“Kur'an'ı Anlamanın Önündeki Engeller"

27.01.2013 12:04
“Kuranı Anlamanın Önündeki Engeller
Ankara Özgür-Der'de İslami Bütünlüğün Kavranmasında Usul'id-Din Dersleri dizisinin bu haftaki bölümünde “Kur'an'ı Anlamada Nefsi ve Gelenekçi Engeller ” başlığı işlendi.

Hamza Türkmen Ankara Özgür-Der'de İslami Bütünlüğün Kavranmasında Usul'id-Din Dersleri dizisinin bu haftaki bölümünde “Kur'an'ı Anlamada Nefsi ve Gelenekçi engeller” başlıklı bir sunum yaptı.

“Vahiy ve fıtrat dışı düşünce ve yaklaşımları içselleştirme ifsattır”. tespitiyle Konuşmasına başlayan Türkmen, katı gelenekçiliğin vahyi anlamanın önünde en öncelikli engellerden biri olduğunu vurgulayarak kavminin gelenekçi din anlayışına ( atalar dinine ) aşırı bağlılıklarının İbrahim (a.s)'ı anlamalarına engel teşkil ettiğine Şuara Suresinin 69 dan 85. ayete kadarki bölümünü örnek göstererek söz konusu ayetleri mealinden okudu:

“69 – Onlara İbrahim’in başından geçenleri de anlat.

70 – Günün birinde o babasına ve halkına hitaben: “Söyler misiniz: siz nelere ibadet ediyorsunuz?” dedi.

71 – Onlar da: “Kendi putlarımıza ibadet ediyoruz.” dediler ve ilave ettiler: “Onlara tapmaya da devam edeceğiz!”

72-73 – “Peki” dedi, “Siz kendilerine dua ettiğinizde onlar sizi işitiyorlar mı? Yahut taptığınızda size fayda veya tapmadığınızda size zarar verebiliyorlar mı?

74 – “Yook!” dediler, “ama atalarımızı böyle bir uygulama içinde bulduk, biz de onu benimsedik.”

75-76 – İbrahim dedi ki: “Peki, gerek sizin taptığınız, gerek gelip geçmiş babalarınızın taptığı şeyler hakkında biraz olsun düşünmediniz mi?

77 – Bilin ki ibadet ettiğiniz o tanrılar, Rabbülâlemin hariç, hepsi benim düşmanlarımdır.

Kur’ân’ın, Hz. İbrâhim (a.s.)’ın tevhid inancına fazla yer vermesinin hikmeti şudur: Araplar, Hz. İbrâhim’in dinine mensup olmakla öğünüyorlardı. Öte yandan Yahudi ve Hıristiyanlar da onun, dinlerinin öncüsü olduğunu ileri sürüyorlardı. Kur’ân bütün onlara şunu vurgulamak istiyordu ki: Hz. İbrâhim’in dini, şimdi Hz. Muhammed (a.s.)’ın size bildirdiği İslâm dinidir. O bu inanç içindir ki ailesini, vatanını ve milletini terkedip gâh Filistin’de, gâh Hicaz’da gâh Mısır’da sürgün hayatı yaşamak zorunda kalmıştı.

78 – O’dur beni yaratan ve hayat imkânlarını veren, maddeten ve mânen yol gösteren.

79 – O’dur beni doyuran, O’dur beni içiren.

80 – Hastalandığımda O’dur bana şifa veren.

81 – O’dur beni öldürecek ve sonra da diriltecek olan.

Allah insanı yaratıp kendi haline bırakmamıştır. Onun vücudunu devamlı surette geliştirme, her türlü ihtiyaçlarını karşılama, ona zarar verecek binlerce tehlikeden koruma işlerini de uhdesine almıştır. Yüce Yaratıcı bunu öyle bir sisteme bağlamıştır ki insanın bu kadar ilerleyen bilgi ve tecrübeleri, bu sistemi güzelce farketmekle beraber lâyıkıyla kavrayamamaktadır.

82 – Büyük hesap günü günahlarımı bağışlayacağını umduğum ulu Rabbim de yine O’dur.

83 – Ya Rabbî! Bana hikmet ver ve beni hayırlı kulların arasına dahil eyle!

84 – Gelecek nesiller içinde iyi nam bırakmayı, hayırla anılmayı nasib eyle bana.

85 – Naim cennetlerine vâris olanlardan eyle beni ya Rabbî.”

 Hamza Türkmen bu girişten sonra Kur'an'ı doğru anlamanın önündeki tarihsel ve güncel engelleri kategorize ederek şu tespitlerde bulundu, Kur'an'ı doğru anlamanın önünde:

1-Geleneksel engeller

2-Fıtri  nefsi engeller

3-Irkçı, Ulusalcı engeller (Fıkıh ırkçılığı, Mezhep ırkçılığı

4-Usuli engeller  (Kur'an'ı tefsirde takip edilen usul)

5-Tarihselci ve modernist engeller

6-Dil farkının oluşturduğu engeller.

gibi birtakım ciddi engeller olduğunu bunun da müslümanların tarihsel olarak bir çok dönemde Kur'anı doğru kavrayamamalarını neden olduğunu vurgulayarak açtığı başlıklarla ilgili hem tarihi süreci anlattı hem de gelinen noktada Kur'an'ı anlamada tertil eğitiminin ve ıslah çalışmalarının önemini anlattı.

Türkmen Kur'an'ın nazil olduğu ilk dönemde Kur'an'ın doğru anlaşılması için Rasulullah (s.a.v.)'in sahabeyi tertil eğitimine tabi tutarak bir tertil fıkhı oluşturduğunu bu dönemde inen ayetlerin nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgili ciddi bir sorun yaşanmadığını ifade ederek sahabe anlamadığı şeyi anında Rasulullah'a soruyor ve sorun çözülüyordu. Ancak İslamın giderek yaygınlaşması eğitim kadrosunun her tarafa yetişememesi, bununla beraber iletişim imkanlarının çok sınırlı olması birtakım sorunların zaman zaman yaşanmasına neden olmuşsa da Rasulullahın varlığı ve kuranın nazil olmaya devam ediyor olması ile sorun çözülmüş oluyordu. Rasulullah'ın vefatından sonraki dönemlerde müslümanların sahip oldukları toprak sınırları daha da çok genişledi yeni fethedilen bölgelere eğitim kadroları yetiştirmek te daha çok zorlaştı. Bu zorluğa işaret etmek için Hz.Ömer döneminde Sa'd Bin Ebi Vakkas komutasında İranın fethedilmesi karşısında Hz. Ömer’in Endişesini dile getiren bir örneğe değinen Türkmen, yeni müslüman olan toplumların sahip oldukları geleneksel kültürlerini islama taşıdıklarına vurgu yaparak bu durumun Kur'an'ın mana ve amacının tam olarak kavranmasının önünde bir engel teşkil ettiğini söyledi.

Bunun yanında Dil farkının getirdiği zorluklardan da sözetmek durumundayız. Zira Kur'an arapçadır Onu anlamak için öncelikle Etkin ve yeterli düzeyde bir arapça bilgisine sahip olmak gerekir. Bu hem zaman açısından hem yeterlilik açısından bir takım sıkıntılar doğurmuştur.

Bu zorluklara bir de saltanat kavgaları, her bir tarafın kendi haklılıklarına kur'an'dan delil oluşturmak için alakasız yorumlar üretmeleri, Buna çoğu zaman alimleri mecbur etmeleri hatta hayatlarıyla saltanatın istekleri arasında tercihe zorlanmaları gibi islamdışı yaklaşımların zorbalıkların da kur'anın doğru anlaşılmasının önünde en büyük engellerden birini oluşturduğunu, bununla beraber islam topraklarını genişlemesi batı felsefesiyle tanışma sonucunu tabii olarak doğurmuştur. Bu tanışıklık neticesinde batı felsefesinin tam bir analize tabi tutulmadan islam dünyasına girmesine neden olmuş bu da zaman içinde islam alimlerinin bazen asırlar süren tartışmalara girdiklerini bunun da süreç içerisinde islam alimlerinin üzerinde farklı ekoller oluşturacakları Kelamcılığı doğurmuştur. Bu tartışmalar saltanat sahipleri tarafından teşfik edilmiş hatta bunu toplumu oyalamak ve onların üzerinde inisiyatif pekiştirmek için ciddi getirisi olduğu için bu tip alimler çeşitli şekillerde ödüllendirilmişlerdir.

Tabi iş bununla bitmemiş fıkıh ve fıkıh usulü alanında da Kur'an ne yazık ki asırlar süren yorumların içerisinde boğulmaya terkedilmiş Öyle ki Kur'an adeta Çelişkilerle dolu bir kitabeye dönüştürülmüştür. Bu Zaman içerisinde şartların değişmesi teknolojinin ilerlemesiyle modernist bir akımın doğmasına zemin hazırlamış, Kur'an'ın batı medeniyetinin gerisinde kalmadığını ispatlamak için zorlama ve ucuz yorumlar peşine düşülmüş ve Kur'an asıl amacından ve ruhundan tamamen uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.

Hamza Türkmen bu konuyla alakalı özellikle osmanlı döneminin sonlarına doğru ortaya çıkan batılılaşma eğilimlerine değinerek bunun kur'an üzerinde oluşturduğu olumsuz etkiye örnekler vererek değindi. Bu dönemde Kur'anı yeniden doğru bir şekilde anlamak için Özellikle Muhammed Abduh, Reşit Rıza Cemaleddin-i Efgani gibi Zevatın çok önemli çalışmalar başlattığını Bu ıslah Ekolü sayesinde Kur'an'ın Orijinal düşüncesiyle yeniden getirildiğini bunun da müslümanların önünü açan yeni bir dönem açtığını ifade ederek sözlerine nokta koymuştur.

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim