

“Kur’an’da Yahudiler ve Yahudileşme” Semineri
Özgür Der Tatvan şubesinde tarafından düzenlenen Cuma seminerinde bu hafta ‘’ ’Kur’an’da Yahudiler ve Yahudileşme ‘’ konusu vardı.
Tatvan Özgür Eğitim Sen temsilcisi Sinan KIRANŞAL tarafından slayt şekilde yapılan sunuma ilgi yoğundu.
Sinan Kıranşal, konuşmasını başlıklar halinde özetledi.
-Benî İsrâil, İsrâil, İbrânî, Yahûdî ve Mûsevî Kelimelerinin aslında aynı manaya geldiğini,bu kelimelerin gerek Kur’an’da gerekse Tevratta Hz.Yakub(a.s) ve on iki oğlu için kullanıldığı belirtti. "Benî İsrâil" ifadesi Kur'an-ı Kerim'de 41 yerde geçtiğini ve Kur'an'da Benî İsrâil'in yahudileşme sürecini anlatan ayetlerin sayısı ise 712 olduğunu söyledi. Benî İsrâil'den bahseden bu 712 ayet, Kur'an'ın tamamı göz önüne alındığında 10'da biri aşan bir oranında olduğunu belirtti. . "Hz. Musa'ya inanan, bağlanan" anlamında İsrâiloğullarına Mûsevî de denilir. dedi.
İsrâiloğullarının Özelliklerinden Bahseden şu Âyetleri okudu:
Onların milletine/dinine uyuncaya kadar yahudiler ve hıristiyanlar asla senden râzı olacak değillerdir. De ki: 'Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur.' Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır." (2/Bakara, 120)
"Ey iman edenler, yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostudur-lar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz ki Allah, zâlimler topluluğuna yol göstermez. " (5/Mâide, 51)
"(Yahudiler ve hıristiyanlar, müslümanlara:) Yahûdileşin ya da hıristiyanlaşın ki doğru yolu bulasınız, dediler. De ki: 'Hayır! Biz, hanîf olan İbrahim'in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi." (2/Bakara, 135)
"Kendilerine tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların hali, kitaplar taşıyan eşeğin hali gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlayanların durumu ne berbattır. Allah zâlimler topluluğunu hidâyete ulaştırmaz." (62/Cum'a, 5)
KIRANŞAL, İsrâiloğullarının Tarihine Şu Şekilde Değindi.
İsrâiloğullarından Mısır'a ilk yerleşen Hz. Yusuf'tur. Kardeşlerinin kıskançlık ve ihaneti sebebiyle Hz. Yusuf'un esaretle başlayıp Mısır hükümetinde yetkili olana kadar varan serüveni sonucunda, Filistin'de çıkan bir kıtlık nedeniyle 70 kişilik bir kafileyle Mısır'a gelip yerleştiler. İsrâiloğulları, ataları Hz. İbrahim'den beri tevhid akidesine inanan müslüman bir neslin torunuydular. Tümü de peygamber çocuğu olan 12 kardeşten üreyen bu topluluğu Hz. Yusuf Mısır'a yerleştirdiğinde tek Allah'a iman ediyorlar, ataları Hz. İbrahim, İshak ve Yakub'un inancını sürdürüyorlardı. Kur'an'a göre, ölüm döşeğindeki babalarına, tevhidden ayrılmayacaklarına dair söz vermişlerdi. Allah, İsrailoğullarına tarih boyunca birçok peygamber göndererek onları yalnız Allah'a kulluk etmeye, ataları İbrahim'in "Hanif" yoluna döndürmeye çalışmıştır. Fakat İsrailoğullarının, peygamberleriyle araları genellikle kötü gitmiş, peygamberlerini yalanlamaktan, yalnız bırakmaktan ve hatta öldürmekten geri durmamışlardır. Kur'an'ın anlatımıyla "onlara ne zaman bir peygamber, hoşlarına gitmeyen bir şey getirse büyüklük taslamışlar, kimini yalanlamışlar, kimini de öldürmüşlerdir." (2/Bakara, 87; 5/Mâide, 70) ayetlerini okudu.
Firavun ve İsrâiloğulları arasındaki ilişkiye kısaca şu şekilde değindi.
Mısır'da hâkim sınıf kıptîler olmasına rağmen, İsrâiloğulları ülkenin ticaret ve zenaatinde önemli rol oynuyorlardı. Bu durum, Firavun'u etnik temizlik yapmaya itti. O kadar ki, kabilenin tüm erkek çocuklarını daha doğar doğmaz boğazlayarak, bilinçli bir etnik temizlik politikası uyguladı. Allah, mustaz'af durumda olan bu kavme luftetmek, onları önderler yapmak, Firavun mülküne mirasçı kılmak üzere içlerinden biri olan Hz. Musa'yı, yoldan çıkmış, azgın, zâlim Firavun ve adamlarına elçi olarak gönderdi.Ancak Firavun zülmünde ileri giderek Hz.Musa’yı ve beraberinde olanları öldürmek istedi.Allah ,firavunu ve ordusunu denizde boğarak Hz. Musa ve inananları kurtardığını belirtti. Allah, İsrâiloğullarını ihsânına mazhar ettiği, diğer toplumlara karşı üstün kıldığı halde onlar, Allah'ı bırakıp, başka putlar istediğini. "İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Denizi geçince, orada kendilerine ait birtakım putlara tapan bir kavme (buzağıya tapan Amalika kavmine) rastladılar. Bunun üzerine: 'Ey Musa, onların nasıl tanrıları (putları) varsa, sen de bizim için öyle bir tanrı yap!' dediler. Musa: 'Gerçekten siz câhil bir toplumsunuz' dedi. Şüphe yok ki, bunların içinde bulundukları (din) helâke mahkûmdur, yıkılmıştır. İbadet diye yapmakta oldukları da bâtıldır, boş şeydir. Allah sizi âlemlere üstün kılmışken ben size ilâh olarak, Allah'tan başka bir tanrı mı arayacakmışım? " (7/A'râf, 138-140) ayetini okudu.
Hz. İsa ve Benî İsrâil arasındaki ilişkiye de değinen KIRANŞAL şunları söyledi.
Hz. İsa, tüm kötü vasıfları içine iyice sindirmiş, İncil'in tâbiriyle "İsrâil evinin kaybolmuş koyunları"na tebliğe başlayınca onlar ona karşı tuzaklar kurmaya, iftira ve yalanlama kampanyasına başlamışlardı. Onun sihirbaz olduğunu iddia ediyorlardı. Oysa Hz. İsa onlara örnek alacakları bir lider olarak gönderilmiş, çeşitli mucizelerle desteklenmiş, kendilerine daha önce haram kılınan bazı şeyleri Allah'ın izniyle helâl kılarak onların yükünü hafifletmek için gelmiş olmasına rağmen İsrâil oğulları ona tuzak kurmaktan geri durmamışlardı. Hz. İsa'yı öldürdüklerine inanarak ondan kurtulmuş olmanın övüncüyle yollarına devam etmişlerdir.
Hz. Muhammed (s.a.s.) ve İsrâiloğulları başlığında şunlara değindi.
Hicretten önce Hz. Muhammed (s.a.s.), İsrâil oğullarıyla çok fazla bir ilişkiye girmemiştir .Yahudilerin asıl yoğun olarak bulundukları yerler, Medine ve Hayber’ di . Ancak Hicretten sonra Müslümanların gittikçe güçlenmesi Medine'de İslâm'dan önce önemli bir güç olan Yahudileri ,rahatsız etmeye başladı ve onlar da bu rahatsızlıklarını çeşitli şekillerde ifadeye başladılar. Benî Kaynuka, Benî Nâdir ve Benî Kureyza Yahudilerinin verdikleri sözlere uymamaları ve yaptıkları hatalardan dolayı Müslümanlar tarafından ya öldürüldüğü yada sürgün edildiğini belirtti.
KIRANŞAL, İsrâiloğullarının Özelliklerini şöyle sıraladı.
Allah'a vermiş oldukları ahdi/sözü bozmak,Maymunlaşmak ,Kör ve sağır kesilmek,Başka tanrılara da inanmak ve onları da güçlü görmek,,Yalnız Allah'a güvenip sadece O'ndan korkmamak ,Altın buzağıya (altına, elleriyle yaptıkları heykele ve buzağıya) tapmak ,Güzel nimetlere nankörlük ,Cihad ve savaş görevinden kaçmak, ölümden korkmak,Fesat/bozgunculuk ,Allah'ın hükümleriyle hükmetmemek ,Peygamberleri yalanlamak ve öldürmek ,İkrar ettikten hemen sonra inkâr etmek ,Kitab'ı değiştirmek ,Tahrif etmek; Kelimeleri konuldukları yerden değiştirip anlamlarını çarpıtmak ,Hakka bâtılı karıştırmak ,Alçak dünyanın metâını, âhirete tercih etmek ,Hayırlıyı hayırsızla değiştirmek ,İsyankârlık ve aşırı gitmek ,"İşitittik ve isyan ettik" diyecek kadar küstahlaşmak,Devamlı harp ve fitne çıkarmaya çalışmak ,Rüşvet alıp vermek ,Fâiz yemek ,Başkalarının malını haksız yere yemek ,Bâtıl yollarla insanların mallarını ,Cimri olmak,Zâlimlik ,iyiliği emredip kötülükten sakındırma görevini yapmamak , Dâvâları için her yolu meşrû görmeleri, yalan söylemeleri , Sözlerinde Sihirle uğraşma ,Ahlâkî dejenerasyon ,Toplumda fesâdı, fuhşu yaygınlaştırmak.
KIRANŞAL konuşmasına Yahudileşme ve Yahudileşme Temâyülü açıklayarak şöyle devam etti.
İsrâiloğulları ile bizim aramızdaki en büyük fark, bize vahiy olarak gelen Allah'ın kitabına olan samimi bağlılığımız ve ona uymamak için bahaneler aramayışımız olacaktır. Bunu yapmayınca Kur'an'ın onlar için anlattığı tüm olumsuzlukları kendimiz için düşünmemiz gerekecektir. Çünkü isrâiloğullarını Kur'an'ın kötülemesinin sebebi, onların Kitab'a ve Rasüllerine karşı olan lâkayt tavırlarıdır, keyfî hareketleri ve her şeyi dünyalık ucuz menfaatlerine göre hesaplayan bir mantığın temsilcisi olmalarıdır.
Yahudiler, başlangıçta müslüman idiler. Daha sonra dejenere olarak yahudileştiler. Yahudileşmek, sadece Benî İsrâil için ve tarihte kalmış bir problem değil; tüm insanlık için ve bütün zamanlarda bir büyük problem ve risktir. Yahudileşmek, Hz. Muhammed ümmetinin kıyametidir.
Yahudilik, etnik ve teolojik yönleri olan çift cinsiyetli bir kavramdır. Tabiatı icabı, hem "İsrâiloğulları kavmine mensup olma" anlamına etnik kimliği ifade eder; hem de İsrâiloğullarının dini olan "Mûseviliğe/yahudiliğe mensup olma" anlamına dinî kimliği ifade eder. Yahudileşme ise, etnik ve dinî menşe itibariyle yahudiliğe mensup olmadığı halde onlar gibi olma, onlara benzeme, onların tavır ve davranışlarını gösterme manasına gelir.
Kur'an'da hiçbir kavim ve din mensubundan İsrâiloğullarından söz edildiği kadar geniş söz edilmez. İsrâiloğullarına Kur'an'da bu kadar fazla yer verilmesinin sebebi, bu ümmeti gelecekte bekleyen "yahudileşme tehlikesi"ne dikkat çekmek, Hz.Muhammed(s.a.v) ümmetini yahudileşme tehlikesinden korumaktır.
Program soruların cevaplandırılmasıyla sona erdi.

39 - Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola koyar.
40 - De ki: "Kendinizi hiç düşündünüz mü, Allah'ın azabı size gelse veya kıyamet vakti gelse, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer sözünde doğru kimselerseniz cevap verin".
41 - Hayır, yalnız o Allah'a yalvarırsınız. O da dilerse kaldırılmasını istediğiniz belayı kaldırır ve o zaman ortak koştuğunuz şeyleri unutursunuz.
42 - Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık.
43 - Hiç olmazsa kendilerine baskınımız geldiği zaman olsun, yalvarmalı değiller miydi? Fakat kalbleri katılaştı ve şeytan yaptıklarını kendilerine güzel gösterdi.
44 - Kendilerine hatırlatılanları unuttuklarında, onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen o nimetlerle sevinip zevke dalınca onları azabımızla ansızın yakalayıverdik. Hemen ümitsizliğe kapılıp şaşkına döndüler.
45 - Böylece zulmeden kavmin kökü kesildi. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.
Yüce Allahın gazabı gelmeden Kur'ana dönün. Bu uğurda ölsenizde
Aslında sunum sırasında bu kavramların tek tek açıklanmıştı.Ancak haber için hazırlanan metin özetlenerek yazıldığı için bu kavramların tam anlamıyla anlatılmamış oldu.Sanırım bu bir eksiklik oldu.
Cengiz abıye bu yerinde tespitinden dolayı teşekkür ederim.
İnşallah bundan sonra ki süreçte daha dikkatli davranılır.
Tabi ki yapılan çalışmalar değerlidir. Rabbim çalışmalarımızı kabul etsin.
Rabbımız bizleri Yahudileşmekten korusun.
Sinan Hocam'ı bu faaliyeti dolayısıyla tebrik ediyorum. Sunumun içeriğini çok güzel buldum.
Sunumun başındaki "Benî İsrâil, İsrâil, İbrânî, Yahûdî ve Mûsevî Kelimelerinin aslında aynı manaya geldiğini, bu kelimelerin gerek Kur’an’da gerekse Tevratta Hz.Yakub(a.s) ve on iki oğlu için kullanıldığı belirtti." cümlesi şöyle ifade edilirse daha uygun olurdu.
Kur'an, Benî İsrâil ve Yahûdî kelimelerini ; Hz.Yakub'un oniki oğlunun soyundan gelen bir kavmi belirtmek için kullanmıştır. İsrail kelimesi ise sadece Yakub’un, Tevrat’taki lakabının Kur’an’da beyanıdır. “Tevrat'ın indirilmesinden önce, İSRAİL'İN (YAKUB'UN) KENDİSİNE haram kıldıkları dışında, yiyeceğin her türlüsü İsrailoğullarına helâl idi.”(Ali imran3/93) İbranî kelimesi ise Tevrat'ın kullandığı bir vasıf olarak temayüz eder. Mesela Hz. İbrahim'in etnik kimliğini tarif için Tevrat’ta şöyle kullanım vardır. "Oradan kaçıp kurtulan biri gelip İBRANİ AVRAM'A durumu bildirdi. " (Tevrat/Tekvin13/14) İbrahim soyunu da içerisine alan ve hicret ettikleri yere nispetle “Fırat'ın öte yakasından gelenler” olarak niteleme amaçlı kullanmıştır. “Hz. İbrahim’in doğup, büyüdüğü ve kavmine resul olduğu Mezopotamya’nın Ur şehri; Fırat nehrinin öte yakası olan doğu kısmındadır. Bu yüzden Hz. İbrahim ve Lut’a ve ondan sonraki gelen nesillerine “NEHRİN ÖTESİNDEN GELENLER” ANLAMINDA İBRANÎ denmiştir. Bir rivayete göre Hz. İbrahim’in atalarından Eber(Ivrî) adındaki atasının kutsallığının, Hz. İbrahim’e intikal etmesinden ötürü EBER’E(IVRÎ) İZAFETEN İBRANÎ DENMİŞTİR.” (Yahudiliğin Hıristiyanlığa ve İslam’a bakışı; Baki Adam, Dinler tarihi araştırmaları derneği yayınları) Mısırlıların İsrailoğullarını tanımı da bu şekildedir: “Musa ve Harun için: “Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak, "BU BİR İBRANİ ÇOCUĞU" DEDİ.” (Tevrat/Çıkış2/6)
Musevî deyimi ise genelde “Yahudi” kelimesinin itici çağrışımlarını gidermek amaçlı Osmanlı tebasında kullanılan bir deyimdir. “bu son asrımızda yahudilerin kendileri için benimsedikleri „YAHUDİ“ İSMİNİ ARTIK OLUMSUZ GÖRDÜKLERİNDEN ISRARLA „MUSEVİ“ KELİMESİNİ KULLANMAYA BAŞLAMIŞLARDIR.” (http://www.iqraa.de/Israilogullari%201.htm)
Dolayısıyla “….Kur’an’da gerekse Tevratta Hz.Yakub(a.s) ve on iki oğlu için kullanıldığı belirtti…." Genellik arzeden ifadenin yukardaki gibi tavzih veya tashihi gerekmektedir. Allah’a emanet olunuz.









