1. YAZARLAR

  2. ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

  3. Kur'an Dışında Vahiy Var mı? (2)
ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

ABDULHAKİM BEYAZYÜZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Kur'an Dışında Vahiy Var mı? (2)

A+A-

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Allah’a hamd, elçisine selam olsun...

Bugün rabbimizin lütfuyla “Kur’an dışında vahiy var mı?” başlıklı yazımızın ikincisini yazmaya çalışacağız. Rabbimizden ilmimizi artırmasını ve tespitlerimizde isabetli kılmasını niyaz ediyoruz. Konuyu çeşitli başlıklar altında açmaya çalışalım:

Hz. Muhammed (a.s.)’ın vefatı sonrasında vahyin inme ihtimali var mı?

Kur’an’da gönderilecek peygamberlere/vahiylere uyulacağına dair, önceden çeşitli ahitler alındığı bildirilmiştir. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v.)’in geleceğinin müjdesi de Tevrat ve İncil’de verilmiş ve şöyle buyrulmuştur: “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.” (7/157) ''Hani, Meryem oğlu İsa, "Ey İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah'ın size, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim" demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince, "Bu, apaçık bir sihirdir" dediler.“(61/6)

Hz. Muhammed'e indirilen kitapta ise başka peygamberlerin geleceğine dair en ufak bir işaret verilmediği gibi ayrıca “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. “(33/40) diye buyrularak peygamberliğin sonlandığı açıkça orta konulmuştur. Bu nedenle İslam ümmeti, Hz. Muhammed’den sonra peygamberliğin sonlandığı konusunda icma etmiş ve yalan üzere ittifak etmeleri mümkün olmayan yüz binlerce müslüman bunu kendilerinden sonra gelenlere de haber vermiştir. Bundan dolayı da ümmet, Hz. Muhammed (a.s.)’dan sonra vahyin olmayacağını kabul etiği gibi, bu iddiada bulunanların da tekfir edilmesi konusunda da ittifak etmişlerdir. (Caferiler dahi on iki imamlarına indiğini iddia ettikleri şeyin vahiy değil, ilham olduğunu söylemektedirler. Bu delile dayanmayan laf cambazlıkları, aşağıda ayrıca değerlendirilecektir.)

Vahiyle, ilham arasında fark var mıdır?

Vahyin Kur’an'da sözlük ve kavram anlamıyla nasıl geçtiğine geçen yazımızda değinmiştik. İlham ise sözlükte: Allah’ın kullarının kalbine getirdiği mana, içe doğma, kalbe gelme, bir sanat eserinin meydana getirilmesi sırasında sanatçıyı sevk eden his unsuru, esin gibi anlamlara gelmektedir. İlham kelimesi Kur’an'da sadece bir yerde geçmektedir. “Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki, onu arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır.” (91/8-10) Görüldüğü gibi ilham etmek bildiğimiz anlamdaki kavramsal vahiyden oldukça farklı anlamda kullanılmıştır. Nitekim ''Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.”( 42/53) ayetinde, perde arkası ve melek aracılığının dışındaki yol olan direkt vahiy, çoğunlukla ilham diye anlaşılmıştır (Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi, ilham kelimesinin Kur’an’da birebir vahiy anlamında kullanılmadığını bilmemizde de fayda olacaktır.)

İlhamla ilgili ayrıca şunları da belirtmek gerekmektedir: İlham Allah tarafından da, şeytanlar tarafından da yapılabilir. Allah’ın kullarına ilhamı bütünüyle iyiliği ve rahmeti içerirken, şeytanların ilhamı ise sadece kötülüğü doğurmaktadır. Yine Allah’ın ilhamı resullerine dönük olduğunda ve onlardan bir şeyler talep etmeyi içerdiğinde bağlayıcı ve sorumlu kılıcı vahyi ifade ederken; diğer insanlara dönük olduğunda ise gaybi bir rahmet ve desteğe karşılık gelecek, bundan dolayı ayrıca bir sorumluluk altına girmeyeceklerdir. Zira peygamberler kendilerine lütfedilen ilhamın kesinlikle rablerinden geldiğini bilmelerine karşın, resullerin dışındaki insanlar kendilerine gelen ilhamın Allah'tan mı, şeytandan mı olduğunu kesin bir şekilde bilemezler. Bundan dolayı bu insanlar, gördükleri rüyaları da, kalplerine doğan şeyleri de Kur’an’a ve sahih sünnete arz etmek ve bunun sonucunda bu ilhamların şeytandan mı Allah'tan mı olduğuna karar vermek durumundadırlar. Bu nedenle, Caferi (İsna Aşeriye) mezhebindekilerin 'İmamlarımıza, Allah tarafından ilhamda bulunuluyor' iddiaları asla kabul edilemez. Zira bu mezhep herhangi bir insanın kalbine doğduğu zannedilen bu ilhamın Allah'tan mı, şeytandan mı olduğu bilinmeyen bir durumdan bahsetmektedir. Onlar imamların Allah tarafından seçildiğine, düzenli bir şekilde kendilerine ilham edildiğine ve bundan dolayı masumiyetlerine inanarak onlara kesin bir şekilde itaat edilmesi gerektiğini iddia etmektedirler ki, bu peygamberlik iddiasının kamufle edilmesinden başka bir şey değildir. (Nitekim bundan dolayı da imamlarına inanmanın akidevi bir zorunluluk olduğunu iddia etmekte, onların mucizeler göstereceğine inanılmakta ve hatta gizlenen imamın(gaybet-i suğra) dört sefir/elçi seçerek insanlarla ilişkiye girdiğine inanmaktadırlar.) Hâlbuki kendilerine yapılan ilhamın Allah'tan olduğunu ancak peygamberler söyleyebilirler. Bu nedenle tasavvufta bilgi kaynağı olarak kabul edilen zuhuratlar (kalbe doğduğu iddia edilen ilhamlar) iddiası da, hiçbir delile dayanmadığı gibi yukarıda söylediğimiz nedenlerden dolayı kabul da edilemez.

Zira daha önce ifade ettiğimiz gibi (peygamberlere yapılan ilhamlar istisna olmak kaydıyla) ilhamın Allah'tan mı, şeytandan mı olduğunu hiç kimse kesin bir şekilde bilemez. Ayrıca kendisine ilham edildiğini söyleyen kişilerin doğru söyleyip söylemedikleri de kesin bir şekilde anlaşılamaz. Bu nedenle ilham iddiası sadece kişileri bağlar ve kendilerine yapıldığını söyledikleri ilhamın Allah'tan olup olmadığının vahiyle/kitapla sağlamasını yapmak da onların sorumluluğundadır. Bunun yanı sıra söz konusu sağlamayı kendilerince yaptıktan sonra da hiç kimse, bunların Allah'tan ilhamlar olduğunu iddia ederek davette bulunamaz. Zira vahiyle değerlendirme çabasının kesin bir başarıyla sonuçlandığını ve kendisine yapılan bu ilhamların vahye kesin olarak uyduğunu, hiç kimse kesin olarak iddia edemez.

İnşallah gelecek yazımızda Kur’an dışında vahiy var mı başlığını işleyerek konumuzu bitirmeye çalışacağız. Sözlerimizin sonu Allah’a hamddır. Rabbimiz lütfunla hatalarımızı bağışla ve bizi ilimde, amelde ve ihlasta ileri geçen kullarından eyle…

YAZIYA YORUM KAT