Kur’an Kıssalarında Tarihsellik Unsurları 2 - Kronoloji

07.12.2010 20:16

Cengiz Duman

 

Giriş:

Kur’an kıssalarının tarihsel/vakiîliğinin aleyhindeki sistematize fikirlerin babası olan Mısırlı âlim Muhammed Ahmed Halefullah, “el-Fennu'l Kasasi fi'l-Kur'an” “Kur’an’da anlatım sanatı” adlı kitabında, Kur’an kıssalarındaki tarihsel unsurlar arasında olmadığını iddia ettiği kronoloji olgusuna şöyle değinmektedir. “Kur’an olayların verilişi ve anlatımındaki kronolojik ve doğal sıralamaya dikkat etmemektedir. Sıralamaya aykırı davranmakta ve onu değiştirmektedir.”1

Halefullah’ın, Kur’an kıssalarının tarihselliği üzerine fikirlerinin Türkiye’deki sözcüsü konumunda gözüken Hikmet Zeyveli ise Bilgi vakfı’nın, 1994-1995 yıllarında düzenlediği Kur’an sempozyumlarında yaptığı müzakere ve tebliğlerde, Kur’an kıssalarında aradığı tarihsel unsurlardan biri olan kronoloji unsuru hakkında, Halefullah benzeri görüş serdetmektedir. “Kur’an kıssalarında olayların meydana geliş sırası (kronoloji) da her zaman dikkate alınmamıştır.”2

Her iki yazar da Kur’an’daki Lut ve İbrahim kıssalarının bazı bölümlerinden delil göstererek, Kur’an kıssalarında kronolojinin bulunmadığını bu örneklerle vurgulamaya çalışmışlardır. “Hicr suresinde (61-73) kent halkının Lut’a gelmesi Lut’un elçilerle konuşmasından sonra olduğu halde, Hud suresinde (77-82) kent halkı, elçilerle konuşmadan önce Lut’a gelmiştir. Aynı şekilde, konunun devamı olan, Hz. İbrahim’le olan diyalogu da Zariyat suresindeki (24-37) şekliyle mukayese ettiğimizde yine farklılıklar görürüz. Hicr suresinde çocuk müjdesi Hz. İbrahim’in hanımına verilirken, Zariyat suresinde bu müjde bizzat Hz. İbrahim’e verilmektedir.”3

Bir evvelki yazımızda, Kur’an kıssalarının vakiliği/tarihselliği hususunda; son dönem modernist yaklaşımlar tarafından kategorize edilerek aranan, tarihsel unsurlardan biri olan “Zaman” unsuru üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda ise gerek Halefullah gerekse Zeyveli tarafından gündem edilen tarihsel unsurlardan bir diğeri olan “Kronoloji” unsuru üzerinde duracağız.

Kronoloji nedir:

Türk Dil Kurumu sözlüğünde Kronolojiye şu anlam verilmektedir: “kronoloji Fr. chronologie  a. (l ince okunur) 1. Zaman bilimi. 2. Zaman dizini.”4 Wikipedia ise şunları kaydeder: “Kronoloji, olayların tarihsel sıralanması ile ilgili bilim dalı. TDK Büyük Sözlük, sözcüğün dilimize Fransızca'dan (chronologie) girdiğini belirtir ve sözcüğü zaman bilimi, zaman dizini olarak dilimize çevirir. Tarih bilimi ile yakından ilgili bu bilim dalı, oluşum süreçlerinin tarihlenmesi ve raporlanması ile uğraşır.”5

M. Doğan’ın Büyük Türkçe sözlüğünde ise şunlar aktarılmaktadır: “1. Tarihi olayları zaman sırasına göre sıralama işi. 2. Tarihi olayları zaman sırasına göre oluşumunu inceleyen bilim dalı, tarihi olayların zaman ve tarihini konu edinen ilim.”6

Tarih bilimci Leon - E. Halkın, Kronolojiyi tarih ilmine yardımcı beş ilim dalı arasında sıralarken onu şöyle tarif eder: “Kronoloji tam olarak tarihi olayların zaman içinde paylaştırılmasıdır.”7

Bütün bu tanımlardan anlaşılmaktadır ki, kronoloji; tarihte yaşanmış bir olayın meydana gelişindeki zamansal sıralamadır. Basit olarak örneklersek; nasıl ki bir insan, dünya hayatında önce doğar, sonra büyür, okur, iş sahibi olur, evlenir, çocuk sahibi olur, çocuklarını evlendirir torun sahibi olur ve nihayetinde ölür. Bunu bir tarihsel olay olarak kabul edersek; işte kronoloji, insanın doğum ve ölümü arasındaki yaşam tarihini bu oluş sırasına göre anlama veya aktarma ilmidir diyebiliriz.

Cahiliye dönemi algısında kronoloji:

Modern tarih algısının, Kronoloji kavram/terimi hakkındaki bu tanımlarını sunduktan sonra Kur’an’ın iniş dönemi esnasındaki tarihsel Kronoloji algısını da ortaya koymak gerekmektedir. Bilindiği gibi Kur’an; nazil olduğu ilk toplum algısına göre ve onların anlayışı çerçevesinde hitap etmektedir. “Dinin anlaşılmasında; dilleriyle Kur’an’ın nazil olduğu Arap toplumunun (ümmiler’in) ma’hudunun (örfünün, arkaplanının) gözetilmesi gerekmektedir.”8 Bu yüzden Kur’an’ın dili Arapçadır ve yine Kur’an, bu dilin oluşmuş dil ve anlatım kuralları ile cahiliye Arap toplumuna seslenmektedir.

Cahiliye Arap toplumunun tarihsellik anlayışının diğer çağdaş toplumlara göre çok geride olduğu söylenebilir. Çünkü özellikle Mekke cahiliye toplumu, kitapsız –ümmi- bir toplumdur. Kur’an bu olguya şöyle temas eder. “…ümmî’lere içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur.“9 Reşid Rıza Kur’an’ın temas ettiği ümmi’lik olgusu hakkında şunları kaydetmektedir: “Hz. Muhammed okuma yazma nedir bilmeden ümmî bir şekilde büyümüştü. Nebi’nin(a.s) içinde yetiştiği toplum da ümmi idi ve onlar, çevre toplumların dinlerini, tarihlerini, kanun vaz’etme bilgilerini, felsefeyi ve yazılı edebiyatı bilmeyen putçu kimselerdi. (…..) Mekke’de ne okul ne de bir kitap vardı.”10

Bununla birlikte toplumun genel yapısı kabile ve bedevilik –göçebe- statüsü üzerine oturmuştur. Kur’an Cahiliye Araplarının sosyal yapısındaki bu olguları şöyle beyan eder: Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.”11 “Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki….”12 “Bedevî’lerden (seferden) geri kalmış olanlara de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız.”13

Bütün bu sosyal olumsuzluklar, Cahiliye Arap toplumunda, modern algıyla değerlendirilebilecek normda tarih algısının oluşmasını engellemiştir. Çünkü elde, tarihi oluşturacak yazılı vesikalar yoktur. “Araplar için peygamber (s.a.v)’in gönderilmesinden önce tarihten ancak rivayet ile tevarüs ettikleri şeyler vardı.”14 Tarihsel diyebileceğimiz malzeme, yazılı vesikalardan ziyade, hafızaya dayanan, şifahi menkıbeler üzerine oturmuş ve genel olarak soy sopla alakalı,  parça-bölük, rivayetler şeklindedir.

Oysa İsrailoğulları, bin yıllar öncesinden yazılı vesika olarak Kur’an’da; “Musa (….) Tevrat levhalarını yere attı….”15 Diye beyan edilen dini bir kitap –Tevrat- ve bunun şerhleri şeklinde “Talmudik” külliyat olarak adlandırılan, yazılı belge niteliğinde çeşitli vesikalara sahip olmuştur. Bunun haricinde bedevilikten hadariliğe geçen İsrailoğullarının, yazılı vesikalara önem verdikleri hatta tarihi olayları kaydettiklerini dolayısıyla böyle yazılı bir kültüre sahip olduklarını gözlemlemekteyiz. Tevrat, Hz. Davud dönemi devlet yapısını anlatırken bu hususta şunları kaydetmektedir: “Seruya oğlu Yoav ordu komutanı, Ahilut oğlu Yehoşafat devlet tarihçisiydi.” “Ahituv oğlu Sadok'la Evyatar oğlu Ahimelek kâhin, Seraya yazmandı.”16

Oysa bedevilik üzerine kabile statüsünü aşamayan dolayısıyla bir devlet yapısı oluşturamayan, Kur’an öncesi cahiliye toplumunda “Arab tarihi konusunda veya Siret’te, Halifeler devri geçinceye kadar bir şey tedvin edilmedi.”17

Modern tarih algısı formatında bir tarih, İslam sonrası yetişen tarihçiler eliyle oluşturulmaya başlanmıştır. Ortaya çıkarılan tarih ise daha ziyade Hz. Muhammed(s.a.v)’in soyu esas alınarak gerçekleştirilen lokal nitelikte Mekke Arap tarihidir.

Bundaki malzeme ise Arapların şecereye verdikleri önem sayesinde elde edilmiştir. Çünkü “Araplar genelde atalarını birçok kuşak geriden”18 bilebilirlerdi. Buna göre Hz. Muhammed (s.a.v) baz alınarak sıralanan Hz. Muhammed’in, onun kabilesinin ve tabii ki Mekke’nin kronolojik soy ağacı şöyledir: “Mekke’de, Kureyş’lilerin hâkimiyeti Kusay bin Kilâb’la başlar. Arap soy bilginlerine göre, soy zinciri şu şekildedir: Kusay bin Kilâb b. Mürre b. Ka’b b. Lüey b. Ğalib b. Fihr b. Mâlik…..”19 Sıralanan bu şeceredeki çoğu isimlerle ilgili başka bir tarihi bilgi yoktur.

Bu kısa şecereden öncesi ise başka soy ve kabilelere ulaştığı için tamamıyla indî yorumlarla boşluklar tamamlanmış ve İslam’ın etkisiyle, Hz. Âdem’e kadar şecere uzatılmıştır. “Hz. Muhammed’in soyu, İbn İshak (ö.150) tarafından kaleme alınan Siret’te Hz. Âdem’e kadar sayılmıştır. Son kısım Kitab-ı Mukaddes’ten alınmıştır.”20

Buna mukabil en ünlü siyer âlimlerinden olan İbni Hişam (ö.218) ise; “İbn-i İshak’ın tuttuğu yoldan uzaklaşmış, Âdem’den, İbrahim’e kadar olan peygamberlerin tarihinden ve bundan başka, İsmail’in çocuklarından peygambere ait olmayanları anlatmaktan uzaklaşmış.”21tır. Şöyle demektedir, İbni Hişam; “Ben bu kitaba İsmail bin İbrahim’in ve zürriyetinden Resulullah (s.a.v)’e baba olan kimselerin ve onların sulblerinden olan evlatlarını Hz. İsmail’den, Resulullah (s.a.m)’a kadar sıra ile başlıyorum. İsmail (a.s)’in zürriyetinden olan Ecdadı Resul (s.a.m)’den başkalarını terk ediyorum.”22

Dolayısıyla cahiliye dönemi ve daha öncesi dönemlere ait Arap atalarla ilgili yazılı belge olarak ne kronolojik ne de diğer tarihsel veriler bulunmamaktadır. Bundan ötürü Kur’an’ın iniş dönemindeki onun muhatabı olan “Araplar kronolojik sıralamaya ilgi duymamışlar ve ona dikkat göstermemişlerdir. Hatta onu bildikleri veya kolayca bulabildikleri zaman bile bunu ihmal etmişlerdir. Arapların tarihsel perspektiflerini anlamak için, onların insanlarla ve insan ilişkileriyle çok ilgilendikleri, fakat bunu olayların birbirini takip ettiği yarı- matematiksel, düz bir çizgi şeklinde tasarlanmış düzenli bir zaman çerçevesinde algılamadıklarını tespit etmek durumundayız.”23

Cahiliye dönemi Araplarındaki tarih ve kronoloji algısı; dikkat çekilecek konuyla ilgili kısa hikâyeler şeklinde, kinaye yoluyla aktarılan şifahi söylemlerdir. Amaç Arapların soy-soplarına, kabilelerine ve bunlarla ilgili diğer şeyler üzerinden, dinleyenleri istenilen istikamete yönlendirmektir. Size, sonradan Müslüman olan Lebid’in, muallakasından bir örnek sunalım: “Biz, (öyle kimseleriz ki) kurultayların hepsinde bizden; büyük işleri başaran ve herkesten üstün çıkan bir kimse bulunur. Oymağa(kabile) tamamıyla hakkını veren ve ganimetleri büyük bir doğrulukla üleştiren bizdendir. Oymağın hukuku adına öfkelenerek homurdanan ve kendi hukukundan vazgeçen de bizdendir ki bu kimse bunları yalnız fazilet diye yapar. El açıklığı yapacak kimseye yardımcı olan bir kerem sahibi, yumuşak huylu ve iyi hasletleri kendisinde toplanmış bulunan ve bunları ganimet bilen zat da bizdendir. (….) Bir cemaat arasında güzel huylar üleştirilirken, üleştirici olan zat (Allah) en büyük hisseyi bize verdi. Allah, bize, göğe doğru yükselmiş bir şeref evi kurdu ve hemen bizim yaşlılarımız ve gençlerimiz o şerefe doğru yükseldiler.”24

Bu yüzden genelde şairler veya onların değişik versiyonları olan kassaslar (hikâye ve romancı)25 aracılığıyla kısa, parçalı (kronolojik olmayan) ve Arap şiirinin vurucu vasıfları kullanılarak tarihi diyebileceğimiz aktarımlar yapılmaktaydı. “Şiirlerde dinleyicilere –ki bunlar genelde şairin kabilesine mensup kişiler olurdu- kabilelerin zaferlerini anlatır ve bu kişiler böylece asil hareketler yapmaya teşvik edilirlerdi.”26

Pek tabii ki bu şiirlerde anlatılan olaylar, doğru ve tabii mecrasından ziyade, Şairin isteği ve toplumun arzu ettiği yönde değişikliklere tabi tutularak bir yerde abartılarak, yalanlarla süslenerek sunulduğu gerçeğini de göz ardı etmemek lazımdır.

Tarafe’nin muallakasından, cahiliye dönemi şair ve şiirlerinin mahiyetini anlatan bir kesit aktaralım: “Dağılmış olan kabile bir yere toplanıp ta soy sopla övünmeye kalktıkları vakit beni herkesin vurduğu yüksek hanedanın tâ tepesinde bulursun.”27

Hülasa edersek Kur’an öncesi cahiliye toplumunun gerek tarihsel, gerekse şair ve kassaslar yoluyla ortaya konan edebi arka planında “ma’hud”, olaylara kronolojik nitelikte bütüncül bir yaklaşım mevcut değildir. Bundan dolayı Kur’an-ı Kerim’de, kıssalarını benzer bir metodla yani kronolojik olmayan, parçalı bölümlü, enstantaneler halinde beyan ederek cahiliye toplumundaki mesaj etkisini arttırmayı amaçlamıştır.

Kur’an kıssalarında Kronolojik unsurun bulunmayışının sebebi:

Kronoloji hususunda cahiliye Arap dönemi hakkında bu düşünceleri sunduktan sonra neden Kur’an’daki kıssalarda kronoloji bulunmadığını izah etmeye çalışalım. Bize göre Kur’an kıssalarında kronoloji bulunmayışının sebepleri ikidir. Bunlardan birincisi yukarıdaki alt başlıkta üzerinde durduğumuz gibi, Cahiliye dönemi Arap toplumunda var olan tarih algısının; soy-sop ve buna dayanan kahramanlık, başarı, övünme, üstünlük gibi pek de objektif olmayan olgulara dayanmasıdır. Ki, bu olgular pek de objektif olmayan kabile şairleri ağzından sözsel/şifahi olarak aktarıldığı düşünüldüğünde ortada güvenilebilecek tarihsel belgeler olmadığı ya da olamayacağı da açıktır. Kur’an kıssalarında tarihsellik unsurları-I” başlıklı bir evvelki yazımızda bu hususun altını çizerek şunları vurgulamıştık:  Bu yüzden, ‘Tarih Tenkidi’nin geliştirilerek, Tarih yazanın, yazdıklarının da tetkik edilmesi ve bunlar muvacehesinde doğruluk testi yapılması gerektiği öne sürülmüştür. “Tarih Tenkidi, tarihte doğruyu yanlıştan ayırt etmeye tahsis edilmiş bir metoddur.(…..) Tarih, ancak; metodu, Tarih Tenkidi sayesinde ve yardımcı ilimlerin müdahalesiyle bir ilimdir. Bunun içindir ki, araştırma, açıklama ve kontrol tarzının ciddiliği sebebiyle, geniş manada, Tarih’in bir ilim, -beşeri ilimlerin en beşerisi-, ( ya da) , olduğu müdafaa, ( ya da), edilebilir.”28

Kabile veya kişilerin başarı ve üstünlükleri üzerine kurulan şiir, mitoloji, hikâye vasıtalı; şair ve kassas dünyası da hitabettiği cahiliye Arap toplumuna, olayları ve kişilerin yaşamlarını parçalı/bölümlü ve de kısa olarak aktarmak zorundadır ki, kendisini dinleyen dinleyicileri cezbetsin! İşte bu yüzdendir ki, Kur’an da hitabettiği muhatap Arap toplumuna, onların bu tarihi, dilsel, edebî ve kültürel altyapısı tarzında seslenerek, kişi veya kitleleri istediği tevhidi hedefe yönlendirmeye çalışmıştır. Cahiliye dönemi “Şiirlerde –ki bunlar genelde şairin kabilesine mensup kimseler olurdu- kabilelerinin zaferleri anlatılır ve bu kişiler böylece asil hareketler yapmaya teşvik edilirlerdi. Buna benzer olarak önceki peygamberlere işaretler, Hz. Muhammed’i ve Müslümanları kötü şartlara kahramanca tahammüle teşvik ediyordu. Bu ayetler belki de Hz. Muhammed’i bir çeşit manevi silsilenin ucuna yerleştiriyor ve Mekkelilere onu n söylediklerinin tamamıyla yenilik olmadığını ve onun önceki peygamberlerin izinde biri olduğunu gösteriyordu.”29

Bu yüzden kıssalar belli kronolojik anlatımla değil parçalı olarak beyan edilmiştir. M. Watt, Kur’an kıssalarının kronolojik olmayan parçalı anlatımına şu olumlu yorumu getirmektedir: “Araplar için tarih, geçmiş devirde yaşamış insanlar hakkındaki ilgi çekici kısa hikâyelerin kronolojik biçimde sıralanmamış bir koleksiyonu olduğundan, Kur’an’ı Kerim’de benzer bir şeyler bulmamız şaşırtıcı değildir.”30

Binaenaleyh Kur’an kıssalarının kronolojik olarak anlatılmamasının sebeplerinden biri Arap toplumunun altyapısındaki bu tarihsel, edebî ve kültürel altyapı “ma’hud” yatmaktadır. Bununla birlikte Kur’an’ın tedrici iniş üslubunu da dikkate almalıyız. “İnkâr edenler: Kur'an ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi? Dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle yaptık (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk.“31 "Biz Kur'an'ı parça parça indirdik ve onu insanlara ağır ağır okuman için bölümlere ayırdık."32 Bundan dolayıdır ki, Kur’an, hadiseler oluştuğunda, istekler olduğunda, soru sorulduğunda ve de ortamla ilgili olarak nazil olması sebebiyle kıssalarını, Tevrat’ta olduğu gibi bir bütün ve kronolojik olarak –baştan sona- değil bölümler halinde beyan etmiştir.

Kur’an kendinden önce inen Tevrat ve İncil’deki gibi kıssaları kronolojik bir bütünlükle değil o kıssalarda geçen olayların vereceği mesajlara ait bölümler halinde sunarak hem Arap toplumunun tarihsel, dilsel ve kültürel yapısı gereği onlara hitabetmiş ve hem de verdiği mesajların daha iyi rantabl ve olaylara somut olarak adapte edilerek anlaşılmasını sağlamıştır.

Şimdi bir düşünelim; toplumdaki fuhşiyata dair bir mesaj sunmak için inen Hicr suresinin; “…Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiIer. (Lût) onlara "Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın;  Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!" dedi. "Biz seni, elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?" dediler. (Lût:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi.. (Resûlüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.”33 ayetleri yerine Tevrat’ta olduğu gibi Keldanilerin, Ur şehrinden başlayan tarihsel yani; kronolojik, biyografik coğrafi, v.s unsurlarla örülmüş baştan sona bir Lut kıssası anlatımı olsaydı; Cahiliye Arap toplumu arka planı açısından anlaşılması nasıl olurdu.

Yine Hud suresinde, Lut kıssasının bir başka versiyonu olarak beyan edilen Hicr suresinde ise bir başka unsuru gündem ederek dikkatleri bu yönde de toplamaktadır. Lut peygamberin, kavminin sapıkları karşısındaki üzgün durumunu ifade eden; “Elçilerimiz Lût'a gelince, (Lût) onların yüzünden üzüldü ve onlardan dolayı içi daraldı da "Bu, çetin bir gündür" dedi.. Lût'un kavmi, koşarak onun yanına geldiler. (…) (Lût:) Keşke benim size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim! dedi.“ ayetlerdeki resul ve onun sahabesine verilen mesajlar ile muhatap diğer topluma verilen, Lut kavminin sapıklıktaki ulaştığı olumsuz yer ve ulaştığı bu yerin onlara yarar sağlamayacağı mesajı, nasıl verilecekti? Lut kıssası yeniden kronolojik olarak beyan edilerek mi?  Yoksa geçmişte olduğu gibi Kohen/Haham ve Papaz’lar gibi din adamlarının okuyacağı kronolojik kıssalardan, onların çıkaracağı hisseler, mesajlar yoluyla mı?  Sizce hangi metod cahiliye Arap arka planı “ma’hud”una; Kur’an’ın tedriciliğine daha uygundur?

Sizler bunlar üzerinde düşünürken biz, Kur’an kıssalarında kronoloji bulunmayışının ikinci sebebini izaha geçelim. Bilindiği gibi Kur’an, kendinden önce inen Tevrat ve İncil’den sonra nazil olmuştur. Ancak Kur’an bu iki kitabı inkâr etmez, aksine onları tasdik eder. Binaenaleyh Kur'an, nuzül dönemi Yahudilerinin elindeki Tevrat'ı mevcut haliyle tasdik etmiştir. “Kendilerine: Allah'ın indirdiğine iman edin, denilince: Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız, derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Hâlbuki o Kur'an kendi ellerinde bulunan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gelmiş hak kitap’tır.”34 "Sana kendinden öncekileri doğrulayan Kitap’ı hak ile indirdi. İnsanlara yol göstermek üzere daha önce de Tevrat’ı ve İncil’i indirmişti."35 "Bu daha öncekilerin kitaplarında da vardır. İsrailoğlu bilginlerinin bunu bilmesi onlar için bir belge değil miydi?"36

Ancak Kur'an aynı zamanda onun, muharref olduğunu da beyan etmiştir. "Onların bir kısmı var ki, Allah'ın kelamını dinleyip anladıktan sonra onu bile bile tahrif ediyor."37 "Ey Ehl-i Kitap: Resulümüz size Kitaptan gizlemekte olduğunuz bir çok şeyi açıklamak üzere geldi.."38 Hal böyle olunca Tevrat ve İncil’de serdedilen kıssaların da toptan reddedilmediği onların muharref taraflarının Kur’an’da anlatılan kıssalardaki doğrularla asli hale getirildiğini kabul etmemiz gerekmektedir.

İşte bu yüzden Kur’an, kıssalarını vazederken hem Arap arka planına göre onlara hitabetmekte hem geçmiş kitaptaki kıssaları kabul ederek, onlardaki muharref yerleri tashih etmektedir. Dolayısıyla Tevrat ve İncil’de bulunan tarihsel unsurlar, Kur’an tarafından tanındığı için Kur’an, kıssaları yeniden, Tevrat ve İncil’deki gibi tarihsel olgularla yüklü olarak aktarılmamaktadır.

Kur’an-ı Kerim’deki bilhassa peygamberlerin Hz. Âdem’den itibaren geliş sıralaması Tevrat’taki ve İncil’deki sıralama ile aynıdır. Bu peygamberler silsilesine ait bazı yerlerdeki değişik anlatımlardaki “Olgunlaşmamış kronolojik ilişkinin en muhtemel açıklaması önceden habersiz oldukları şeklinde değil, onların Yahudilerin kronolojiye olan alakasından haberdar oldukları veya Yahudilerin Kur’an’ı Kerim’de kronoloji olmayışını eleştirmelerinden dolayıdır.”39

Tevrat’ın peygamberler silsilesi, tahrif edilmenin etkisiyle belli bir etnik temeli -İsrailoğulları/Yahudi- ön plana alırken, Kur’an tamamen tevhid ve hidayet olgusunu ön planda tutmaktadır. Bundan dolayı bazı yerlerde Tevrat’taki kronolojiyi değil, peygamberliğin tevhidi ve hidayet boyutunu baz alarak sıralamalar yapmaktadır. Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torunlara), İsa'ya, Eyyûb 'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a da Zebûr'u verdik.”40

 Kur’an’ın bu uslubu, Tevrat’taki peygamberler kronolojisini reddetmek değildir. Bilakis Tevrat’ta yer alamayan Ad ve Semud kavimleri peygamberlerini ve İsrailoğullarının, peygamberliklerini reddettiği İsmail, Şuayb, Eyyub gibi resulleri de bu kronoloji içersinde olduğunu beyan ve tashih etmektir. Bunun yanı sıra verdiği bu karışık kronolojide, Yahudi ve Hıristiyanlarca, Arap asıllı olduğu için resullüğü reddedilen Hz. Muhammed’i diğer resullerin devamı olarak gösterme amaçlıdır. Allah bu karışık sıralama ile resullerin geliş hiyerarşisindeki kronolojik unsuru değil tevhidi zincirdeki ayniyeti – Yahudi peygamberi Hıristiyan peygamberi-Müslüman peygamberi gibi- vurgulamaktadır.

Dolayısıyla Kur’an Tevrat ve İncil’deki kronolojiyi aynen kabul etmektedir. İşte bu yüzdendir ki Kur’an beyan ettiği kıssalarını, kronolojik unsura yer vermeden, ancak Tevrat ve İncil’de var olan kronolojiyi baz alarak, hitabettiği Arap toplumunun tarihsel, dilsel ve kültürel algısına uygun bölümler halinde anlatmaktadır. M. Watt bu olguyu şöyle yorumlamaktadır: “Kur’an’da önceki peygamberlere yapılan atıflarda kronolojik bir ilişkinin belirsiz başlangıçları görülebilir. Kıssaların bazı guruplarında kronolojik sıra düşüncesi görülmemektedir. Mesela yirmi birinci surede sıra: Musa, Harun, İbrahim, Lut, Nuh, Davud, Süleyman, Eyyub, Yunus Zekeriya şeklindedir. Kimi durumlarda sıra kronolojik olmaktadır. Çeşitli surelerde elli dördüncü suredeki sıraya benzer bir sıra vardır: Nuh, Ad, Semud, Lut, Firavun. Kronolojik sıranın en önemli ifadesi yedinci surededir (69/67; 74/72). Burada Ad’ın Nuh kavminin varisleri ve Semud’un, Ad’ın varisleri olduğu söylenmektedir.”41

Sonuç:

Kur’an’ın beyan ettiği kıssaların çoğunda, modern algı ile tanımlanan tarihsellik unsurlarından biri olan kronoloji bulunmamaktadır. Bunun başlıca sebepleri arasında; Kur’an’ın beyan ettiği kıssalarda, Arap cahiliye arka planına “ma’hud” uygun tarihsel ve edebî bir anlatım tarzını benimsemesi bulunmaktadır. Bundan ötürü Kur’an-ı Kerim, kıssalarında parçalı/bölümlü anlatımı seçerek; yalnızca nüzul sebebine uygun enstanteneleri aktarmış ve bu aktardığı sahnenin, muhatap topluma vereceği mesajı kuvvetlendirme yoluna gitmiştir. Bundan dolayı Lut ve İbrahim’e uğrayan melekler kıssası sahnelerinde olduğu gibi aynı olayın değişik versiyonlarla anlatımını seçerek kıssanın tarihsel boyutuna değil, tevhid ve hidayet boyutuna önem vererek mesajlarının tesirini arttırmaya çalışmıştır.

Kur’an’ın, kıssalardaki, kronoloji dışı bu anlatım metodu, Kur’an’ın iniş dönemi altyapısındaki şair ve kassas’ların hitap tarzına motamot uygun olduğunu gözlemlemekteyiz. Böylece Kur’an, muhatap Arap toplumunun, tevhidî ve hidayete yönelik algısının artması ve kıssaların da bunlara dair mesajının iletilmesinde yüksek bir performans sağlamış olmaktaydı.

Yine Kur’an, resullerin geliş sıralamasında, çoğunlukla Tevrat’taki sıralamanın aynısını değil; kendisinin o anda verdiği mesaja uygun olan karışık bir kronoloji uygulamasına gitmiştir. Bundaki amacı da esasen Tevrat’ta var olan kronolojiyi aynen tekrar etmek değil; başta Hz. Muhammed olmak üzere İsmail, Eyyub, Şuayb gibi Yahudi ve Hıristiyanlarca dışlanan peygamberleri de bu sıra içerisine alarak; doğru kronoloji gibi görünen Tevrat ve İncil’deki peygamber kronolojilerini tevhidî boyuta getirmiş ve aynı zamanda Tevrat ve İncil’deki peygamberlerin bazılarını dışlayan muharref olguyu tashih etmiştir.

Hâsılı kelam, Kur’an, Tevrat ve İncil kıssalarındaki, tarihsel ve edebî metodu uygulamamıştır. Ancak, Kur’an’ın uyguladığı anlatım metodu da Tevrat ve İncil’deki tarihsel anlatıma aykırı değildir. Kur’an kıssalarını Tevrat kıssaları ile mufassallaştırdığımızda Kur’an kıssalarında olmayan tarihsel unsurların ortadan kalktığını görmekteyiz. Bu da Kur’an kıssalarının, kendinden önce inen kitaplar olan Tevrat ve İncil’i tasdik ve tashih etme olgusu ile birlikte değerlendirilerek, Hz. Âdem’den, Hz. Muhammed’e; Tevrat’tan, Kur’an’a kadar gelen resullerin anlaşılmasında, tevhidi mantaliteye aykırı oluşan -Yahudi-Hıristiyan-Müslüman peygamberleri gibi- yanlış algının düzeltilmesi gerektiğini, onların tümünün İslam peygamberi olduğunu ortaya koymaktadır.

Dolayısıyla Kur’an kıssalarında bulunmadığı öne sürülen kronoloji ve diğer tarihsel unsurları sebep göstererek, Kur’an kıssalarının, en azından bir kısmının vakii/tarihsel olmadığı iddiasını ileri sürmek yanlıştır. Kur’an’ı ve onun kıssalarını modernizmin veya oryantalizmin -inkâr temelli; Hermönetik-mitoloji-tarih, v.d gibi- seküler mercekli gözlüğü(!)  ile değil, Kur’an’ın kendi amacı ve oluşturduğu değerler çerçevesinde anlamaya çalışmak en doğru metod olacaktır kanaatindeyiz.

 

Dipnotlar:

1- Muhammed Ahmed Halefullah, Kur’an’da Anlatım Sanatı, s.83, Ankara okulu yayınları, Ankara–2002.

2- Hikmet Zeyveli, II. Kur’an sempozyumu, I. Tebliğ, s. 98, Bilgi vakfı yayınları, Ankara–1995.

3- Hikmet Zeyveli, A.g.e, I. Tebliğ, s. 98, Bilgi vakfı yayınları, Ankara–1995; Muhammed Ahmed Halefullah, A.g.e, s.84-85, Ankara okulu yayınları, Ankara–2002.

4- TDK, Büyük Türkçe Sözlük, Kronoloji maddesi, http://tdkterim.gov.tr/bts/

5- http://tr.wikipedia.org/wiki/Kronoloji

6- D. Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, Kronoloji maddesi, s. 686, İstanbul-1996.

7- Léon-E.Halkın, Tarih tenkidinin unsurları, s.32, T.T.K yayınları, Ankara-1989.

8- Hikmet Zeyveli, A.g.e, II. Kur’an sempozyumu, s. 97, Bilgi vakfı yayınları, Ankara–1996.

9- Kur’an/62Cuma/2.

10- M. Reşid. Rıza, Muhammedî vahiy, s.45, Fecr yayınları, Ankara-1991.

11- Kur’an/49Hucurat/13.

12- Kur’an/9Tevbe/101.

13- Kur’an/48Fetih/11.

14- Siret-i  İbn-i Hişam Tercemesi,çev. Hasan Ege,  c. I, s. 14, Kahraman yayınları, İstanbul-1985.

15- Kur’an/7Araf/150.

16- Tevrat/II.Samuel-8/15-18; I.Tarihler/18/14-17.

17- Siret-i  İbn-i Hişam Tercemesi çev. Hasan Ege, c. I, s. 14, Kahraman yayınları, İstanbul-1985.

18- W. Montgomery Watt, A.g.e, s. 100, Birleşik yayıncılık, İstanbul-1993.

19- M. Şemsettin Günaltay, İslam öncesi Arap tarihi, s. 238, Ankara okulu yayınları, Ankara-2006.

20- W. Montgomery Watt, A.g.e, s. 100, Birleşik yayıncılık, İstanbul-1993; Muhammed İbni İshak, Siyer, Çeviren Sezai Özel, s.71-72,Akabe yayınları, İstanbul-1988.       

21- Siret-i  İbn-i Hişam Tercemesi çev. Hasan Ege, c. I, s. 20, Kahraman yayınları, İstanbul-1985

22- Siret-i  İbn-i Hişam Tercemesi çev. Hasan Ege, c. I, s. 20, Kahraman yayınları, İstanbul-1985

23- W. Montgomery Watt, A.g.e, s. 99, Birleşik yayıncılık, İstanbul-1993.

24- Yedi Askı, Çev. Şerafettin Yaltkaya, s. 78-79, Milli Eğitim Yayınları, İstanbul-1985.

25- Muhammed Ahmed Halefullah, A.g.e, s.79, Ankara okulu yayınları, Ankara–2002.

26- W. Montgomery Watt, A.g.e, s. 101, Birleşik yayıncılık, İstanbul-1993.

27- Yedi Askı, Çev. Şerafettin Yaltkaya, s.41, Milli Eğitim Yayınları, İstanbul-1985.

28- Léon-E.Halkın, A.g.e, s. 3, T.T.K yayınları, Ankara-1989; Tarih kelimesi, bir sosyal olayın oluş açısının ve zamanının belirtilmesini ifade eder. Bu bilim dalı, toplumları etkileyen olayları, yer ve zaman göstererek incelemekte ve bu olaylar arasındaki sebep-sonuç ilişkilerini ortaya koymaktadır.  Mehmet Aydın, Dinler Tarihine giriş, s. 15.

29- W. Montgomery Watt, A.g.e, s. 101, Birleşik yayıncılık, İstanbul-1993.

30- W. Montgomery Watt, A.g.e, s. 101, Birleşik yayıncılık, İstanbul-1993.

31- Kur’an/25Furkan/32.

32- Kur’an/17Isra/106.

33- Kur’an/15Hicr/67-72.

34- Kur'an/2Bakara /91.

35- Kur'an/3Ali İmran /3-4.

36- Kur'an/26Şuara/196-197.

37- Kur'an/2Bakara /75.

38- Kur'an/5Maide /15.

39- W. Montgomery Watt, A.g.e, s. 102, Birleşik yayıncılık, İstanbul-1993.

40- Kur'an/4Nisa /163.

41- W. Montgomery Watt, A.g.e, s. 102, Birleşik yayıncılık, İstanbul-1993.

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim