Kültürel İhtiyaçlar ve Ucubeler

26.01.2011 00:07

MURAT AYDOĞDU

Materyalist Kapitalizm, insani ve ahlaki değerlerin toplumsal yapıda yerinin olmadığını söyler. Ona göre ilişkiler tamamen ticari bir alışveriştir. 

Benzer bir seküler/dünyevi bakış açısı ile Materyalist Sosyalizmde de vardır. Onlara göre hedeflerinin gerçekleştirilmesi insani, ahlaki ya da akli ölçülere göre belirlenemez. Bilimsel Sosyalizm adı altında dönüşümün deterministik/kaçınılmaz bilimsel bir kural olduğu ve bunun objektif/somut toplumsal ilişkiler ve tarihi süreç içerisinde gerçekleşeceğini söylerler.

Bu açıdan her iki sistemde seküler/dünyevi anlayışın bir ürünü olarak bu değerleri subjektif/soyut görür.

Ortada değer yargılarının çatışmasından oluşan bir kültürel çatışma var. Bazen iktidar ve iktisadi çıkar çatışmalarının gölgesinde kalsa da üretim ve tüketim güdülerini yönlendiren de bu kültürel değerlerdir. Seküler dünyevi bakış açısı değerlerin objektif olan sınıf çıkarları ve mülkiyet kavgası ile oluştuğunu söyler. Oysa bu sinerjik/karşılıklı ilişki tek bir yönlü olarak açıklanamaz.

Son zamanlarda hükümet kanadında iki konu etrafındaki söylem, sekülerlik siyaset ile değerler arasındaki sıkışmışlığın göstergesi oldu.

Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın, içki ve cinselliğin (burada kamuya açık cinsellik söz konusu) bir ihtiyaç olarak tanımladı. Bu söylem her ne kadar saldırıya karşı savunma psikolojisi ile gerçekleşse de, İktidarın seküler siyasete olan zorunlu bağlılığının yansımasıdır. Bu söylemin kendi içinde de ikna olamamış boyutu muhakkak ki vardır ve tevil edecek birçok laf da üretilebilir. İstenildiği kadar polemik üretilsin bu sekülerleşmenin dayatması gerçeğini değiştirmez.

İkinci gösterge Başbakan’ın Kars’taki heykel konusundaki ucube şeklindeki tanımlamasıydı. İster populist kaygı ile ister refleksi bir değer kaygısı ile söylenmiş olsun, bu gerçekten ucube olan sanat anlayışına karşı çıkıştı. Heykelin sanatsal, düşünsel çağrışımları ne kadar evrensel değerleri yansıttığı söylenirse söylensin, yine de heykel temsil ettiği zihniyet ve seramonik/törensel boyutu ile yoz seküler batı kültürünü yansıtıyor. Belki heykel toplumların kardeşliği, bölünmüş insanlık ve tabulara karşı çıkış olarak bazı anlamlar içeriyor,  ama kültürel boyut açısından derinlerde bir fetişist, pagan ve seküler sanat anlayışı bize yabancıdır. Heykel sanatının oluştuğu kültür ortamındaki bu şekli, topluma bir değer kazandırmaz, aksine toplumun değerleri ile çatışma ve topluma karşı bir dayatma içerir.

Sebep ve sonuçları ne olursa olsun temel değerler açısından Başbakan’ın ucube sözü bir doğruluk, Başbakan yardımcısının ifsat kavramlarını meşrulaştırabilecek sözleri yanlışlık içeriyor. Bunlar, kendisini bir değer üzerine tanımlayamayan, sadece karşıtlık ya da tarafgirlik üzerine hareket eden kişilerin değerlendiremeyeceği tavırlardır.

İnsani, ahlaki ve akli değerlerin toplum dışına itildiği seküler yapı, ikiyüzlüce bu kavramları ajitasyon amaçlı kullanır. Sekülerizmin kullandığı İnsan özgürlüğü, etik/ahlak gibi kavramlar liberallerin olduğu kadar sol muhalefetinde kullandığı slogandan başka bir şey ihtiva etmiyor.

Seküler batı kültürünün olabildiğince bireyselleştirip, soyut/subjektif anlam kazandırdığı bu değerler, bizim inanç literatürümüzde somut bir yaşam tarzıdır. “İman ve Salih amel” ve “Güzel ahlak üzerine olmak” hitapları bizzat yaşantımızda karşılık bulur.

“Muhakkak ki sen büyük bir ahlak üzerinesin.”  68 Kalem 4

“Allah, iman eden ve Salih amelde bulunanlara, yeryüzüne halifeler ve hükümran kılacağını vaat eder.” 24 Nur 55

Hâkim sistemlerin kitlelere afyon haline getirerek sunduğu ahlakçılık söylemine karşı tepki tuzağa düşmeyi doğurur. Birçok Müslüman da, yanlış ve saptırılarak kullanılan, zemini değiştirilen bu değerlerden aynı seküler mantıkla bakarak uzaklaşabiliyor. İmanın ahlaki, insani ve akli bir meleke olduğunu, salih amel ile birleşerek anlam kazandığını göz önüne alırsak, “Siyasetin, paranın dini-imanı yoktur” söyleminin alternatifi “Muhalefetin dini-imanı yoktur” sözü karşıtı ile buluşuyor.

2008 yılında Batıcı kültür müdavimi bir gazete yazarı Başbakana tavsiyede bulunur. “Eşinizle Boğazda bir restorana gidin. Kadehinize portakal suyu bardağı alıp kaldırın. Böylece Çağdaş kesimi rahatlatmış olursunuz.” Başbakan, Dini-kültürel bir dokudan gelmenin etkisi ile bilinçaltı tepkiler gösterebiliyor. Ama bu tepkiler değerlerin somutlaştırılmadığı mevcut siyasal arenada çelişkiler oluşturuyor. Hükümetin içi doldurulmamış bu kimlik göstergelerine rağmen,  fuhuş ve içki gibi toplumsal ifsat hareketlerine ve ucube heykellere tavırlar göstermesi doğru tavırlardır.

Kimseyi samimiyet testine tabi tutmadan, hem iktidara, hem ona karşı çıkışını yoz kültürel değerlere dayandıranlara, hem de sırf karşı çıkmak uğruna kendi kültürüne yabancılaşanlara bir çağrımız olmalı.

“Ahlak” yaratılış anlamından türeyen, karakter anlamında da kullanılan bir kelimedir.

Ahlaklı, karakterli ve kişilikli olmadan kim olunabilir?  

Kültür yapınız nasıl bir ahlak ve karakter oluşturuyor?

Somut karşılığı olamayan değerlerinizle oluşmuş/oluşmamış karakterler kültürümüzü ne kadar yansıtabilir?

"Herkes kendi yaratılışına (karakterine) göre davranır. Şu halde kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin daha iyi bilir." 17 İsra 84

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim