1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Kur'an'ı Anlamanın Önündeki Engeller”
“Kuranı Anlamanın Önündeki Engeller”

“Kur'an'ı Anlamanın Önündeki Engeller”

Ankara Özgür-Der'de Kur'an'ın Önündeki Seküler ve Tarihselci Engeller ” başlığı işlendi.

A+A-

Ankara Özgür-Der'de İslami Bütünlüğün Kavranmasında Usul'id-Din Dersleri dizisinin bu haftaki bölümünde “ Kur'an'ın Önündeki Seküler ve Tarihselci Engeller ” başlığı işlendi.

Hamza Türkmen Ankara Özgür-Der'de İslami Bütünlüğün Kavranmasında Usul'id-Din Dersleri dizisinin bu haftaki bölümünde “ Kur'an'ın Önündeki Seküler ve Tarihselci Engeller ” başlıklı bir sunum yaptı.

Hamza Türkmen bu sunumda Kur'an'ın Sadece müslümanların gündeminde olmadığını aynı şekilde kur'an'ı tahrif etmek isteyen Tarihselci, Modernist ve oryantalistlerin de gündeminde olduğunu, bu akımların da Kur'anla ilgilendiklerini vurgulayarak konuşmasına başladı.

Modernlik taşra kültürünü, gelenekçi kültürü aşağılayan, onları geri kalmış kafaları basmayan bilgi yoksunu bir kesim olarak değerlendirerek ilerlemenin önünde bir engel olarak telakki ederler. Bu nedenle onları dışlayıcı bir tutum içindedirler. 

Modernist düşünceye sahip olan Kuran araştırmacıları Kur'anı ilerlemeci ve modern hayata uydurmak için kuranın her ayetini bilimsellikle yorumlamaya kalktıkları için bu çerçeveye uymadığını düşündükleri ayetleri tarihselcilerin yaklaşımlarını referans alarak Kuranın indiği dönemdeki şartlara mahkum etmek istiyorlar ve çabaları da bu yöndedir. Hamza Türkmen Tarihselci yaklaşım Kur'an'ın özellikle hüküm nitelikli ayetlerinin peygamber dönemiyle ve nüzul sebebiyle sınırlı olduğu görüşünde olduklarını modernistlerin Kur'anı çağa uymama yaklaşımlarına tarihselcilerin bu düşüncesini referans aldıklarını vurgulayarak Miras ile ilgili  ayete yaklaşımımın bu çerçevede değerlendirildiğini örnek gösterdi.

Türkmen, batı modernizminin ilerlemeci evrimleşen bir düşünceye dayandığını din olgusunun insanların korkularından oluşturdukları bir şey olduğunu örneğin gök gürültüsünden korkan insanların  o gök gürültüsünü tanrının kızgınlığı olarak algıladıklarını ve buna gök tanrısı dediklerini, tabiatın diğer olaylarına da aynı şekilde yaklaşarak başka tanrı ve totemler ürettiklerini, insanlar zamanla evrimleştikçe tek tanrı düşüncesine ulaştıklarını iddia ettiklerini, teknik evrimleşme ile dini evrimleşmenin birbirine paralel olarak geliştiğini dolayısıyla İslam'ın da bir din olma hasebiyle bu evrimsel düşüncenin bir sonucu olduğunu iddia ettiklerine vurgu yaptı.

Türkmen, durum bu olunca ilerlemeyle beraber hayatın içini sosyal, siyasal hatta ahlaki alanda daha modern daha ilerici bir düşünce olarak iddia edilen kapitalist, liberal ve seküler bir düşüncenin doldurduğunu, dolayısıyla din'in belli ayin ibadet ve ritüellerden ibaret bir algıya dönüştürülmek istendiğini örnekleriyle vurgulamaya çalıştı.

Türkmen, Osmanlıda üçüncü Selim dönemiyle başlayan Modernleşme düşüncesi  ittihat ve terakki ile ciddi bir boyut kazandı. Mustafa kemal ile birlikte sekülerleşti. Mustafa Kemal Sekülerizmi dinsel alanda modernizm, ulusçuluk alanında türkçülük olarak benimsedi. Din hayatın dışına itildi, türklerden başka  ırk ve Türkçeden başka dil kabul edilemez anlayışıyla hareket edildi. Tabi bu meyanda yapılan inkılabların sonucu olarak Laiklik hayatın temeline oturtuldu ve bütün kanunlar bu temele bina edildi. Sonuçta Mustafa Kemal “Biz ümmetten bir ulus yarattık bu ulusun adı Türk ulusudur.”  Bu hareket osmanlı imparatorluğu döneminde kardeşçe yaşayan ve aynı coğrafyayı paylaşan Kürt, Arap, Azeri,  Çerkez, Arnavut, ve buna benzer birçok ırk dil ve lehçenin sonu demek oluyordu ki, bu meyanda birçok katliam ve soykırım gerçekleştirilmiş, insanlar tekdüze bir dilden, dinden ve ırktan olmaya zorlanmışlardır.

Tevhid-i Tedrisat kanunu ile eğitimin dili Türkçe olarak benimsenmiş ve tedrisat tek merkezden denetim altına alınmış medreseler kapatılmış, din ise sekülerleştirilmiştir. Bu amaca binaen diyanet işleri başkanlığı kurularak dini görüş ve kanaatler tek bir merkezden denetim altında tutulmaya çalışılmıştır.

Tabi bütün bunların tarihi sonuçları olmuş ve müslüman olan halkın dini dili gelenek ve kültürü sürekli baskı görmüş. Çocuklar ailelerinden kopartılıp okullarda tamamen batı tarzlı evrimci ve ilerlemeci bir mantıkla eğitime tabi tutularak nesiller arasında çok ciddi onarılmaz bir kopma meydana getirilmiştir. Bütün bu dayatmalara ve zorlamalara rağmen müslüman halk dinine imkanları nisbetinde sahip çıkmış ve dininin temel kaynağı olan kuranı metin olarak ta olsa korumuş ve bu güne getirmiştir.

Türkmen, daha sonra bir önceki sunumunda değindiği gibi Türkiye’de bütün bu dayatma ve zorlamalara rağmen müslüman olan bu toplumun içinden bir gurup alim aydın ve siyasetçinin, toplumun kuran ile bağlarının yeniden hayat bulması için hep çaba sarfettiklerini meal hareketiyle bunun ivme kazandığını ve zamanla tefsir ve diğer islam kaynaklarının tercüme edilmesiyle de Türkiye’de islamın kendi öz kaynak ve anlayışıyla yeniden gündeme geldiğini ifade etti.

Bu çabaların ıslah çizgisinde devam edeceğini de dile getiren Türkmen, dünyadaki ve özelde ortadoğudaki  gelişmeler de göstermiştir ki İslami hareketlerin tavizsiz ve süreklilik arzeden çalışmaları sonuç vermiş modernist tarihselci ve seküler düşüncenin bütün teknolojik ve ekonomik güçlerine rağmen ekonomik ve teknolojik imkanlar açısından son derece yoksun olan islami hareketler karşısında ciddi bir kırılma yaşadıklarını, kapitalist dünyanın ortadoğu ile ilgili hesaplarını yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissettiklerini, Suriye’de Esed’in katliamlarına sessiz kalma nedenlerinin de bu olduğunu ifade etmiştir.

Orta doğu intifadaları ve filistin devletinin birleşmiş milletlerde devlet statüsünde gözlemci olma hakkı kazanmış olması bu kırılma noktasının en belirgin kanıttır, diyen Hamza Türkmen Müslümanların bu noktaya gelmelerinde ıslah hareketlerinin çok önemli rol oynadıklarının da altını çizdi.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum