Kozmik odanın ekonomisi üzerine

31.12.2009 02:41

İbrahim Öztürk

Cari açık, enflasyon ve işsizlik nasıl düşürülecek? Şirketlerin rekabetçi gücü nasıl artırılacak? Soğuk Savaş yıllarında dondurulan, bu yüzden dünyaya uyum sağlama, dışa açılma, rekabeti öğrenme, verimlilik ekonomisiyle tanışma imkânını kaybeden bir toplumun dinamik dünya toplumunda dönüşümü nasıl başarılacak? Savaş için değil demedeniyet dönüşümü için milli seferberlik gerekiyor.

Yol ve araçlar konusunda mutabakat olmazsa, insanlar motive olmuyor, birinin yapmaya çalıştığını diğerleri yıkıyor. 2010 ile ilgili değerlendirmeler, 2006'dan beri derinleşen siyasi karmaşada Arap saçına dönüyor.

2010 ve sonrasında Türkiye ekonomisinde, küresel kriz öncesindeki cari açık, işsizlik, özel sektörün dış borcu gibi konularda bir kez daha debelenmek istemiyorsak, Türkiye'nin hâlâ acı vermeye devam edecek olan ikinci nesil reformlarını başarmak zorundayız. Bunlar arasında yargı reformu, kamu yönetimi reformu, eğitim reformu, sivil ve özgürlükçü yeni bir anayasa 'acil koduyla' devreye sokulmalı. 2005'ten beri bunlar yapılsaydı, küresel kriz işte o zaman 'teğet' geçebilirdi. Bu konulara hükümet defalarca tevessül etti. Ancak çağa uymamakta direnen ve milli egemenliği lüks sayan adlî ve askerî yargı engelledi. Diretince muhtıra verdi, olmadı kapatma davası açtı. Helal gıda kodeksinin çıkartılması bile 'irtica dosyasından' kapatma argümanı yapıldı.

Bir asırdır öğrenmiş olmalıyız. Ancak yine de özetleyelim. Ne kadar siyasi istikrar, o kadar ekmek, o kadar iş ve aş var demektir. Siyasi istikrarın sağlanması toplumsal mutabakata bağlı. Devlet ve millet arasındaki meşruiyet krizi ancak böyle çözülebilir, yönetebilen sistem böyle inşa edilebilir.

Ancak kendi hukuk dışı ve cebri dayatmasının adına mutabakat demeye alışanlar bir türlü bu gerçek mutabakat zeminine gelmiyor. Bu çağda hâlâ tortusu zihinlerinde devam eden toplum mühendisliğini bırakmadıkları için, mutabakatın adresi Millet Meclisi'ni 'baş ağrısı' olarak görüp kapısına kilit vurmak istiyorlar.

Bakın geriye gitmeyi bırakalım, 1980'lerden beri Türkiye'de sağı, solu, liberali, muhafazakârı ve sosyal demokratım diyen birçokları hükümette yer aldı. Oysa Türkiye'yi krizden krize sürükleyen kaderimiz değişmedi. Peki yönetemeyen rejim sorununda hep suçlu ve şamar oğlanı halkımızın zannettiği gibi siyasiler, yani seçilenler miydi? Hayır tabii ki. Belli ki halk davulu ne kadar siyasilere verirse versin, tokmağı başkaları çalmış. Siyasilere de buna manzara koymak kalmış.Açıkçası bu ülkeyi kozmik odadan ve kırmızı kitaba göre yönetmekte kararlı olan, yani şeffaflığı, hukuku, adaleti, halkın egemenliğine boyun eğmeyi müreffeh bir ülke kurmak için yeterli görmediği gibi, bütün bunları 'geyik muhabbeti' gören, bu değerlere inanmayan, bunları varlıklarına tehdit olarak görenler hâlâ elindeki tokmağı bırakmak istemiyor.

Menderes'i idam sehpasına götüren 'bu halk ne isterse yapar' söylemiydi. Bunun üzerine 'kozmik oda'da kırmızı kitaba göre yargılayıp, öyle bir karar çıkardılar ki, adeta kıyamete kadar, halka ders olsun istendi. 28 Şubat cuntacıları bunu '1000 yıl sürecek' tehdidiyle bir daha hatırlattı. 22 Temmuz sonrasında mutabakatla Meclis'ten çıkan başörtüsü düzenlemesiyle ilgili Hürriyet'in attığı 'kaosa kalkan eller' manşeti ile de anlaşıldı ki, hâlâ yeterince ders almayanların kozmik odada bir kez daha kalemi çoktan kırılmış. 24 Kasım 2002 seçimlerinin mürekkebi parmaklardan çıkmadan harekete geçilmiş.

Türkiye'yi ya TBMM'den halk iradesi, ya da 'kozmik oda'da, kırmızı kitaba göre tapınak şövalyeleri yönetecek. Birincide yolun sonu refaha ve özgürlüğe, ikincisinde ise 30 senedir devam eden iç savaşa, sıra sıra Mehmetçik tabutlarına çıkar. Siz de 'hükümetleri sandığa gömerek' tatmin olursunuz.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim