1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “Kur’an Akaidinde Ölçü ve İslam Kelam Ekolleri”
“Kur’an Akaidinde Ölçü ve İslam Kelam Ekolleri”

“Kur’an Akaidinde Ölçü ve İslam Kelam Ekolleri”

Ereğli Özgür-Der’in haftalık seminerlerinin bu haftaki konuğu yazar Hamza Türkmen idi.

A+A-

"İslami Algılamada Sabiteler-Değişkenler" üst başlığı ile yapılan aylık usul derslerinin bu ayki konusu “Kur’an Akaidinde Ölçü ve İslam Kelam Ekolleri” oldu. Hamza Türkmen’in sunumu özetle şöyle idi:

“Rabbimiz Bakara Suresi’nde “ Bu kitap kendisinde şüphe olmayan bir kitaptır, sakınanlar için yol göstericidir.” buyurmaktadır. Rüşd yaşına ermekle kitapla irtibatımız kurulur ve uzaktan koşup gelen adam kitaptan bizi haberdar eder. Uzaktan koşup gelen adam bazen babamız, dedemiz, cami imamı, arkadaşımız vs. olabilir. Rabbimiz böylece bizleri kitabı tahkike yönlendirir. Vahyin ilk muhatabı olan Rasul ve Ashabı gecenin bir vakti kalkarak karanlıklardan aydınlığa çıkaracak mevzuları tertil üzere tedebbür, tefekkür ederdi.

Hayatın anlamı nedir? Bir yaratıcı var mıdır? Özellikleri nelerdir? Vb. sorular insanoğlunun en temel sorularıdır ve bunlara cevaplar bulmak ister.  Müşahademiz dışında olan, ama var olan; idrakimizin ilk etapta alamayacağı gaybi konularda yakini imana ulaşan bir akletme çabası gerekir. Bu manada zandan arınarak idrak edebilmenin yolu aranmalıdır. Rabbimiz vahyi aracılığı ile bizleri hem kendi nefsimiz üzerinde hem de evren üzerinde düşünmeye yönlendirir. Tahayyülümüzü aciz bırakan kâinatın muhteşemliği, iç âlemimizin hayretler içinde bırakan fonksiyonları, Rabbimizin ve O’ndan gelenin Hak olduğunu bildirir. Böylece Rabbimiz bizleri, bu muhteşemlik karşısında yakini kesinlik ifade eden bir imana yönlendirmektedir. Müşahade edilen bu âlemler üzerinden şükredecek bir bilinci inşa eder.

Rabbimiz Nahl Suresi’nde “ sizi ananızın karnında hiçbir şey bilmezken yarattık” buyurur fakat bununla beraber kapasitemiz içerisine görme, inceleme, akletme, tedebbür, tefekkür etme özellikleri de yerleştirilmiştir. İslam geleneği içinde bahse konu edilen Hay Bin Yakzan örnekliği bu istikamette önemli mesajlar vermektedir. Rabbimiz bizleri yarattı fakat başıboş bırakmadı. Rasulu aracılığı ile doğru yola sevk edici mesajları, vahyi de bizlere iletti.

“Allah bize doğru yolu göstermeseydi, biz kendimizden hidayete ermiş olamazdık” (7 / 43 )

Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik”( A’raf / 52).

İmanımızı şekillendiren Gaybi konuları bizler nasıl idrak edeceğiz sorusu hayati bir konudur. Rabbimiz bu konuda ölçülerini bildirmiştir. Genel manada Aynel Yakin, Hakkal Yakin ve İlmel Yakin tertibleri ile ifade edilebilecek başlıklar, aynı zamanda itikadımızı şekillendirir. Hz. İbrahim’in yaratılışın nasıl gerçekleştiğini öğrenmek istemesi Aynel Yakin anlamındadır. Her insanın kâinata, kendi bedenine bakarak derinlemesine düşünüp tefekkür etmesi de bu kapsamdadır. Rabbimiz böylece her insanı aynel yakin bir imana sahip olmaya yönlendirir. Hakkal Yakin konusunda Hakka Suresi’nde “ Kuşkusuz o Kur’an Haktır.”( Hakka/51) buyrulmaktadır. İnsan her şeyi göremeyebilir ama göremediği dışında da bir âlem var ve bunu Allah bizlere hak olarak vahiy aracılığı ile bildirir. Bakara Suresi 176. Ayette “ Bu Allah’ın kitabı şüphesiz Hak olarak indirilendir.” manasında ifade edildiği gibi bizler Gaybi konularda bilgimizi kuşku barındırmayan Hakkal Yakine dayandırmalıyız. İlmel Yakin konusunda Tekasur Suresi 3. ve 7. Ayetler bizlere belli bir mana vermektedir. Buna göre;

“ Hayır yakında siz bileceksiniz. Yine hayır yakında bileceksiniz. Hayır siz ilmel yakin bilseydiniz, Andolsun O cehennemi göreceksiniz.”

Mutlak olarak her şeyi bilen Allah’tır. Bu manada O gaybi olanı müşahade etmenin, bizatihi görmenin adı İlmel Yakindir. Cennet, Cehennem gibi anlatılan gerçekleri, ancak Rabbimizin bize bildirdikleri kadarı ile anlayıp idrak edebiliriz. Gaybi konularda konuşulduğunda kuşkulardan arınmış şekilde konuşulmalıdır. Kuşku barındıran zanni bilgidir ki, zan da haktan bir şey ifade etmez. Bu konuda Rabbimizin bildirdiği dışında bir şey bilmek yaratılmışlara ait değildir. Gaybi konularda Hakkal Yakin olana bağlanılmalıdır.

Rabbimiz Al-i İmran Suresi 7. Ayette Muhkem ve Müteşabih Ayetlerden bahseder. Muhkem, kitabın anası iken, Müteşabihler ise yoruma açık olandır. Yorum da muhkem olan ile çelişmemelidir. Örneğin, Âdem (a.s) üzerinden bahse konu edilen yaratılış kıssası da bu manada yoruma açık manalar ifade eder. Bu konularda muhkem ile çelişmeyecek yorumlar yapılabilir. Rabbimiz bizlere muhkem ayetleri ile ölçüler bildirir.  Bizler yoruma açık olan her türlü düşüncemizi bu ölçüler ile çelişmeden şekillendirmeliyiz. Tutarlılık içinde yaptığımızı düşündüğümüz yorumu mutlaklaştırarak dayatmamalıyız. Günümüzde bir çok İslami ekolün yoruma açık konuları zan, şek, şüphe barındırmasına rağmen mutlaklaştırması, İslami algımızı tahrip eden tehlikeler barındırmaktadır. Rüya’da Rasulü gördüğünü, O’ndan bir takım mesajlar aldığını vs. belirtip hüküm ifade edecek çıkarımlarda bulunmak bu tehlikeye örnek verilebilir.

Rabbimiz Gaybi olanı mutlak ve mukayyet gayb olarak da ayırt eder. Mukayyet Gayb de kendi içinde zaman dilimlerine göre üç başlıkta değerlendirilir. Al-i İmran Suresi’nde Meryem (a.s) için “Onlar kalemlerini atarlarken sen orda değildin” ayeti yaşanmış zaman dilimini ifade eden mukayyet gayb’tir. Yine Rum Suresi’nde zikredilen “Rum yenildi. Yakında galib gelecek ve siz sevineceksiniz.” ayeti de gelecek zamanı ifade eden mukayyet gaybtir.

Mutlak Gayb ise delaleti de sübutu da kati olan hak ifade eden gaybi konulardır. Bu anlamı ile tek olan tartışmasız olan yegâne kaynak ise Rabbimizin vahyidir. O da Kur’an’dır. Allah’tan geldiği sabit olanın adı vahiydir. O’nun dışındaki tüm kaynaklar zan barındırmaktadır. Bu sebeple delaleti kati olsa bile sübutu katilik ifade etmeyebilir. Bizler temel kaynak olarak kendimize Kur’an’ı alırız. Fakat Kur’an da bizlere belli ölçüler verirken, daha önce belirttiğimiz gibi yorumumuza açık alanlar da bıraktığı görülür. Bu sebeple birçok konudaki düşüncelerimiz, temeli Kur’an’da olan ama nihayetinde yorumumuz olan düşüncelerdir. Bizler bu hakikatin farkında olarak sözlerimize dikkat etmeliyiz.

Gaybi konularda kaçırdığımız temel ölçüler sebebi ile zanni fikirlerin itikadımızı şekillendirmemesine dikkat edilmelidir. Mesela Hz. İsa’nın yeryüzüne inzali konusu meşhur olan bir itikadi sapmadır. Kur’an’da geçen ama yanlış yorumlanan kimi ayetleri delil getirerek yükseltilme meselesi gibi yoruma açık mevzular üzerinden muhkem ayetlerle çelişen yorumlar yapmak ve bu yorumları müslümanın itikadı gibi dayatmak tam anlamıyla itikadi bir sapmadır. Ayet sübutu kati olmakla beraber delaleti zanni durumdadır. Burada O’nun ref edilmesi manası yoruma kapı açar. Bizler buradaki yoruma açık alan ile ilgili yorum yaparken zanni deliller ile değil yine muhkem ayetler ile bütünlüklü, onlarla çelişmeyen fikirler ifade etmeliyiz. Ref edilme konusunda Kur’an’da başka ayetlerde makamı yükseltildi manasında ifadelerin kullanıldığı görülür. Tüm bunları düşünerek zanna dayalı yorumlar üzerine akide oluşturulmamalıdır. Fakat birçok İslami ekol, tarikat, cemaat içinde buna benzer mehdi inancı gibi akidelerin inşa edildiği görülür. Bugün birçok yanlış İslami telakkilerin, seçilmiş lider, gavs, kutub vs. gibi ayrıcalıklı makamların da oluşmasını sağlayan özellikler bu sakıncalı usuli hatalar sebebiyledir. Öyle ki birçok kelami ekolün de bu tür düşünceler ile irtibatlı aynı zamanda siyasi, sosyal, kültürel vs. etkiler altında itikad oluşturduğu görülür. Özellikle Emeviler iktidarı döneminde rivayet kültürü ile beraber saltanat, saray merkezli akide şekillendirmeleri yaşandığı vakidir. Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat olarak bizlere anlatılan akideleştirilmiş birçok mülahazaların da sonradan şekillendirilmiş zanni bilgiler üzerine inşa edilmiş olduğu görülür. Zalim imama itaat edilmesine hükmeden bir hüküm asla akideleşemez. Aynı şekilde kabir azabı, sırat köprüsü vs. gibi birçok zanni inancın akide kitaplarına alındığı görülecektir. Oysa itikad asla zan barındırmamalıdır. Bu vesile ile akaid umdesi olarak görülmemesi gereken şeyleri iyi düşünerek kendimizi arındırmalıyız. Bizler yaşayan şuhedalar olarak şu soruyu sormalıyız.

“Rasulullah’ın akaidi ne idi?”

Bu soruya doğru cevabı bularak örnek almak O’nun sünnetine sarılmanın da en güzel örneği olacaktır.”

HABERE YORUM KAT