“Kur’an’da Şehitlik-Şahitlik”

20.12.2015 01:00
“Kur’an’da Şehitlik-Şahitlik”
Tatvan Özgür-Der’in “Yolumuzu Aydınlatan Kur ‘ani Kavramlar” üst başlığıyla devam eden cuma seminerlerinde bu hafta “Kur’an’da Şehitlik-Şahitlik” konusu işlendi.

Semineri Tatvan Özgür-Der üyesi Sinan Kıranşal sundu. Şaban HAYRAN'ın moderatörlüğünü yaptığı seminer, Tatvan Özgür-Der binasında gerçekleştirildi.

Seminer; Tatvan Özgür-Der üyesi İbrahim AYKAN’ın okuduğu Kur'ân-ı Kerîm ve mealiyle başladı.

Sinan Kıranşal, sunumunda şu hususlara değindi:

Ş-h-d maddesi, “orada olup tanık olma” (3:70) ve “tanık olduğunu haber verme” (25:72) manalarına delalet eder. Tanıklığın şartı “huzur”dur. Huzur, “orada ve o anda hazır ve nazır olma”dır. Bu tanıklık gözle olabileceği gibi, gönülle de olabilir. Namazda tahiyyât’a “teşehhüd” adı verilir. Zira tahiyyât’ın zirvesi sonundaki şahadettir. Şahadetteki eşhedu, “bilir ve bildiririm ki” manasına gelir. Ustuşhide, bizim “şehid olmak” diye kullandığımız mananın tam karşılığıdır. Daha sonraları, Allah yolunda öldürülenlere şehîd denilmiştir. Bazı âlimlere göre; Allah yolunda öldürülenler “diri” olduğu için şehîd adı verilmiştir. Buna şu âyet delil gösterilir: “Allah yolunda öldürülenleri asla ölüler sanmayın; bilakis onlar Rableri katında diridirler.” (2:154). Fakat âyette şehîd veya aynı kökten başka bir kelimenin yer almaması, kelimenin anlam yolculuğunda geçirdiği değişimleri ele vermesi açısından dikkat çekicidir.

Şehîd, Allah’ın Kur’an’da geçen esma-i hüsnasındandır. Sonsuz ve sınırsız, eşsiz ve benzersiz ilahi tanıklığa delalet eder. Şehîd olan Allah’ın şahitliği yalnızca görüneni değil görünmeyeni de, yalnızca bilineni değil bilinmeyeni de, yalnızca açıktakini değil gizlidekini de, yalnızca maddi olanı değil manevi olanı da, yalnızca organların eylemlerini değil kalbin ve aklın eylemlerini de kapsar.

En büyük şahit olarak Allah

Şahadet (şahitlik) ıstılah olarak; “Birinin bizzat müşahede ettiği başkasına dair bir haberi aslına sadık olarak haber vermesi” anlamına gelir.

 Haber verene şâhid, haber verilene meşhûd denir. Şahitlik, kişinin kendisi hakkında da geçerlidir.

- Şahitlik gerekli midir?

- Bir Hesap Günü, yani bir Mahkeme-i Kübrâ varsa, tanıklık şarttır. Ahiretin varlığının olmazsa olmaz şartı, şahitliktir. Mahkeme-i Kübrâ’nın hâkimi Allah’tır, sanıkları kullardır. Tanıkları ise hem Allah hem melekler hem kullar hem de bütün bir tabiattır.

Şahitlik iki ana başlık altında değerlendirilir:

1. Yaradan’ın şahitliği.

2. Yaratılanın şahitliği. Esma-i hüsna arasında Şehîd isminin olması, Yaradan’ın şahitliğine imanı gerektirir. 

Şehîd olan Allah’ın şahitliği, en yüce şahitliktir. Allah’ın şahadeti, reddedilmesi mümkün olmayan tek şahadettir. Onun şahitliği mutlak şahitliktir ve yalana asla ihtimali yoktur. O’nun şahitliği mahlûkatın şahitliğine benzemez. O, şahit olmak için bir yerde ve bir zamanda olmak zorunda değildir. Zira O, her zamanda ve her yerde hazır ve nazır olan mutlak şahittir.

Esma-i hüsnayı oluşturan her ismin tecellisi kulların lehine olduğu gibi, Şehîd isminin tecellisi olan ilahi şahitlik de kulların lehinedir. İnsan hiç kimselere söyleyemeyeceği dertlere duçar olur. Bazen insanın içinde ateşler yanar da, bağrını kimselere açamaz. Bazen de insanın başına öyle işler gelir ki, onlara birini tanık tutmak ister, fakat Allah’tan başka kimseyi bulamaz. İşte öylesi durumlarda, Allah’ın şahit olduğunu bilmek insanın yüreğini ferahlatır. “Allah kuluna yetmez mi?” ilahi sorusu, böyle anlarda cevabını bulur. İnsan da, ta yürekten; “Hiç yetmez olur mu?” cevabını verir.

Allah’ın şahadeti en büyük şahadettir

Allah şahittir. Hem de bir şeye değil, her şeye şahittir. Zira Allah, insana şahdamarından yakındır. İnsan, kendisine şahdamarından yakın olandan hiçbir şeyi saklayamaz, kaçıramaz, gizleyemez. Bu hakikati Kur’an “Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir.” (57:4) âyetiyle haber verir.

Allah’ın tanıklığı, kulların tanıklığına benzemez. Allah nasıl varlığın zirvesi ise, Allah’ın tanıklığı da tanıklığın zirvesidir. Tıpkı şu âyette buyrulduğu gibi:

De ki “En büyük şahit kimdir?” De ki: “Benimle sizin aranızda Allah şahittir ve bu Kur’an bana kendisiyle sizi ve onun ulaştığı kimseleri uyarayım diye vahyedildi. Size de (ulaştığına göre şimdi söyleyin bakalım): Allah’la birlikte başka ilahların olduğuna gerçekten şahitlik eder misiniz? De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” De ki: “Tek ilah ancak O’dur ve benim Allah dışında ilahlık yakıştırdıklarınızla hiçbir bağım yoktur.” (En’âm 6:19)

Üzerine yemin edilenlerin hepsi şahittir

Kur’an’da Allah, bazı yaratılmışlar üzerine yemin eder. Bunları 10 başlık altında tasnif edebiliriz:

1. Kâinata dair unsurlar: Güneş, yıldızlar ve ay gibi.

2. Zamana dair unsurlar: Asır, gece, gündüz, sabah ve kuşluk gibi.

3. Yeryüzüne dair unsurlar: Denizler, dağlar, kabirler, gündoğumu ve günbatımı noktaları gibi.

4. Son Saat ve Kıyamet Günü’ne dair unsurlar: Vaat edilen gün, kıyamet günü gibi.

5. Kur’an’a ait unsurlar: Yol gösteren ve fetheden âyetler, uyarı, müjde ve rahmet âyetleri gibi.

6. Öğrenmeye dair unsurlar: Kalem ve kalemin yazdıkları gibi.

7. Yaratılışa dair unsurlar: Yokluk ve varlık, erkek ve dişi, görülen ve görülmeyen her şey gibi.

8 İnsana dair unsurlar: Kendini kınayan nefis, hayat denizinde yüzdükçe yüzen mü’minler gibi.

9. Vahyin indiği mekâna dair unsurlar: Mekke, Beytu’l-Ma’mur, incir, zeytin, Tur-i Sina gibi.

10. Şahitliğe dair unsurlar: Tanık, sanık, şahitlik gibi. 

Görüldüğü gibi, Allah’ın yemin ettiği şeylerden bir gurubu da, “şahitlik” ile ilgili unsurlar oluşturmaktadır. Fakat bu yeminlerin tümü esasen şahitlikle ilgilidir. Zira Allah’ın yaratılmış bir varlığa yemin etmesi, onun “şahit olacağını” haber vermesidir. Ve’l-‘asr demek, “Asır şahit olsun” demektir. Ve’l-leyl demek, “gece şahit olsun” demektir. Ve’ş-şems demek, “güneş şahit olsun” demektir. Şahit olan her şey dile gelecektir. Dile gelen her şey Allah’a konuşacaktır. Allah zaten her şeye şahittir. Bunların arasına şahit olanlar da girer, şahit olunanlar da, şahitlikler de…

Dolayısıyla Allah’a kimse yalan şahitlik yapamayacaktır. Bununla verilen mesaj açıktır: Ey insan, gece ve gündüz, ay ve güneş, çift ve tek, dağlar ve denizler, su ve toprak, insan ve melek şahitse eğer, sen Şehîd olan Yaradan bir yana, şahit olan yaratılandan dahi bir şey kaçıramazsın. Hal bu iken, Allah’ın her şeye şahit olması, sana yetip de artmalı.

Rasul’ün şahitliği bu dünyada örneklik ahirette tanıklıktır

Şehîd ismi, müşahede edilebilir varlıklar söz konusu olduğunda “örnek ve model” anlamını da içerir. Allah bizzat müşahede edilebilir varlıklardan olmadığı için, Allah’ın Şehîd olmasında “örnek ve model” manası kesinlikle aranamaz. Fakat peygamberler için kullanılan şehîd sıfatı, “örnek ve model” manasını içerir.

Peygamberlerin gönderildikleri topluma “örnek ve model” anlamında şehîd kılındıkları izahtan varestedir. Kur’an’da Hz. İbrahim ve Hz. Peygamber için kullanılan usvetun hasenetun (güzel bir örnek) tabiri de, peygamberlerin şehîd oluşları kapsamında değerlendirilmelidir. 

Hz. Muhammed aleyhisselam şahit olarak gönderilmiştir. Şu âyet, bu hakikati müteaddit olarak söyleyen âyetlerden sadece biridir:

“Sen ey Peygamber! Şüphe yok ki Biz seni şâhit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Ahzâb 33:45).

Allah Rasulü’nün şahit olması, ümmetine tanık olmasıdır. Zira Hesap Günü, peygamberlik görevini yapıp yapmadığından Allah huzurunda hesaba çekilecektir. (7:6). Bu yüzdendir ki, Allah Rasulü, hayata veda etmeden hemen önce gerçekleştirdiği ilk ve son haccında irat ettiği veda hutbelerinde üç kez “Bakın! Tebliğ ettim mi?” diye sormuştur. “Evet, işittik ve itaat ettik ya Rasulallah!” cevabını alınca da; “Şahid ol ya Rab!” demiştir.

Şehîd kavramının Kur’anî çığırından çıkarılması

Vahyin inşa ettiği akılların yerini rivayetin inşa ettiği akıllar almaya başlayınca, Kur’anî kavramların yerini de rivayet kültürüyle taşınan kavramlar aldı. Bazı Kur’anî kavramlar ise, anlam daralmasına veya anlam genişlemesine uğradı. Her iki halde de sonuç anlam kaymasıydı.

İlahi rehberliğe “riayet”in yerini alan “rivayet” ile, şehitliğin kapsamı genişletildi. Rivayetler yüzyılında şehîd kapsamına, ilkin canını ve malını savunurken ölenler dâhil edildi. Ardından, o zamanın dermansız hastalıkları sayılan hummadan ve vebadan ölenler ilave edildi. Bu sınır yeni rivayetlerle sürekli genişledi: Boğularak ve yanarak ölenler, gurbette ölenler, yılan gibi zehirli bir hayvanın sokması sonucu ölenler, doğumdan ölenler, karın ağrısından ölenler, bir evin yıkılan duvarının altında kalıp ölenler, damdan düşüp ölenler, üzerine taş düşüp ölenler… Bütün bunlar da, rivayetler yoluyla şehitlik kapsamına alındı.

Öyle ki, bu üretim ilerleyen yüzyıllarda da durmayacak, bu kapsama ulus devleti savunma uğrunda ölenler, işgal ordusuyla birlikte komşu bir İslam toprağına saldırı yaparken ölenler, diktatör yöneticileri tarafından masum ve mazlum Müslüman halka saldırırken ölenler de dâhil edilecektir. 

Şehitlik meselesinde iş bu kadar çığırından çıkınca, bu gidişin nerede duracağını kimse kestiremezdi. Bu Kur’anî kavramı Kur’an’a inananlar istismar edince, onlara bakıp Kur’an’a inanmayanlar da istismar etti: Devrim şehidi, sendika şehidi, örgüt şehidi, ideoloji şehidi vs. bu istismarın eseriydi. Neticede, vahyin açtığı çığırdan çıkalı çok olan şehitlik kavramı, vahyin kastettiği dışında, herkes ve her şey için kullanılır hale gelecektir.

KIRANŞAL konuşmasının sonunda şunları söyledi.

Şehîd olmak örnek olmaktır. Şehîd olmak, insanın üzerinde söz hakkı olan değerlerini imanına şahit kılmaktır. Bunu yapanlar ilahi mahkemede sanık olarak değil, tanık olarak arz-ı endam eder.

Seminer soru cevap faslının ardından sona erdi.

tatvan-20151220-02.jpg

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim