1. YAZARLAR

  2. Hüseyin Gülerce

  3. Kumpasın adı: Dolaylı olarak...
Hüseyin Gülerce

Hüseyin Gülerce

Yazarın Tüm Yazıları >

Kumpasın adı: Dolaylı olarak...

A+A-

Anayasa Mahkemesi'nin, başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğinin iptaliyle ilgili gerekçeli kararı açıklandı. Tahmin edildiği gibi düzenleme laikliğe aykırı bulundu. Temel hedefin, dinî amaçlı örtünme serbestisi tanınması olduğu, başörtülü öğrencilerin, başörtüsüz öğrenciler üzerinde baskı oluşturacağı ileri sürüldü.

Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileriyle ilgili 148. maddede; "Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler." deniyor. Pekiyi nasıl oluyor da esastan inceliyor ve 411 oyla kabul edilen değişikliği iptal ediyor? Çünkü düzenlemeyi, "Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen Cumhuriyet'in temel niteliklerini dolaylı bir biçimde değiştiren ve işlevsizleştiren" bir teşebbüs olarak niteliyor. "Dolaylı olarak", bundan böyle her değişikliğin, esastan incelenmesinin anahtarı haline getiriliyor. Artık masaldaki kurdun yerinde Anayasa Mahkemesi vardır ve kuzulara, "sayınız, 411 değil, 550 olsa da suyu bulandırıyorsunuz ama.." denilecektir.

Pekiyi ne olacak şimdi?

Önce samimi bir kanaatimi net söyleyeceğim. Bu kararından dolayı ben Anayasa Mahkemesi'ni eleştirmiyorum. Mahkemenin hedef haline getirilmesi de doğru değil. Neden mi?

Anayasa'nın 2. maddesi: "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." diyor. Ben hukukçu değilim ama şu sorunun cevabını bulamadım: Neyin "değiştirilemez" olduğuna bu ülkede kim karar verecek? Bu Anayasa'da -belki de kasten- belli olmadığı için, Anayasa Mahkemesi durumdan vazife çıkarmış ve boşluğu doldurmuştur.

İşte bütün tartışmanın bam teli bu maddedir. Kim tarif edecek Atatürk milliyetçiliğini? İstediğin tarafa çekebilirsin. Başlangıçta belirtilen temel ilkelere gelince, bu maddeler varken kimse resmî ideolojinin cenderesinden kurtulup anayasa değişikliği yapamaz. "Dolaylı" olarak enselenirsiniz. Mesela Başlangıç bölümünden şu ifadeyi okuyalım:

"Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı..."

Demokratikleşme adına hangi adımı atsanız "dolaylı" olarak, kötü niyetli olduğunuza dair epey gerekçenin ağına takılırsınız. Kıpırdadıkça batarsınız... Aynen şimdi olduğu gibi. Özal'dan beri başörtüsü ile ilgili her anayasa değişikliğinde özgürlükler biraz daha yok edilmiş, vesayet cenderesi biraz daha sıkılmış, millet iradesinin tecelligâhı Meclis'in yetkileri, biraz daha budanmıştır. Bir kumpas bu.

Demek ki, kabahat Anayasa Mahkemesi'nde değil, Anayasa'da bu hükümlerin muhafaza edilmesinde. Bu gerçeği, milletin teveccühünü almış iktidarlar neden görmüyorlar? Neden düşünmeden attıkları adımlarla bize enerji ve zaman kaybettiriyorlar? Bu ülkedeki temel tartışma şudur: Demokrasi mi, bürokratik vesayet mi? Sivil irade mi, İttihat Terakki zihniyetinin bugünkü kurum ve uygulamaları mı? Meselelerimiz temelde çözülmeden, yapılacak her hamle kavga sebebi oluyor. Toplumda kutuplaşma ve gerilim artıyor.

Çözüm ne peki?

Türkiye'de demokratikleşme zamana vabestedir. Bunu unutup acele edenler trafiği karıştırıyorlar.

Bizim önce toplumsal bir mutabakata ihtiyacımız var. Uzlaşma kültürüne ihtiyacımız var. En önemlisi laiklik üzerinde, hoşgörülü bir konsensüse ihtiyacımız var. Bu ihtiyaçların zeminleri inşa edilmeden birbirimizi dinlemeyeceğiz, anlamaya çalışmayacağız, sadece kavga edeceğiz.

Üstelik önümüzde bir fırsat da var. AB'ye üyelik yolunda ilerlemek, başka hiçbir hamleyle vakit kaybetmemek.

Teenni ile hareket eden, aheste giden kazanır...

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT