1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Kur’an Açısından Mümin Kadına Bakış
Kur’an Açısından Mümin Kadına Bakış

Kur’an Açısından Mümin Kadına Bakış

Bartın Bilgider Seminerleri kapsamında Hülya Şekerci Kur’an Açısından Mümin Kadına Bakış İsimli sunumunu yaptı.

A+A-

Hülya Şekerci  “İslam'da Kadın' konusu etrafında çok fazla tartışmaların yapıldığını söyleyerek konuşmasına başlayan Şekerci, 'bu konu, Tanzimat döneminden başlayarak Cumhuriyetin ilk dönemlerinden beri hep tartışıla gelmiş sorunlardan bir tanesidir. Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde kadın hep tartışma konusu olmuştur. Çünkü kadının kıyafeti üzerinden modernleşme hareketi başlatılmıştır. Bu modernleşme hareketinin bir de meşhur sloganı vardır;'Kuran'ı kapa! Kadını aç!'.Yani Kuran'ın hükümlerinin ortadan kaldırılması, kadının başının açılması hedeflenmiştir' dedi.

Batıcı aydınların modernleştirme projelerinde kadın konusuna bakış açılarına karşı muhafazakâr/ dindar bakış açısına sahip olanların geleneksel yaklaşımı tümüyle sahiplendiğini ifade eden yazar, her konuda olduğu gibi kadın konusunda da temel kaynağımız olan Kur'an'ın belirleyici olması gerektiğini vurguladı. Yanı sıra Kur'an ayetlerini bütünleyen Rasullah'ın uygulamalarının da ortaya çıkarılmasının önemli olduğunu ifade etti.

Yazar, konuyla ilgili olarak bazı rivayetlerin ön plana çıkarıldığı bazılarının ise göz ardı edildiği bir süreç yaşandığını örneklerle açıkladı.

İlk yaratılış olayında Hz. Havva'nın Hz. Âdem'in can sıkıntısını gidermek için onun kaburga kemiğinden yaratıldığı fikrinin Kurani bir bilgi olmadığını aksine bu bilgilerin Tevratta yer aldığını söyledi. İsrailiyat olan bu bilgilerle daha baştan kadın ikincil varlık haline getirilmektedir. Toplumda bu anlayışın Kuran'da geçen bir ayet olduğuna dair ciddi bir bilgi eksikliği söz konusudur. Hatta yasaklı meyveyi Hz. Âdem'e Hz. Havva'nın yedirdiği bilgisi yaygındır. Bu nedenle kadın ayartıcı, fitne unsuru ve kaçınılması gereken şeytan olarak algılanmaktadır. Kuran'da ise her iki cinsin aynı özden yaratıldığı, yasaklı meyveyi birlikte yedikleri ve birlikte tövbe edip bağışlandıkları tartışmaya mahal vermeyecek biçimde açıkça ifade edilir.

Yine fitne unsuru olarak görülen kadının ibadetinin en makbulünün evinin en ücra köşesinde kıldığı namazdır anlayışı toplumda hâkimdir. Ancak Hz. Peygamber (a.s) döneminde kadınlar mescide gelmek için uygun elbiselerinin olmadığı söyleyerek yakınmışlar, Resulullah(a.s)'da arkadaşından ödünç alarak gelin demiştir. Yine bir gün namaz kılarken Hz. Peygamber(a.s) kısa bir sureyle namazı kıldırmış. Neden böyle yaptığı sorulunca ağlayan çocuğu göstererek annesinin rahatsız olmaması için böyle davrandığını söylemiştir. Ama günümüzde mescitlere çocuk getirildiğinde cemaatin tavrının nasıl olduğunu ibretle müşahade etmekteyiz. Mescid önemlidir çünkü Hz. Peygamber (a.s)'ın sahabeyi irşad ettiği, gelen vahyi anlattığı tebliğ ettiği bir mekândır ki kadınlarında bizzat gelerek bu eğitime katılmasını istemiştir. Eski alışkanlıklara sahip bazı sahabeler kadınların sürekli mescide gelmesini Hz. Peygamber(a.s) şikâyet etmişler. Resulullah(a.s) ise, kadınları mescide gelmekten alıkoymayın demiştir. Yani dini bizzat Hz. Peygamber(a.s)'tan öğrenmekten alıkoymayın demek istemiştir.

Hz. Peygamber (a.s) döneminde kadınların siyasi işlerde görev aldıklarını, bir kadının zabıta olarak görev yaptığı ve Hz Ömer zamanında bu görevine devam ettiği görülmüştür. Cihad zamanlarında geri hizmette görevde bulunmuşlardır. Uhud savaşında ise ordunun dağıldığı zamanda Hz. Peygamber (a.s) yara almasın diye Nesibe Hatun etrafında pervane olmuştur. Daha sonra Hz. Peygamber (a.s) şöyle demiştir; savaşın en çetin vakitlerinde sağıma dönüyorum Nesibe Hatun soluma dönüyorum Nesibe Hatun diye kendisini taltif etmiştir.

Klasik tefsir ve fıkıh kitaplarında erkeğin ailede kavvam oluşundan yola çıkarak kategorik olarak erkek cinsinin kadına her halükarda üstün olduğu yorumlarının yapıldığını söyleyen Şekerci, bu yorumlarla 'üstünlük takvadadır' ayetinin göz ardı edildiğini ifade etti. Oysa Kuran ayetlerine baktığımızda kadın kendisinden biat alınan, tek başına Allah karşısında sorumlu bir bireydir. Rabbimiz namaz kılan, zekât veren, hicret eden, işkence çeken mümin erkekler yanında, mümin kadınlardan da bahsetmiştir. Öyleyse yaradılışta ve Allah'a kul olmada kadın- erkek arasında bir fark yoktur.

Müminlerin bu konuları tartışırken kadın- erkek saflaşmasına girmemeleri gerektiğini vurgulayan Şekerci ' bizler cennet ideali taşıyan müminler olarak aile ilişkilerimizi sevgi ve merhamet temeli üzerine bina etmeli, İslami ilkelerin ihyasında birbirimizle dayanışma içinde olmalıyız.” dedi.

Sunumun sonunda soru-cevap kısmında ise yazar Hülya Şekerci şu cevapları verdi;

“Çocuklarımıza örneklik teşkil edecek Müslüman ebeveynler olarak kendimiz yaşayarak evimizden ve kendimizden başlatmalıyız. Modernizmin ve her türlü cahiliyenin kuşatması altında çocuklarımız üzerindeki etkisine birlikte mücadele tavırları geliştirerek aşabilmeliyiz. Kurani düşüncenin çocuklarımıza dönük onların eğitim yaşlarına uygun hale getirilmiş bir yöntemle çocuklarımıza ulaştırılması konusunda seferber olmalıyız. Yaz tatili psikolojisini yaz çalışmalarımıza dönüştürerek tatil psikolojisini yazın yapacağımız faaliyetlere dönük çocuklarımızla birlikte paylaşacağımız bir eğitim halkalarına dönüştürmeliyiz.

Kadın ve erkek Allaha kul olabilme noktasında birbirlerinin velileridirler. Sorumluluklarını eşit derecede üstlenmişlerdir. Bu konuda hiç birimizin mazeret uydurmaya hakkı yoktur. Bugün geçmişte olmamakla birlikte hamdolsun kadınların faaliyetleri erkeklerin faaliyetleri kadar yoğunlaşmıştır. Bu hayırlı bir durumdur. Bu nevi çalışmaların ümmet olma bilincini inşa edeceğini umuyorum” diyerek sözlerini tamamladı.

hulya_sekerci-20120604-02.jpg

HABERE YORUM KAT

1 Yorum