1. HABERLER

  2. HABER

  3. Kur’an'ın Terbiye Ettiği Akılla Hayatı ve Kadını Okumak
Kur’anın Terbiye Ettiği Akılla Hayatı ve Kadını Okumak

Kur’an'ın Terbiye Ettiği Akılla Hayatı ve Kadını Okumak

Özgür Açılım Platformunun her haftasonu düzenli olarak yaptığı Pazar derslerinin bu haftaki konuğu Hülya Şekerci'ydi.

A+A-

Hülya Şekerci yakın zamanda çıkan "Kur'an-Hayat Ekseninda Mümin Kadın" kitabı üzerinden kadın konusunu değerlendirdi. Karşılıklı soru ve cevaplarla 2 saat boyunca oldukça verimli ve zevkli bir sohbet gerçekleştirildi. Söyleşi süresince dinleyiciler kitaptaki merak ettikleri noktaları ve kadın konusunda açımlanmasını istedikleri birçok konuyu sorma imkanı buldular.

Uzun yıllar boyunca Özgür-der genel başkanlığını üstlenmiş olan Şekerci'nin bir kadın olarak bu yorucu görevi nasıl yaptığı ve bu süreçte tepkiler alıp almadığı sorusu Şekerci'ye yöneltilen ilk sorulardandı. Hülya Hanım öncelikle geleneksel çevrelerde, yöneticilik görevinde kadının bulunmasının tepkiyle karşılandığını ve bu tip eleştirilere maruz kalındığını söyledi. Veya yöneticilerin söz sahibi olması gereken ortak panellerde, konuşmalarda veya etkinliklerde bir bayan olarak öne çıkıyor olmasının sorun teşkil ettiği noktalar olduğunu belirtti. Bu 10 yıllık süreçte aldığı sorumluluğu tebessüm içinde anlatan Şekerci eleştiriler hususunda bir sitemini de dile getirdi. Yapılan eleştirilerin hiçbirinin yüzüne karşı yapılmadığını fakat ardından hoşnutsuz tavırlar sergilendiğini anlattı.

Modern zamanlarda dayatılan iki tür kadın algısının alternatif söylemini arayan bayan öğrecilerden gelen bir diğer soru; ya erkek egemen kadın ya 'güçlü' modern kadın, bir üçüncü yol var mıdır, var ise bu nasıl ve ne şartlarda olacaktır?

 Bu soruya Şekerci, "işte kitap bu üçüncü yola binaen yazıldı" cevabını vererek aslında kitabının serüvenine bir giriş yaptı. Şekerci, 90'lı yıllarda Fatma Candan ile Haksöz dergisinde yazdıkları Kur'an'da kadın isimli 4 sayı boyunca çıkan yazı dizisinin kendisi için bu alanda yapılan usul çalışmalarındaki eksikliği görmesine neden olduğunu belirtti. Bu yazı dizisinin daha sonraları farklı çalışma grupları tarafından çoğaltılarak ders halkaları oluşturduğunu gördüğünde bu eksikliği kapatma görevini sorumluluk olarak benimsemesiyle kitabın yazılma amacını açıklayan konuk,bu alanda çokça eser olduğunu fakat Kur'an perspektifinde bütüncül çalışmalar olmadığını olsa dahi parça parça olduğunun altını çizdi. Şekerci kitap yazma sürecinin zorluklarından bahsederken günümüzde zihinlerimizi kuşatan modern algıdan,tarihselci algıdan,hurafe gelenek algısından sıyrılarak yalın bir Kur'an bakışı ile yazmaya çalıştığını dile getirdi. Sürecin uzun ve zor olduğunu fakat çalışmasının içine sindiği güvenini bizlere verirken kitabının, küçük yaşta olan çocukları ile birlikte büyüdüğünü dile getirdiğinde müslüman gençler olarak mücadele alanında üstlenilen sorumluluğun çeşitlerini de görmemizi sağladı.

Şekerci, kitabının ilk bölümünde de belirttiği perspektif sorununu açıklayarak sohbete devam etti. Hayatın her alanında perspektifin, usulün önemini vurgulayan Hülya Hanım, algılarımızın ve yorumlarımızın vahiy merkezli olmasının sonucunda sorunsallaştırılan birçok konunun çözüme kavuşabileceğini söyledi.Kitapta yapmak istediğinin kadın konusuna bakarken oluşturmamız gereken usulü bilmek olduğunu dile getiren Şekerci, bu konuda Kur'an ne demiş,hadis ne demiş, sünnette nasıl olmuş... Bu süreçte tefsir kitaplarında kadınla ilgili bazı ayetlerin çok vurgulandığını fakat önemli birçok ayette ise çok yüzeysel geçildiğinin altını çizdi.Tefsirlerin çoğu yazıldığı dönemde yaşanılan algıyı yansıtmış.

Soru-cevap şekilde ilerleyen söyleşide beylerden gelen özeleştirel sayılabilecek soru sohbetin verimliliğini arttırıcıydı.  Türkiye toplumunda erkek egemen bir şekilde büyütülen erkek çocukların ileriki zamanlarda kadına karşı sergilenen tavırlarda özeleştiri yapılmasının güçlüklerinden bahseden dinleyici, bunun gelenek tarafından da tepkiyle  karşılandığını belirtti. Ayrıca erkek çocuklara büyütülürken aşılanan ezici güç algısı ağlamayan, katı ve ezmeye müsait erkek nesillerin oluşmasına sebep olduğu söylendi. Bu dengesiz şartlar içinde büyüyen kadınların ve erkeklerin modern-seküler yaşam formu ile harmanlanması sonucunda karşılıklı çatışan iki unsur haline geldiği belirtildi.

Gelen diğer bir soru üzerinden ataerkil kavramı irdelendi. Şekerci bu kavramın feminizmin moda ettiği bir söylem olduğu ifade ederken modern bir kavramdır diyip kestirip atamayacağımıza dikkat çekti. Bu konuda moderniteyi eleştiren yazarların bir kadın sorunu olup olmadığına dair fikir beyan etmemelirinin dikkat çekici oldunu söyledi.Şekerci, modernite öncesi döneme bakılmadan sanki orası toptan kabul ediliyormuş gibi bir tavrın benimsendiği modernite eleştirilerinin eksik olduğunu belirrtikten sonra kitapta kullanılan ataerkil kavramının vahyin çerçevesi dışında kullanılan güç olarak tanımladığını ve bu bağlamda değerlendirdiğini belirtti. 

Birçok noktayı aydnlatabilecek bir diğer soru ise, israiliyat kaynakların kadın konusunda da çokça olduğu fakat bu kaynaklara hepten tepkisel davranıp içinde işimize yarayacak noktaları benimsenmesi gerekip gerekmediğiydi.Bu soru ile birlikte birbirini  tamamlayan diğer iki soru da kayda değerdi. Alimlerin eleştirilemez olduğu algısının yanlışlığı şerhi düşülen soruda birçok alimin de ittifak ettiği konular üzerinde bizlerin yapmaya çalıştığı eleştirilerde dikkat oranımızın ne olmasıydı. Ayrıca bu modern zihniyetle yapılan eleştirilerde ilmi zenginliğin çok fazla gözardı edildiği belirtildi.

Şekerci, israiliyat kaynaklarında elbette faydalanacak malumatlar olabileceğini fakat burada dikkat edilmesi gereken şeyin, belirtilen kaynakların ayetlerin önüne geçmesi durumu olduğunu söyledi.Zihnimizde farklı açılımlar yapabilecek bilgilerin olabileceğine değinen konuşmacı, kadın konusu ile ilgili olan kaynakların tümüyle vahye aykırı olduğunun altını çizdi. Alimler ve çalışmaları konusunda da peygamber ve dört imam sonrası oluşan saltanat sistemi yönetimlerine dikkatle bakmamız gerektiği tavsiyesinde bulunan Hülya Hanım, bu düzenlerin vahyi öğretiden kopuk olduğunu, sisteme aykırı fikirlere karşı baskı unsuru olduğuna dikkat çekti.İslam tarihi olarak belirtilen süreçte iki hat olduğunu açıklayan Şekerci bunları; tevatüren gelene içtihatsız uyan Ehl-i hadis ve Ehl-i Rey ise Kur'an perspektifi dahilinde ilerleyen  olarak tasnifledi. Saltanat sistemi içinde daha belirgin hal alan Ehl-i hadis olduğunu, sorunun da aslında buradan kaynaklandığını belirtti. Modern bir akılla yapılan eleştirilerin belli noktalardan sonra ölçüyü kaçırdığı yorumuna katılan konuşmacı, bizlerin eleştiri yaparken Kur'an'ın terbiye ettiği akılla bu ölçüyü belirlememiz gerektiğinin önemine vurgu yaptı. İşte tam da burada usul eksikliğimizin ortaya çıktığını dile getiren Şekerci, yine bu seküler algının ürettiği feminizmin aslında kendi eliyle kadını metalaştırması handikapına değindi. Bizler için özgürleşmek sorumluluklarının bilincinde olmak demekken, feminizmin dayattığı özgürlük algısı sorumluluktan bağımsız bir özgürleşme olduğuna değinildi. Batı merkezli kadını özgürleştirme algısı özgürlükten çok kaosa yol açar, diyen Şekerci kadın ve erkek farklılıklarını gözardı etmenin her iki cinse de zulüm olduğuna dikkat çekti. Nisa 32. ayette geçen "Sizi birbirinizden farklı noktalarda üstün yarattık, birbirinize özenmeyin" ölçüsüne dikkat etmek gerektiğini belirten Şekerci, farklılıklara özenmek, bunları ortaya dökmek, bunu kadın erkek çekişmesi haline getirmek yerine Allah'ın lütfuna mazhar olmaya çalışmanın en hayırlı olacağını vurguladı.

Konuşmanın girişinde de belirtilen ve günümüz şartlarında sık sık karşı karşıya kalınan sorunlardan biri de kadının iş hayatında veya yönetici vasfında olmasıdır. Bunun dengesinin ne olması gerektiği sorusuna Şekerci içine bulunduğumuz şartların ve düzenlerin kadının fıtratına veya sorumluluklarına uygun olarak düzenlenmediğini dile getirerek cevaplamaya başladı. Yaşam ve piyasa koşulları müslüman erkekler için dahi oldukça zor diyen Şekerci, toplumsal değişim dönüşüm sorumluluğumuzun bu şartları da kapsaması gerektiğine inandığını dile getirdi.Bu şartların aile içinde kadın ve erkeğin rollerini birer güç, iktidar unsuru haline getirdiğini söyleyen konuk, karşılıklı merhamet, fedakarlık ve adaletin korunduğu süre bu dengenin de oluşacağını tahlil etti.

Müslüman erkeklerinde gelenek ve modern algı dayatmaları arasında kafa karışıklığı olduğunu belirten Şekerci, sadece ev sorumluluklarıı yerine getiren bir kadının, erkeğin konforu açısından tercih unsuru olduğunun altını çizdi. Fakat burada yapılan büyük bir hataya dikkat çekti. Sosyal yaşam alanlarında bulunan bir erkeğin yine sosyal alan içinde bulunan bir kadın ile evlenmesinin hayatın her alanında tüm yolları yürünebilir kılması anlamına geldiğini belirtti. Sadece ev içinde bulunan bir kadın ile sosyal hayata sahip bir erkeğin evliliklerinin bir süre sonra iki ayrı yaşam formunun bir arada durmaya çalışması halini aldığını söyleyen Şekerci, bunun süreç içinde erkeğin kendini anlayan bir ortam, kadının ise yine kendini anlayan bir ortam arayışına girmesine sebep olduğunu önemle belirtti. Kadının da erkeğin de eşlerini seçerken vahyi ölçülerde birbirini gözeterek, kendi fıtratına uygun bir yaşam kurmaları gerekir. Kadın ve erkek arasındaki eşitlik söylemi mümkün olmayan aynı zamanda oldukça ters bir algıdır. Denk olmak önemlidir. Birbirini tamamlayan iki farklı parça gibi...

Çokça sorulan ve tartışılan kaçınılmaz sorulardan bir diğeri ise geleneksel müslüman erkeklerin ayetler içinden cımbızlayarak aldıkları ve uygulamaya koydukları çok eşlilik konusuydu.

Şekerci, öncelikle bunun Kur'an'da yasak edilmediğinin bilinmesinin önemli olduğunu söyledi. Fazlurrahman gibi modernistlerin yaptığı; Allah bunu yasaklamak istedi fakat ortama uygun olmadığı için bu şekilde vahyetti, yorumunun zorlama bir yorum olduğunu dile getirdi. Ayette ideal olanın tek eş olduğu gözardı edilmemeli diyen Şekerci,günümüzde erkeklerin sanki tüm sünnete uyuyormuş da buna da uymalıymış tavrını hoş görmediğini dile getirdi. Ayrıca bu ayete müteakip sürekli olarak belirtilen yetimin hakkını koruma konusunun bağlamına dikkat çekti. Bu ayete uygun bir fıkıh oluşturmanın islam hukuku içinde içtihatlar ile yapılabileceğini ve tüm şartların değerlendirilerek uygulamaya sokulduğu bir ortam oluşturulması gerekliliğine dikkat çekildi.Bunun ayetlerde ölçüleri vardır diyen yazar bunları sıraladı : İlk eşin izni ve rızası, iki tarafın da maduriyetini önleyici adalet, karşı karşıya kalınabilecek arizi durumlarda uygulamaya geçilmesi.

Burada sık sık içine düşülen bir zaaf vardır ki o da kadının boşama hakkı olmadığı dayatmasıdır diyen yazar, bununlar ilgili apaçık ayetin olduğunu şartının ise alınan mehrin geri verilmesi durumunda boşamanın gerçekleşeceğini dile getirdi. Sözlerini bitirmeden önce Allah'ın söylediği gibi ideal olanın tek eş olduğunu, bunun her iki taraf için de fıtrata en uygun olduğunu ve sınırları çok zorlamamak gerektiğini belirtti. Ayrıca başka kesimler tarafından yöneltilen bu ince soru karşısında eleştiriyi yapan kişilere karşı özgüven sahibi olmamız gerekitğini belirtti. Nitekim bu eleştiriler özgür olduğu iddia edilen batı toplumları tarafından gelmekte. Bu algıdaki insanların hangi ahlaksız ilişkilerden geçtikleri, eşini, çocuğunu hangi sebepten ötürü madur kıldığı sorgulanmalı.

Bu yoğun ve verimli sohbetin sonuna gelirken günümüz islami yorumlarda karşı karşıya kaldığımız en önemli sorun tarihselci algının kadın konusuna bakışı husunda sorulan soru sohbete farklı bir boyut kazandırdı.

Şekerci, tarihselciliğin çok geniş felsefi bir metod olduğunu, hermeneutik yorumsamaların şu günlerde Kur'an'a uygulanmaya çalışıldığını belirti. Bu metodun öğretisinin en önemli noktasının ayetlerin maksadına ulaşmaya çalışması ve hükümleri indiği şartlara uygun olması hesebi ile gözardı etmesi tehlikesidir diyen Şekerci,bunun büyük bir handikap olduğunu dile getirdi. Bunun içtihat olmadığını, kişinin keyfi yorumuna uyarlanan belirleyici bir güç olduğunu söyledi.Burada kültürel,toplumsal bakış vahyin önüne geçiyor ve bu tutarsızlıktır, metodik olarak tehlike unsurudur ve bu seküler algı Kur'an'a giydirilen bir bahanedir diyen Şekerci burada belirleyici olanın vahyi usul ve perspektif olması gerektiğinin altını çizdi.

Sohbetin sonuna gelirken kitabın temelde neyi amaç edindiği konusu tekrar edildi. Ve Asr Suresi anlamı ile birlikte okunarak bu verimli sohbet sona erdi.

Haber: Büşra Bulut

HABERE YORUM KAT

2 Yorum