Kulluk Sadece Cihad - Dava Değildir

11.12.2012 03:51

Mustafa Siel

5.Maide Suresi 35. ayette, Allah’ın uhrevi azabından korunabilmek (takva) için Allah’ın rızasına erişebileceğimiz vesileler aramamız ve en önemli vesile olan Allah yolunda cihad etmemiz, uhrevi kurtuluşumuz (felah) için olmazsa olmaz unsurlar olarak belirtilmektedir.

Allah yolunda cihad ise, hakkı tebliğ ve şahitlikle başlayıp, gerektiğinde silahlı savaşa (gıtal) kadar uzanan geniş bir alan oluşturmakta olup; her bir Müslüman, bulunduğu şartların gerektirdiği esas ve usüller çerçevesinde cihad etmekle mükelleftir.

3.Ali İmran Suresi 169’dan 171’e kadar olan. ayetlerde açıklandığı üzere, Allah indinde ulaşılabilecek en yüksek mertebe, O’nun yolunda cihad, hicret yada gıtal halinde iken ölmek veya öldürülmek suretiyle ulaşılabilen şehadet mertebesidir. Nitekim 3. Ali İmran Suresi 195. ayette, Allah yolunda olduğu için yurtlarından çıkan yada çıkarılanların, bu yolda eziyete uğratılan ve öldürülenlerin kurtuluşa erişeceği açıklanmıştır.

Kur’an ve siyere vakıf olanlar için şu husus tartışılmayacak kadar açıktır ki, iman ve kulluk iddiasının en üst derecede ispat ve tezahür edebildiği alan, fi sebilillah cihad, yani Allah’ın dinini en üstün kılmak çabasında iken önüne çıkan tüm engelleri aşmak için maddi manevi bütün gücünü kullanmaktır. Allahın dinini değil kendi coğrafyasında, tüm dünyada üstün kılma amacı, mutlaka ve mutlaka, her bir müslümanın en yüksek hedefi ve davası olmalıdır.

Lakin, kulluk sadece cihad - davadan ibaret değildir. Zaten 5.Maide Suresi 35. ayette, Allah’ın rızası için vesileler aranmasını ve cihadı emretmektedir. Yani, cihad rızayı kazanmanın en önemli ve üst vesilesi olmakla beraber, başka vesilelere sarılmadan sadece cihadla rızanın kazanılması söz konusu olamaz.

Kulluk sadece cihad - davadan ibaret olmadığı gibi, kulluğun diğer boyutları –Allah’ın rızasına erişme vesileleri gerçekleştirilmeden de cihad - dava söz konusu olamaz. Çünkü cihad - dava, kulluğun en üst mertebesi olup, alt mertebeler ikmal edilmeden cihad ve dava boyutu gerçekleştirilemez. Nasıl ki yiyip içmeden değil çalışmak, yaşamak bile mümkün değilse; cihadın tabanını oluşturacak vesileler oluşmadan, kişinin değil cihad etmesi, gerçek anlamda bir Müslüman olarak kalabilmesi bile mümkün değildir.

70.Mearic Suresi 22’den 35’e kadar olan ayetlerde, Allah’ın rızasına ve kurtuluşa erişme vesilelerin en önemlileri ortaya konulmuş olup, bu vesileler cihadın tabanını oluşturacak asgari vesilelerdir. 23.Mü’min Suresi 1’den 11’e kadar olan ayetlerde tekrarlanan ve 25.Furan Suresi 62’den 77’ye kadar olan ayetlerde ayrıntılanılan  bu vesileler kısaca; namazlarını daimi ve huşulu olara igame etmek, ahirete yakinen inanmak  ve kendini azabtan emin görmemek, faydasız işlerle uğraşmamak, malından gerekli infakı yapmak, cinselliğini sadece eşine karşı göstermek, emanetlerine ve ahidlerine riayet ve vefa göstermek, vakarlı ve tevazulu olmak, büyük günahlardan uzak durmak, şirk koşmamak ve şükretmek olarak özetlenebilir.

70.Mearic Suresi 33. ayette gerçek mü’minlerin bu vasıfları hayatlarına geçirmekle hakka şahitlik ettikleri belirtilmiştir. Demek ki, Kur’anın tanımladığı şekilde hakkın şahidi haline getiremeyenlerin, velev ki Allah yolunda ölüyor yada öldürülüyor gözükseler bile, ölümleri hakka şahitlik edemez.

Allah rızasına erişme vesileleri arasında, cihad - dava vesilesi, vazgeçilmesi, başka bir vesile ile yerinin doldurulması ve telafisi mümkün olmayan, en yüksek ve en önemli vesiledir. Allah yolunda cihadı bir dağın zirvesine tırmanma faaliyetine benzetirsek, Allah’ın dinini tüm dünyada en üstün din ve Müslümanları en üstün iktidar sahipleri kılmayı da, zirveye çıkmaya benzetebiliriz. Elbette o zirveye çıkmak her müslümanın en büyük ideal ve hedefi – davası olmalı. Elbette her bir Müslüman o zirveye tırmanmak için yola koyulmalı. Lakin zirveye çıkmayı hedeflemek ve yola çıkmakla, zirveye ulaşmak arasında çok engel ve mesafenin olduğunu da hepimiz biliyoruz.

Zirveye çıkmayı hedefleyen, zirveye ve zirveye giden yola göz attıktan sonra, öncelikle gerekli plan ve projesini yapar. Buna göre de gerekli alet ve edavatını, gerekli ve yeterli giysi ve yiyecek gibi rızıklarını hazırladıktan sonra zirveye doğru yürümeye başlar. Yola koyulduktan sonra zirveye bakmayı bırakıp, yürüdüğü yola ve bastığı yerlere bakmaya başlar. Çünkü, düşmeden yürüyebilmek ve yolunu şaşırmamak için, yürüdüğü yola ve bastığı yere bakması lazımdır. Yürüyüş esnasında, gerektikçe duraklayarak, en yakınından başlayarak yolunu kolaçan eder. Doğru yolda olduğunu teyid ve yoldaki görünür yakın tehlikeleri tesbit için. Sonra tekrar yola - bastığı yere bakarak yürümeye devam eder.

Elbette, bu yürüyüş esnasında, gönlünde hep dağın zirvesi vardır. Ara sıra duraklayıp, dağın zirvesine göz atarak, hedef tazeler. Bazen, bu yolda geldiği yerin konumu nedeniyle, dağın zirvesi görünmez olsa da, içinde taşıdığı zirve hayali, onda bıkkınlık oluşmasına izin vermez.

Yine bilir ki bu dağcı, bu yolda yürümekte iken, zirveye varmaya ömrü yetişmezse bile, Rabbi onu ulaşmış kabul edecektir zirveye. 4.Nisa Suresi 100. ayette, Allah yolunda hicret edipte, hedefine ulaşamadan yolda ölen kimsenin ücretinin Allah indinde olduğu belirtilmiştir.

Cihad - dava her kişinin değil, er (racul) kişinin harcıdır, 33.Ahzab Suresi 22 ve 23. ayetlerde işaret edildiği üzere. Er kişi doğulmaz, er kişi (er-gin) olunur. 3.Ali İmran Suresi 195. ayette işaret edildiği gibi kadın erkek, cinsiyet önemli değil er kişi olmak için. Buraya kadar açıklamaya çalıştığımız vasıflara erişenler ve konumlarının gereği olan cihada girişenler er kişi olur. Er kişinin vasıfları Kuranda açıklanmış, peygamberimiz ve seçkin sahabesi nezdinde şahitlikle pratik olarak ortaya konmuş, Kur’anda bu şahitliğe şahitlik etmiştir.

Er kişi, 24.Nur Suresi 37. ayette işaret edildiği üzere, sadece cihad anında değil, normal hayatında da, ibadetinde ve ticaretinde de ortaya koyar erliğini. Yani, hayatının her anını hakka şahit olarak yaşar ve gerektiğinde hayatını hak uğruna feda ederek şehit olur er kişi.

Erlik lafla olmaz. Erlik iddia edenin iddiası, er meydanında sınanır. Bazıları yukarıda ayette olduğu gibi bunu hayatlarıyla isbat ederken, bazıları da 4.Nisa Suresi 77. ayette anlatılanlar gibi, savaşı biraz daha ertelese idin diyerek rezil rüsvay olurlar elaleme.

Evet kulluk sadece dava değildir. Lakin, dava sahibi olunmadan kulluğa adaylık söz konusu olmayacağı gibi, aday olanlarda kestirmeden değil, kulluğun dolambaçlı yollarını kat ederlerse, adaylıklarındaki samimiyetleri ortaya çıkar. Ancak böyle samimi dava sahipleri, gerekli erginliğe ulaşınca davayı yüklenir ve taşırlar.

Böyle olmayanların dava iddiaları, boş ve kof bir iddiadır. İla nihaye neticesi, mücahitlikten müteahhitliğe, dünyayı kurtarmaktan hevasının hedeflerini kurtarmaya dönüşmektir. Yaşadığımız yıllar, maalesef er - gin ve gerçek dava sahiplerine çok fazla misal olmayan, boş ve kof dava sahiplerine ise yığınla misal olan yıllardır.

Kanaatimce bunun en mühim nedeni, kulluğun sadece dava olmadığının, dava sahibi olabilmek için aşılması gereken aşamalar olduğunun unutularak, tevhidi islama az çok vakıf olan her kesin bir anda ergin ve yetişmiş mücahid - dava adamı kesilmesidir. Aşamalar geçilmeden, mertebeler aşılmadan, dolambaçlı yollar kat edilmeden; adeta paraşütle dağın zirvesine inenler, gerekli giysi ve erzakı olmadığından, orada donup kalmaya ve elaleme caydırıcı ve kötü örnek olmaya mahkumdurlar.

Peki kulluk sadece cihad ve dava değilse, cihad ve davadan başka nedir. Bu sorunun cevabını buraya kadar kısmen vermeye çalıştık. Lakin bu kadar açıklama yeterli değildir. Çünkü bu sorunun cevabı, Kur’anın ana ilgi alandır zaten. O nedenle, sadece burada birtakım maddeler saymakla ortaya konabilecek, ortaya konabilse de içselleştirilebilecek bir konu değildir. Ancak, hayatla karşılaştırmalı ve uygulama amaçlı, daimi ve düzenli Kur’an okunmakla ve okuyup anladıkları, peygamberimizin pratik sünneti – siyeride dikkate alınarak hayatına aktarmakla bu alanda yol almak mümkün olabilir.

Tabi burada okumaktan kastımız, kendi iman ve islamını düzeltmek için okumaktır. 2.Bakara Suresi 44. ayette söz konusu edilen Yahudi din adamları gibi, kendilerini unutarak, elalemin iman ve islamının molla kasımı kesilenler, bu alanda bir arpa boyu bile yol alamazlar.

Kendisi için okuyanlar ise, yol alabildikleri nisbette, başkaları içinde tebliğ, eğitim ve şahitlik boyutlarıyla faydalı olurlarken; başkaları için okuyanlar, başkaları içinde bir fitne ve zarar odağı olup, başkalarının haktan uzaklaşmasının sorumluluğunu da yüklenirler. Bu durum, 10. Yunus Suresi 85. ayette, korunmak Allah’a dua edilmesi gereken olumsuz bir durumdur.

Kulluk imtihanı sadece cihad – dava olmadığı gibi, cihadsız – davasız kulluk imtihanından da söz edilemez. Bunlar birbirinin zıttı ve alternatifi olmadığı gibi, birbirlerinin mutlak gerektiricisi ve tamamlayıcısıdırlar. Bu nedenle her ikisini de dengeli bir şekilde götürmek gerekmektedir. İmtihanı sadece soyut bir cihad – dava olarak anlayanlar yanıldığı ve yarı yolda kalacakları gibi; cihadsız – davasız bir kulluk imtihanı arzulayan ve umanlarda, bu imtihanı baştan kaybetmiş olanlardır.

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim