1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Kur’an'da Toplumsal Değişim ve Çöküş”
“Kur’anda Toplumsal Değişim ve Çöküş”

“Kur’an'da Toplumsal Değişim ve Çöküş”

Batman Özgür Der’in haftalık seminer programında bu hafta “Kur’an da Toplumsal Değişim Ve Çöküş” konusu işlendi.

A+A-

Hafta sonu düzenlenen semineri gündüz bayanlara akşam erkeklere Mehmet Şat sundu.

Kur’an da Toplumsal Değişim Ve Çöküş konusunu tebliğ eden Mehmet Şat özetle şu konulara değindi.

KUR’AN DA TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE ÇÖKÜŞ

Kur’an’a göre tarihe yön veren insanın kendisidir. Daha yaratılan ilk insanla başlayan itaatsizliği daha sonraki zaman birimlerinde doruk noktasına ulaştı. Allah defalarca insanlara “Allah’a kulluk edin tağuttan kaçının” diye Resuller göndermiş ve Resul göndermeden bir toplumu helak etmeyeceğini ısrarla vurgulamasına karşın, toplumların uyarılara karşı gösterdikleri olumsuz tavırlardan ötürü helak edildiklerini görmekteyiz.

Toplumların Değişiminde İlahi İlke

”Bir toplum kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah onlarda olanı değiştirmez” (Ra’d-11)  ayetinin verdiği mesaj bireyden başlayan değişimin topluma yansımasıdır. Birey olarak insanın değişime açık olması ve değişimi arzulaması kendinden olanın değişimine zemin hazırlamakta; kendinde olanın değişmesi toplumu etkilemesi söz konusudur. Ayette öncelikli değişimin bireyden başladığını da anlamaktayız.

Her toplum sahip olduğu kültürel yapıya göre insanlarına roller biçer. Değişim öncüsü olan bireyler, değişime soyunabilmeleri için ilk etapta toplumun kendisine biçmiş olduğu bu rolün dışına çıkması gerekmektedir. Geleneksel değerlerle şekillenmiş rollerin dışına çıkılmadan toplumda değişim gerçekleştirilemez. Geleneksel anlayış değişimin önünde duran en katı etmenlerden biri olmuştur.

Toplumlarla İlgili Allah’ın Sünneti  -Sünnetullah-

Sünnetullah, Kur’an da “Tarihi Yasaları” anlatan bir kavram olarak kullanılmaktadır. Sünnetullah kavramının, sosyolojik ve tarihsel bir muhtevası olduğu görülmektedir. Kur’an Sünnetullah olgusunu insanın yüklenmiş olduğu emanetle ilişkili olarak sunmaktadır. Yüklediği görev yeryüzünde Allah’ın halifeliğidir. Bu tarihsel görev yeryüzünü ıslah ve imarı ile çizilmiştir.

Kur’an da belirtilen tarihsel yasaların pek çoğunun şartlı önermeler şeklinde olduğu görülmektedir.  Bu şartlı önermelerde verilmek istenen mesaj şart gerçekleştiği taktirde sonucunda kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğidir.

Kur’an da yer alan Sünnetullah ile ilgili ayetlerde şu vurgular dikkat çekicidir.

- Allah’ın yasalarında bir değişim ve dönüşümün olmadığı…

- Toplumların bir ecele tabi tutuldukları ve bu ecelin de toplumun yaptığı davranışlarından kaynaklandığı…

- Toplumların ıslahı için uyarıcıların gönderildiği…

- Yasalar gereği tarihsel olayların sürekli tekrar ettiği…

Toplumların Yaşam Süresi  -Ecel-

Kur’an toplumların yaşam sürelerinin bir zaman dilimi ile kayıtlı olduğunu –ecel- bildirir. Bu sürenin bitmesi ile beraber toplum yaşam süresini doldurur. Toplumlar canlı organizma gibi bir gelişme tarzı gösterirler. Önce doğar, büyür sonra gelişip bir seviyeye ulaşırlar. Etkinliğin ve gücün doruk noktasından sonra aşağıya doğru bir ivme ile çöküşe doğru (yaşlılık) indiği gözlemlenir. Bu iniş esnasında bazen o toplum, sıfırlanıp parçalanırken bazen de etkinlik ve siyasi/askeri nüfusun yok denecek kadar küçük bir seviyeye geldiği görülür.

“Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.”(A’raf-34) ayeti bize toplumlara biçilmiş bir ecel olduğunu görmekteyiz. Bu noktada toplumların yaşam süresini tamamlaması insan yaşamında olduğu gibi tamamen ölmesi anlamına gelmemektedir. Medeniyetler tarihine bakıldığında her gelen medeniyetin bir sıfır noktasında olmadığı, başka bir medeniyetin devamı olduğu görülür. Yaşam süresini tamamlamış toplum veya medeniyet tamamen yok olamaz. Etkinlik ve nüfus olarak daha önceki konumun çokça altında olması veya kendi konumunu bir başka topluma veya medeniyete terk etmesi olarak algılanmalıdır. Bu paralelde şu unutmamalıdır ki Ecelin gelmiş olması, Allah’ın çöküş kanununda belirttiği sünnetin yerine gelmiş olmasıdır.

Toplumları Etkileyen Faktörler Önderler

Toplumların değişim ve dönüşümüne neden olan etkenlerin başında toplumların önde gelenleri yer alır. Toplum genel itibariyle bilinçsiz ve de ne yapacağını bilmeyen insanlardan oluşmaktadır. Toplumu etkileyen, onların değişim ve dönüşümüne neden olan, toplumun genel olarak benimsediği liderlerdir. Toplum önderleri, azim ve kararlılıklarını tutkuya dönüştürdükleri sürece değişimi gerçekleştirebilirler. Toplum liderlerinin önden gitmesini ve ilk etapta önderlerin değişim ve dönüşümü kendi yaşamlarında göstermeleri isterler.

Bu noktada toplum onlardan önderlik beklerler. Tıpkı Hz. Musa ve beraberlerindekiler Kızıldenize vardıklarında Hz. Musa işte planımız dedi. “denize yürüyeceğiz, Allah suları kaldıracak ve biz kuru toprak üzerinde yürüyeceğiz” onları izleyenler ise “Önce Sen” dediler. Musa önden gitti ve diğerleri de onu takip ettiler.(Tevrat)

Kur’an da tasvir edilen kıyamet sahnesinde, suçlu olanların mazeret olarak öne sürdükleri  “Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlar da bizi saptırdılar” ifadesi, sosyal alanda liderlerin etkileme gücüne işarettir.

Gelenekler / Atalar Dini

Değişimler ilk etapta toplum tarafından ret edilir. Toplumlar geleneklerin yıkılması ile toplumunda çökeceğinden endişe duyarlar. Bundan ötürü geleneklere şiddetle karşı çıkarlar. Oluşturmak istenen değişimler karşı tavır almaları bu nedenledir.

Toplumun sahip olduğu geleneklerin yerine tevhidi bir gelenek getirmeye çalışan peygamberlere karşı çıkılmıştır. Onlar, “Sen bize tek Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet ede geldiklerini bırakalım diye mi geldin?” dediler (A’raf-70).   Ayetinde karşı duruş gösterenlerin atalarından devir aldıkları geleneksel dini anlayışı terk etmeyen insanlar olduğu görülmektedir.  Aslında bu karşı çıkışları belirli bir bilince dayandırmak ve bir bilinç dahilinde ret ettiklerini söylemek güç görünmektedir. Değişimi kabul eden insanların daha çok bu gelenekleri içselleştirmemiş gençler olduğu görülmektedir.

Din Adamları

Geleneksel bir otoriteye sahip din adamları, üstlendikleri rol itibariyle kutsal sayılırlar. Bulundukları yer itibariyle Allah’a yakın oldukları bundan ötürü her konuda kendilerine itibar edilmesi gerekliliğine inanılır.

Kuran din adamlarının toplumu etkilediği ve dönüştürdüğü konusunda bilgi vermektedir. Hz. Musa’nın kıssası anlatılırken Samiri adındaki İsrailoğulları arasında din adamı olarak bilinen kişinin Hz. Musa’nın yokluğunda toplumu nasıl etkileyip yön verdiğini görmekteyiz. Bu konuda da Kuran İnsanları din adına aldatanlara karşı dikkatli olmamız konusunda uyarmaktadır. “sizleri Allah ile aldatmasınlar” ibaresi buna işaret etmektedir.

Bilgi Seviyesi / Cehalet

Cahaletin hakim olduğu toplumun dayanıksız, her türlü etkiye karşı savunmasız olduğu bir gerçektir. Bunun yanında bilgi, insanın yaşamını şekillendirmesinde etkili olan bir etmendir.

 “Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilahları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilah yapsana” dediler. Mûsa şöyle dedi: “Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz.”(A’raf-138) ayettede anlaşılacağı gibi hakikate karşı kapalı olan, idrak yetisini kaybeden insanların cahil olduğunu anlamaktayız. Toplumların bu özelliğini kullanmak isteyen despot ve totaliter yönetimlerin halkı cahil bırakmak istemesi bu yüzdendir. cahil bir topluma hükmetmek daha kolaydır.

Tağut

Kur’an ın özelleştirerek kullandığı bu kavram, toplum nezdinde yasal olması mümkün iken, İslam hükümlerince yasal olamayan otorite, kurum ve kuruluşlara yönelik kullanılan bir kavramdır. Bu vasıflara sahip olan güçlerin kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Kur’an buna karşın daha adil ve ilahi olan Allahın dinine sarılmanın gerektiğini vurgulamaktadır.

O halde kim tâğûtu tanımayıp Allah’a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır.” (Bakar-256)

Ekonomi  Düzeyi / Maddi Refah

Toplumsal değişimde, daha çok maddi ve manevi beklentiler hedeflenir. Maddi doyumun gerçekleştiği toplumlar değişime bu noktada daha bir uzak kalırlar. Aynı şekilde ekonomi ve refah düzeyi olarak geri kalmış toplumların daha kolay politize edilebildikleri görülür. Yaşanan toplumsal sıkıntılar toplumun bir çıkış yolu aramsına neden olur.

 “Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): “Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.” .”(A’raf-95)

Toplumsal Çöküşten Önce Yapılan Uyarılar

Kur’an toplumların çöküşünden önce değişik uyarılara tabi tutulduklarını belirtir. Bu uyarılar toplumun çöküşünde önceki son uyarılardır. Bu uyarıların bir sonraki aşamanın yani çöküşün habercisi niteliğindedir. Bir sünnet olarak belirtilen bu uygulama, Kur’an’da anlatılan ve çöküşe uğramış tüm toplumlara karşı işlenmiştir.

Resul ile Uyarı / Uyarıcılar

 Allah Kur’an’da bir uyarıcı gelmeden hiçbir toplumu helak etmeyeceğini belirtir. “Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz”(İsra-15) Toplumun ıslahını hedef alan uyarıcılar, insanları fıtrata aykırı davranmamaları hususunda ikazda bulunmuşlardır.

Bu uyarıcıların yalnız peygamberlerle kayıtlı olduğunu düşünmek, peygamberlerin gelmediği ara dönemlerde meydana gelen çöküşleri izah etmemize güçlük çıkarmaktadır.  Bu uyarıcılar peygamberler olacağı gibi toplumsal yaşamı düzene sokmak isteyen insanlardan da olacağı anlaşılmaktadır.

Ayetler / Mucizeler

Toplumlar sahip olmuş oldukları değerler itibari ile sürekli olağanüstü olaylara karşı bir meyil göstermişlerdir.

“Bizi, (Kureyş’in istediği) mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. (Nitekim) Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz”.(İsra-59). Kur’an’da anlatılan mucizelerin, gösterildiği toplumun yapısına uygun olması dikkat çekicidir.

Bolluk ve Refah

Toplumsal çöküşün en belirgin habercilerinden bir de toplumsal refah düzeyinin artmasıdır.

Kur’an refah düzeyinin artmasını bir imtihan vesilesi olarak gösterip buna karşı toplumları uyarır.

“Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.” (En’am-44)

Refah düzeyinin uyarıcı bir rol üstlenmesinin bir başka nedeni toplumun sahip olduğu değerlerin / kimliğin ortaya çıkmasında önemli bir yere sahip olmasındandır. Refahın artması ile sahip oldukları karakterlerin ortaya çıkmasına, belirginleşmesine ve bunların davranışlara yansımasına neden olmaktadır.

Darlık ve sıkıntı

Toplumların düçar olduğu ekonomik sıkıntı ve başlarına gelen daha başka sıkıntılarda(gemi meselesi gibi) , sıkıntılarının bitmesi durumunda Allah’a kulluk yapacaklarına dair taahhütlerini yerine getirmemeleri Çöküntülerini hızlandırmıştır.

“Andolsun, senden önce bir takım ümmetlere de peygamberler gönderdik. (Peygamberlerini dinlemediler.) Sonunda, yalvarsınlar da tövbe etsinler diye onları şiddetli yoksulluk ve darlıklarla yakaladık.”(En’am-42)

Çünkü insan psikolojisi sıkıntıya düştüğü anlarda düşünmeye sevk eder. Bu düşünce sadece içinde bulunduğu ekonomik sıkıntının sona ermesi ile kayıtlı olmayıp yaşamındaki tüm değerlerin sorgulanmasına yöneliktir. Darlık ve sıkıntının yaşadığı toplumlarda ahlaki değerlere sahip çıkma, Allah’a yalvarma psikolojisi belirgin hale gelmektedir.

Toplumların Çöküş Nedenleri

Önderlerin  Etkisi / Mütreflerin Azgınlaşması

Toplumun temel dinamiğini oluşturan liderler, toplumu istedikleri yöne doğru kanalize edebilme yeteneklerinden ötürü çöküşte de etkin rol oynarlar.  Önderlerin basiretsiz davranışları toplum içinde bir kargaşanın oluşmasına neden olur. Bu kargaşalar toplumsal dengelerin ve bütünlüğün bozulmasına neden olur. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.”

(İsra-16)

Adaletsizlik ve Zulüm / Bozgunculuk

Adalet, toplumsal yapıyı ayakta tutan en önemli faktörlerin başında gelmektedir. Adaletin varlığı sağlıklı toplumun varlığını doğurur. Adaletsizlik ise insan fıtratına aykırılığı arz etmektedir. Adaletsizliğin olduğu yerde de sükunetin olması imkansızdır. Zulmeden ve zulme uğrayan kutupların oluşması toplum içinde kendiliğinden bir çatışma ortamını doğurmaktadır. Adaletsizlikle hükmeden ve zulmeden bir kesimin varolması Allahın azabının gelmesini hızlandırmaktadır. “Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır.”(Hac-45)      

Ölçüsüz Davranışlar

İnsan fıtratına aykırı davranışların sergilendiği, israfın yaygınlaştığı bir toplumun çöküşü müstahak olur. Kuran bu ölçüsüz davranışları Günah olarak isimlendirmektedir. Birçok toplumun fıtrata aykırı / ölçüsüz davranışlar içinde olduklarında Allah’ın azabıyla cezalandırdığını görmekteyiz.

Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?” (A’Raf-80)

Peygamberler; ölçüsüz davranışlar ve israf içinde boğuşan toplumları uyarmışlar, onları Allahın Adaletinden haberdar etmişler. Ama mesaja kulak tıkayıp aldırış etmeyenler olmuştur, Allah onlar içinde sonucun ne olacağı konusunda Kurandan bize haber vermektedir.

Hak Olana Karşı Tavır Koyma/Ataların Dinine Sığınma

“Onlar şöyle dediler: “Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz.” (Hud-62) Cehalet içinde olan, hakikatin anlaşılmasından yana idrak yetisini kaybetmiş olan toplumlar/insanlar “Hakk olana karşı” bir tavır içine girmişlerdir. Bu tavırlarını çeşitli yollarla göstermişlerdir. Kimi zaman uyarıcıları öldürmüşler, kimi zaman, hicrete zorlamışlar, onları toplumdan tecrit etmeye çalışmışlar vs. bütün bunlara karşı savundukları şey ise atalarının dini olmuştur.

Alay, Tahkir ve Yalanlama

Alay, tahkir ve yalanlama kimi insanların baş edemediği, gelişimini ve kabul görüşlülüğünü engelleyemediği insanlara karşı bir önyargı durumu olarak ortaya çıkar. Yıpratmaya yönelik olan bu tutumlar, alternatif bir düşüncenin ortaya konamadığı anlarda kendini daha belirginleştirmektedir. Bu durum bir çöküşün başlangıcı olabilmektedir.

“Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.” (A’raf-182)

Baskı ve şiddet

Bu aşama toplumun dönüşüme karşı olan tavrının belirginleşmesidir. Bu aşamadan sonra toplum değişim ve dönüşüme kapalı olduğunu ortaya koyar. Toplum mevcut durumdan ötürü çöküş süreci yaşanmaya başlar.

Toplumsal Çöküş

Kuran toplumların çöküşünü vurgulayıcı ibareler dile getirmektedir. Anlatım tarzındaki edebilik ve tasvir, toplumların çöküş sürecini bir anda olurcasına insanın gözleri önüne sermektedir.

“De ki: “O size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe, ya da sizi grup grup birbirinize düşürmeğe ve kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya gücü yetendir. Bak, anlasınlar diye, âyetleri değişik biçimlerde nasıl açıklıyoruz.”(En’am-65)

SONUÇ

 

- Kur’anda anlatılan toplumların helakı ile ilgili kıssaların amacı aynı hataların tekrar edilmemesine yöneliktir.

- İnsana ilham edilen hayır ve şerrin insanın özgür iradesinin bir kanıtı olmasına karşın, insanın daha çok şerri tercih etmesi toplumsal bozulmaların başlıca nedenini teşkil eder.

- Sapma eğilimleri ilk önce nefiste başlar, sonra da topluma sirayet eder.

- Ahlaksal boyutta meydana gelen ilk değişimler, daha sonraları ekonomi, ticaret ve sosyal yaşamın tüm alanlarına sirayet etmektedir.

- Toplumların değişim ve dönüşümlerinin bir çırpıda oluşmaz.

Değişim ve çöküşe dair yasaların idrak edilmesi için, Kur’an, anlatılan kıssalara dikkat çeker.

Son Söz:

Biz onlara zulmetmedik, ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler. Böylece Rabbinin emri geldiği zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları ilahları, onlara hiç bir şey sağlayamadı, 'helak ve kayıplarını' arttırmaktan başka bir işe yaramadı.

M. Şirin Oruç / Haksöz Haber 

a1.jpg

HABERE YORUM KAT