Küfretmenizi İsteyen Yok; Adil Olun Yeter!

10.06.2013 15:30
Küfretmenizi İsteyen Yok; Adil Olun Yeter!
Mehmet Göktaş, Doğruhaber’deki son yazısında Suriye ve Ortadoğu üzerine yaklaşımlarını yazdı.

HAKSÖZ-HABER

Suriye konusundaki yaklaşımlarının yoğun eleştirilere maruz kaldığını belirten Doğruhaber başyazarı Mehmet Göktaş, konuyla ilgili haksızlığa uğradıklarını ifade etti. Suriye’deki zulmü benimsemediklerini ve Esed iktidarını zalim olarak gördüklerini yazan Göktaş’ın, Suriye’de yaşanan katliamda birinci derecede sorumlu olan İran ve Hizbullah hakkında temkinli bir dil kullanması ise dikkat çekti.

“Ve bu arada İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki rejimi desteklemesini yanlış bulduğumuzu ifade ediyoruz.” şeklinde araya sıkıştırdığı cümlenin ardından Göktaş, şöyle yazmış: “Bizden istiyorlar ki her sabah kalktığımızda İran İslam Cumhuriyeti’ne ve Hizbullah’a küfredelim. Yüzde yüz mevcut iktidarın ağzıyla konuşalım, hepimiz birer Bekir Bozdağ olalım.”

Hayır, kimse sizden küfretmenizi istemiyor. Sadece adil tavır alın, meseleye merhametle/vicdanla yaklaşın yeter. İran ve Hizbullah’ı eleştirenler dün zaten İslam ümmeti adına kazanımlarından ötürü övünç duyanlardı. Bugün eleştirenler de Müslümanlara yönelik icra edilen vahşette parmaklarının bulunmasından dolayı eleştirmekteler. Mezhepçilik fitnesinin bir tarafın aleni katliam tarafgirliğini örtmekle ya da kelimelerin anlatmakta kifayetsiz kalacağı bir katliamı “Bu arada onu da yanlış buluyoruz.” diye geçiştirmekle engellenemeyeceği aşikâr değil mi?

Göktaş’ın Şii-Sünni çatışmasına yönelik hassasiyeti elbette önemlidir. Lakin Suriye’de görünen fotoğrafa bir daha bakmakta yarar var. Pakistan’dan, Irak’tan, İran’dan, Lübnan’dan toplanıp Suriye’ye giren Şii tugayların hangi amaçla Esed ordusunun katliamlarına iştirak ettikleri okunamazsa ve bu engellenemezse en büyük mezhep fitnesine yol açılacağı unutulmamalıdır.

Mehmet Göktaş’ın yazısı:

Suriye ve Ortadoğu Konusunda Duruşumuz

Mehmet Göktaş / Doğruhaber Gazetesi

Türkiye’de bu haftanın konusu Gezi Parkı merkezli protestolardır, fakat henüz sonuçlanmadığı için gündemde kalacağa benziyor, bu yüzden biz Suriye’yi yazmayı uygun gördük.

Yazılarımızı ve haberlerimizi tamamen Suriye konusuna ayırmadığımız için midir veya bu konuda yüzde yüz kendileri gibi düşünmediğimizden dolayı mıdır, yazılı ve sözlü eleştirilere muhatap oluyoruz. 

Bazı kardeşlerimiz de eleştirmeden “Suriye nereye doğru gidiyor, Suriye için bizler ne yapabiliriz, ne yapmalıyız…” sorularını yöneltmektedirler.

Önce şu hususun tartışmasız bir şekilde bilinmesini istiyoruz.

Beşar Esed bir diktatördür, bir zalimdir, eli kanlı bir katil, kendi halkına katliam uygulayan ve şehirlerini harabeye çeviren bir vicdansızdır.

Her ne kadar babasının yerine geçtiği günlerde bütün Müslümanlar onun özgürlükçü bir siyaset izleyeceğine dair beklenti içine girmiş olsalar da beklentileri boşa çıkmış, görüldüğü gibi acımasızlıkta ve despotlukta babasını geride bırakmıştır.

Bizim televizyonumuzun, bizim radyolarımız her ne zaman Suriye”den bir haber verse “Katil Esed, zalim Esed, diktatör Esed, Suriye’deki eli kanlı rejim, …” diye söze başladığı unutulmamalıdır.

Ayrıca, bizim derneklerimiz ta baştan beri Suriyeli sığınmacılara elinden gelen yardımı yapmışlar ve şu anda birilerinin pes etmesine ve yorulmasına karşılık derneklerimiz sınır boyunca mülteci kardeşlerimize yardım için koşuşturmaya devam etmektedirler. Bilindiği üzere sığınmacıların büyük bir kısmı muhaliflerdir veya çaresizlerdir.

Ve bu arada İran ve Hizbullah’ın Suriye’deki rejimi desteklemesini yanlış bulduğumuzu ifade ediyoruz.

Fakat bütün bunlara karşılık birilerini tatmin edemiyoruz galiba. Bizden istiyorlar ki her sabah kalktığımızda İran İslam Cumhuriyeti’ne ve Hizbullah’a küfredelim. Yüzde yüz mevcut iktidarın ağzıyla konuşalım, hepimiz birer Bekir Bozdağ olalım.

Ne yaparsak yapalım birilerine, özellikle bir avuç tekfirciye kendimizi kabullendiremeyeceğimizin bilincindeyiz.

Yine de şunların bilinmesini istiyorum:

Suriye’de hunharca katledilen Müslümanlar için ilk olarak Kayseri’de gıyabi cenaze namazı kıldıranlardan ve Esed rejimini protesto edenlerdenim. 

Suriye’deki çatışmalarda şehid düşen Avukat Osman Karahan ve Abdülbaki Yiğit için gıyabi cenaze namazı kıldıranım.

Daha da önemlisi Üsame bin Laden için gıyabi cenaze namazı organize eden, Amerika’yı lanetleyen birisiyim. 

Hem de Üsame bin Laden’in Amerika tarafından öldürüldüğüne sevindiğini söyleyen Kayserili bir Cumhurbaşkanının şehrinde, Üsame bin Laden’in sevenlerinin hiç birinin orta yerde görünmediği bir günde…

Fakat bütün bunlara rağmen birilerini hiçbir zaman memnun edemeyeceğimizi biliyorum.

Biz bunlara hiç aldırmıyoruz, sadece bazı kardeşlerimizin ısrarla cevap vermemi istedikleri için bunları dile getiriyorum.

Bizim en büyük endişemiz Şii-Sünni çatışmalarının büyümesi ve bu potansiyelin olduğu yerlerde iç savaşa dönüşmesidir. Siyonizm’e, emperyalizme ve İblis’e bundan daha büyük bir bayram yaptırılamayacağı kanaatindeyiz.

İslam dünyasında yaşanmakta olan irili ufaklı iç çatışmalardan, özellikle bu çatışmaların genişlemesinden ve birçok bölgeyi içine almasından içi yanan, yüreği sızlayan Müslüman bireylere ve camialara büyük görevler düşmektedir. 

İşte tam da bu zamanda gözlerini öfke bürüyen, kalemlerini öfke bürüyen kardeşlerimizin bu acı olaylarda olumlu bir görev yürütebileceklerine fazla bir ihtimal vermiyorum.

Bu ümmetin ıslahını, bu çatışmaların sona erdirilmesi görevini, Rabbimizin üçüncü şahısların omzuna yükleyeceğine inanıyorum.

 

  • Yorumlar 71
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim