metinler irdelendiğinde, genel kanı, bunun İsmail olduğunu gösteriyor. Ama Müslüman âlimlerin bir kısmının kurban edilenin İshak da olabileceğini söylemiş olduklarını özellikle kaydetmek gerekiyor. Bu ihtilaf bence çok anlamlıdır, en azından Müslümanların bu konuda bir komplekslerinin olmadığını gösteriyor. Peygamberler arasında bir ayırım yapmayan Müslümanlar için her biri bir peygamber olarak sevilen ve sayılan iki oğuldan birinin kurban edilmiş olması arasında fark yoktur. Sorun kurban olma şerefinin tahsisiyse bunun İsmail veya İshak'a ait olmasının bir önemi yoktur. Oysa Yahudiler için, İshak'ın kurban edilmesi bir şerefe değil, bir imtiyaza dönüşmüştür. İshak'ın şahsında bir kavmin, bir ırkın şeref bulması değil de, imtiyaz sahibi olması anlamına geliyor. Halbuki Müslümanlar, bu şeref İshak'a ait olsa bile, kendilerini o şereften mahrum hissetmezler. Buna rağmen kurban edilenin İsmail olması tabii, hikmeti üzerinde düşünülmesi gereken Allah'ın ayrı bir takdiri olsa gerek.

Her şeye rağmen kurban hadisesinin kendisi yeterince ortak bir gelenek olması vasfıyla, farklı dinler arasındaki yaklaştırıcı, yakınlaştırıcı işlevi de tartışılmazdır.

Kurban yaklaşma, yakınlaşma anlamına geldiğine göre şöyle bir mülahazada da bulunabiliriz. Bir yere yaklaşmak bir tercihte bulunmaktır. Bir yere yaklaşmayı tercih etmek başka birçok yere uzaklaşmayı tercih etmeyi de getirir. İnsan aynı anda aksi istikamette iki noktaya yaklaşamaz. O yüzden Allah'a sunulan kurban Allah'a yaklaştırır, Allah'ın teklif ettiği hayata düşünce tarzına, tavırlar bütününe yaklaştırır, buna mukabil bu tercihi yapan, Allah'ın karşısındaki şeylerden uzaklaşmış olur.

Müslüman kurbanının özü budur ve böyle anlaşıldığında bunun sadece bir hayvan kesmekle sınırlı olmadığı görülür. Belki bir ritüel olarak kurban, Müslümanın hayat tarzını bir bütün olarak temsil eden bir sahnedir. Üstelik kurban böyle anlaşıldığında sadece Müslümanlara, hatta belli bir dine inananlara özgü olmadığı da görülür. Herkes tercih ettikleriyle bir yere yaklaşırken sınırsızca başka bir yerlere uzaklaşır. Yapılan bir eylemle ona alternatif olan bütün eylemler bir bakıma feda da edilir. Bir eylemi yapmakla sayısız başka eylemlerin yapılmasından feragat edilmiş olur.

Bu anlamda kurban aslında insan varoluşunun hiç kimsenin dışında kalamadığı bir düzeyidir. Herkes hayatı bir “kurban” ve “uzaklaşma” olarak yaşar. Önemli olan bu kurban eyleminde kimin neyi kıble olarak seçtiği, kurbanı ne adına uyguladığıdır.

Bu çerçevede kurban, bir yaklaşma ve uzaklaşma olarak, insan varoluşunun en temel düzeyidir. Eğer insan tercihlerinden ibaret ise insan eyleminin kendisi bizatihi kurbandır. Ama neye kurban olduğu tabii ki tartışılır.

Allah'a yaklaşma vesilesi olmasını dilediğim bayramınızı tebrik ediyorum.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim