Krizin ‘yönetilemezlik’ tehlikesi ve ‘Osmanlılaştırma’ hayâlleri..

26.02.2008 02:27

Selahaddin E. Çakırgil

Nicelerinin, sıcak köşelerinde kahvelerini höpürdeterek, askerî harekât hakkında ahkâm kesmesine fazla itibar edilmemelidir.. Çünkü, gerçek öyle sanıldığı gibi değildir.. Em. Tümg. Osman Pamukoğlu başta olmak üzere, nice em. generallerin yorumları da bu çerçevede ele alınmalıdır. Onların, hayalî düşmanlara karşı zırhını kuşanıp saldırıya geçen Donkişot’varî  tavırları ile, gerçekler arasında korkunç bir uçurum vardır..

Ağır kış şartlarında ve onbinlerce askerin harekete geçirildiği bir mıntıkada, 4 gün içinde karşı taraftan öldürülenlerin sayısı 135 olarak açıklanırken, TSK’nın kayıplarının da, (bir p.binb., bir pilot yüzb. ve bir pilot üstğm, bir astsubay olmak üzere) 15 olması, bir şeyler anlatır.. Üç de korucu.. Yani, kayıb nisbeti, 7’ye bir.. Ordunun yüksek savunma imkanına sahib, karşı tarafın da gerilla taktiğiyle hareket edenler olduğu düşünülürse, küçümsenmemesi gereken bir kayıp..  Kezâ, pilot subayların kaybı, bir helikopterin düş(ürül)düğü iddiasını zımnen de doğruluyordu.. Karşı tarafın kayıpları daha az veya fazla mıdır ve psikolojik savaş şartlarına göre, rakamlarla oynama olur mu, o da ayrı bir konu; ama, TSK’nın kaybı en az bu kadar! Esasen, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Gen. Kur. Başk.lığı’nda aldığı brifingten sonra,  Tanzanya ve diğer 4 Afrika ülkesine çıkacağı geziyi ve diğer bazı kabulleri ibtal etmesi de mes’elenin çetinliğinden haber veriyor..

Sıfırın altında, bazen 20-25 derecede soğukta harekâtın zorluğu da ayrı bir konudur..  (Sarıkamış Harekâtı da, Enver Paşa’nın, Sarıkamış’ı işgal eden Rus ordusunu oradan atmak için, düşmanı arkadan çevirmek üzere düşünülmüş, alternatifi olmayan tek çare idi.. Sonu korkunç bir faciaya dönüştüğü için, Enver Paşa maceracı gibi gösterildi.. Halbuki, M. Kemal Paşa da, başka savaşlarda, askerlerine verdiği emirde, ‘Sizden, ölmenizi istiyorum..’ diyordu.. Sarıkamış Harekâtı ile ilgili olarak bir kaç ay önce, Genelkurmay’ın yaptığı izahlar da, o harekât’ın o şartlarda yapılabilecek en doğru plan olduğunu kabul ediyordu.. Enver Paşa’nın sadece, ‘zamanlaması yanlıştı.. 3500 m. yüksekliğindeki Allahuekber dağlarını aşarak, Rus ordusunu arkadan çevirmek planında, Ocak- Şubat ayının soğuğunda değil, Temmuz- Ağustos’ta yapılırken bile zorluklarının düşünülmesi gerekiyordu.. Ama, o gün için, başka çare bulunamamıştı, demek ki.. Bugün Kuzey Irak’daki harekât da, çok daha geniş imkanlara ve üstün teknolojiye sahib olunduğu halde, nice zorluklarla gerçekleşiyor. Kaldı ki, bu kez, karşıdaki, bir devletin düzenli ordusu değil; askerî açıdan ‘gerilla savaşı’  veriyor durumda değerlendirilmesi gereken bir terör örgütü..)

Bu son askerî harekâtın uzun sürmemesi temenni olunur.. Sivil hedeflere zarar verilmemesi şeklindeki dikkatin olabildiğince korunması, tablonun daha bir karmaşık hal almasına engel olabilir. Nitekim, Kuzey Irak’daki Mahallî Kürd Yönetimi’nin başkanı Barzanî, kızgınlığını Amerika’ya gösteriyor; Amerika’nın kendilerini bir müddet kullandıktan sonra, yine ‘sattığı’ndan dolayı.. Ve ‘TSK’nın harekât alanının kendi peşmerge güçlerinin kontrolü dışında olduğunu ve kendilerine bir saldırı olmadıkça, bir çatışma tehlikesinin bulunmadığını’  ve ayrıca, ‘Türkiye’yle dost olduklarını ve geçmişte de, 1995-98 arası, TSK ile birlikte, PKK’ya karşı savaştıklarını, ancak bu mes’elenin çözümünün sadece askerî harekât olamıyacağını’  df bilhassa belirtiyor.  Dünkü Christian Science Monitor gazetesinde, ’Amerika Türkiye’ye istihbarat sağlayıp, bölgemizi bombalatıyor, bu bizi hayal kırıklığına uğrattı.’ diyen Neçirvan Barzanî’nin sözleri de aynı gerçeği yansıtıyordu..

Bu tesbitler genelde doğrudur.. B. Amerika, Kuzey Irak’daki Mahallî Kürd Yönetimi veya PKK’ya umut bağlıyarak, Türkiye’yi yitirmeyi göze alamadı.. Çünkü, Türkiye’den sağlamakta olduğu ‘mevcud fayda’ları, onlardan gelecek ‘muhtemel fayda’lar hatırına kaybetmenin emperyalist pragmatizmde de yeri olamazdı..

*Bir ‘askerî harekât’ı bitirmek, onu başlatmaktan daha çetin olabilir..

Türkiye’nin ‘askerî harekât’ının Bağdad’daki merkezî hükûmet tarafından da gizli bir sempatiyle karşılandığı söylenebilir.. Çünkü Bağdad, Kuzey Irak’daki mahallî yönetimin, Barzanî gücünün kontrol edilemez bir şekilde artmasından esasen rahatsızdı ve dünya petrollerinin yüzde 4’üne sahib Kerkük’ün bu zenginliğinin, sadece Barzanî Hükûmeti’nin elinde kalmasını tıpkı Türkiye gibi istemiyor ve ülkenin tabiî kaynaklarının, bütün eyaletler arasında nüfuslarına göre âdilâne şekilde taksim edilmesinde ısrar ediyordu.. Hatırlayalım ki, yine aynı kaygularla, 1980 -88 arası , 8 yıl süren İran-Irak Savaşı’nın sonuna doğru, 1987’de, İran İslam Cumhuriyeti güçleri, Saddam Ordusu’na açık bir üstünlük sağlayıp Kerkük’e 50 - 60 km. kadar yaklaştığında, Türkiye, İran’ın Kerkük’e girmesine sıcak bakmıyacağını açıklamış, bölgede manevralar yapmış ve Amerikan New York Times gazetesi de, o günlerde, Türkiye’nin sınırlarını, Güneydoğu’dan taa Kerkük’e kadar sarkıtan bir harita yayınlamış; İran ilerlemesini durdurup, güçlerini başka yönlere kaydırmıştı; buhranı genişletmemek için.. Şimdi ise, İran, Türkiye güçleri önünden kaçan PKK’lıların kendi topraklarına girmemesi için, bölgeye takviye birlikler göndermiş bulunuyor.. Ama, İran ve Türkiye askerî güçlerinin bir emperyalist entrika ile karşı karşıya getirilmesi tehlikesini de unutmamak gerekir.. Çünkü, PKK’yı ezmesi için Türkiye’ye ‘yeşil ışık’  yakan USA emperyalizmi, ‘İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı da, -PKK’nın İran kolu- PJAK’ı destekliyor. Yani, oyun içinde oyun.. 

Öte yandan, Türkiye’den yükselen, ‘yeni sınırlar veya Irak toprağında bir tampon bölge oluşturulması’ yönündeki seslerin uygulama imkanı bulması halinde, bunun İran’a ve Irak’ın öteki komşularına da örnek oluşturabileceği ve bölgenin daha bir karış(tırıl)masından meded uman emperyalizme, Ortadoğu’da yeni sınırlar için fırsatlar sunabileceği unutulmamalıdır.

Yani, konu sadece Türkiye, Irak ve Amerika arasında da kalmıyabilir.

Emperyalizmin, Ortadoğu’nun geleceği için, birisi, (küçücük  devletçikler oluşturmak mânasındaki) Balkanisation/ Balkanlılaştırma; diğeri, kontrolü yine kendi elinde olacak şekilde, bir bölgesel güç oluşurmak için ‘Ottomanisation/ Osmanlılaştırma.. projesi olduğunu unutmayalım.. ‘Balkanisation’, Ortadoğu’yu 85 yıl öncelerde parça parça etti, amma, emperyalizmin beklediği menfaatleri, istikrarlı şekilde sağlayamadı.. Şimdi, ikinci projeden meded umuluyor olabilir.. Yani, Osmanlı gibi daha büyük ve amma, kendi başına buyruk olmayan ve emperyalizmden emir alan ve onun projelerine göre oluşturulan bir yeni ‘Osmanlılaştırma’  projesi.. Bunun için de, tarihî arka planıyla Türkiye biçilmiş kaftan sayılabilir. Ancak, bu proje de onlara beklediklerini sunmayabilir.. Çünkü, bu proje de bölge halklarını asırlardır birbirine bağlayan, kardeş yapan aslî ölçüye, İslam’a uymuyor..

 

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim