Kurban! Ama kime?

12.11.2010 00:25

Şevki Yılmaz

Kurban İbadetini, İslam Nizamıyla bize bahşeden ve bu hediyeyi Müslümanlara has kılan yüceler yücesi Rabb’imize hamd-ü senalar olsun.

¥

Şeytan ve yandaşları tarafından her türlü insani ve ahlaki değerin yok edilmek istendiği, Müslümanların kurban edilerek oluk oluk kanlarının akıtıldığı, işgal ve zulümlerin artarak devam ettiği bir süreçte Kurban Bayramına kavuşmanın ‘buruk’ sevinci içerisindeyiz...

İlk insan ve ilk Elçi Hz. Adem’den (as) bu yana, kimi zaman bir anafora dönüşen ve adeta bir “cinnet” geçiren insanlık tarihi boyunca, tarihe not düşen insanları analiz ettiğimizde her birinin kendini mutlaka bir şeye adadığı ve kurban olduğu sonucuna varırız!

Bu adanma mutlaka iki şeyden birine olmuştur!

Ya dünyaya ya ahirete, ya geçiciye ya sonsuza, ya Hakk’a ya batıla, ya nefis ve şeytana ya da Rahman’a... (cc)

Kabil, Allah’a (cc) adadığı kurbanının neden kabul görmediğini sorguladı mı bilinmez, Karun’un, Allah’a (cc) karşı cimriliği, Bel’am’ın ise Allah’a (cc) adayamadığı ilmiydi başını yakan... Nemrud, gökyüzüne değil de kibrine o oku atabilseydi ve burnundan girerek kafasının içinde vızır vızır ötenin, bir türlü vazgeçemediği enaniyet sineği olduğunu anlayabilseydi!

Pavlov’un köpeklerinin sadakati gibiydi bunların nefislerine olan sadakati! Uğruna kendilerini kurban ettikleri, bedeli üç kuruş etmeyen mal, makam ve iktidar koltuklarıydı.. Ve ahiret yurdunun sonsuz hayatıydı, uğruna mahvettikleri gelecekleri!

Unutmayalım ve ders alalım diye, Kur’an-ı Kerim’de sık sık tekrar edilerek hayat hikayeleri anlatılan bu insanlardan kimi Kabil gibi “kıskançlığına”, kimi Karun gibi “malına”, kimi Bel’am gibi “ilmine”, kimi Nemrud ve Firavun gibi ‘kibir’ ve ‘makamlarına’ kurban olmuşlardır...

Yalnız Allah’a (cc) kulluk cenahında yer alan ve her insan gibi tüm dünyevi heva ve heveslerle imtihan edilen yiğitler ise sadece ve sadece tek bir şeye kurban olmuşlardır: Mutlak hükümran sahibi Allah azze ve celleye...

Onlar, kendilerine altın tepside sunulan dünyaya ait tüm heva ve heveslerini, rızık ve dünya endişesini ellerinin tersiyle bir kenara itmişler; “Sağ elime güneşi, sol elime ayı verseniz yine de Allah’a (cc) kulluk davasından ve O’nun yolunda malımı, makamımı ve canımı kurban etmekten vazgeçmem” demişlerdir...

Hz. İbrahim’in (as) kurbanı (adanışı), ateşe atılma pahasına Allah’a verdiği kulluk sözünü tuttuğunda gül bahçesi olmuş, Hz. İsmail’in ise (as) ailece Allah’ın (cc) emrine teslim bilinci, kıyamete dek iman cenahında duracak mü’minlere kurbanlık hediyeye dönüşmüştür...

¥

Kurban; önce Allah’a, sonra kullarına yakınlaşmaktır...

Kurban; İbrahim’in (as) ahdine, İsmail’in (as) teslimiyetine şahid oldum demektir..

Kurban; Ya Rabb! Beni İbrahim (as) ve neslimi İsmail (as) gibi sözünün eri olanlardan kıl demektir..

Kurban; Rabb’im, verdiğin bunca nimetlere şükür için uğruna canımı versem yine de şükrümü eda etmiş olamam. Sen emretseydin uğruna kendim kurban olurdum ama şimdi, emrettiğini, uğruna kurban ediyorum demektir.

Ve kurban; yaratıcımız, yaşatıcımız ve yöneticimiz olan Allah’a (cc) fiili teşekkürdür...

Ramazan Bayramını ‘şeker bayramı’, Kurban Bayramını ise ‘et bayramı’ düzeyine indirgemek isteyen zihniyetlere inat, yeryüzünün en ideal ve en büyük sosyal yardımlaşma ve dayanışma günü olan Kurban Bayramında keseceğimiz kurbanlar derin dondurucularda buzlanmasın. Eş dost ve fakir fukara sofralarında dualansın, bereketlensin. (*)Teşrik tekbirlerinin huzur ve güven veren nidalarıyla namazlarımızı süslemeyi unutmayalım. Allah Teala (cc) katında Kabe-i Muazzama’yı ziyaret sevabından da fazla mükafatı olan aile ve akraba ziyaretleriyle kardeşlik bağlarımızı pekiştirelim. Aramıza fitne ve fesad sokmak isteyenlere inat bu bayramda sevgi ve muhabbeti zirvede yaşayalım ve yaşatalım. Ülkemiz tam bir bayram havasına bürünsün! Dosta güven versin, düşmana korku salsın birlikteliğimiz. Bize verdiği bunca nimeti tefekkür ederek, sonsuz bir hamd ile yüceltelim Rabb’imizi...

O halde gelin hep beraber, Cibril-i Emin’in (as) eliyle bizlere göklerden kurbanı lütfeden Allah’ı (cc) hamd ile (saygıyla) ve otoritesinin büyüklüğünü ilan olan tekbirlerimizle yüceltelim!

Gelin hep beraber, yalnız ALLAH’ın (cc) şanını, otoritesini, hükmünü ve hükümranlığını bir kez daha, bir kez daha ilan edelim!

¥

Rabb’im cümlemizi; dünya ve içindekilerini vasıta, Allah (cc) sevgisini ve O’nun rızasına ermeyi ise gaye gördüğü için kurbanı kabul edilen Habil gibi eylesin...

Kurban Bayramınızı en içten dileklerimle tebrik ediyor, sizleri; mazlumların sığınağı, çaresizlerin çaresi, tek ve eşsiz ilah olan Rabb’ime emanet ediyorum...

(*)Teşrik tekbirleri: Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar, farz namazların arkasından en az bir defa “Allahu ekber, Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahuvallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd” diye tekbir getirmektir.

YENİ AKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim