1. YAZARLAR

  2. Ece Temelkuran

  3. Kötü Kürtler, daha kötü Kürtler
Ece Temelkuran

Ece Temelkuran

Yazarın Tüm Yazıları >

Kötü Kürtler, daha kötü Kürtler

A+A-

Geçtiğimiz mart ayında bir yazı yazdım. Başlığı “Kötü Kürtler nereye?” Diyarbakır’da “taş atan çocukların”(?) duruşmasına avukat olarak katılmamdan sonra yazdım bu yazıyı. Mesele şuydu:

2006’da Diyarbakır’da yaşanan ve Başbakan’ın “Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacak” ‘açılımıyla’ polisin çocukları işkenceden geçirmesini meşrulaştıran olaylardan sonra Kürt meselesinin rotası değişmişti. Gözlemlerime göre, sokaktaki Kürt siyasetinde yeni bir nesil beliriyordu.

Alemdarlanma

Zorunlu göçle şehirlere gelen ve okulda ya da sokakta devlet şiddetiyle büyüyen, artık ılımlı bir Kürt siyaseti tarafından yönlendirilemeyecek bir nesildi bu. Bunu 2006’daki olaylardan beri söylüyorum. Nitekim bugünlerde sokaklarda bu nesli görüyoruz. 2006’da 12 yaşında olanlar şimdi 15 yaşında, o gün 15 yaşında olanlar bugün 18 oldular.

‘Öteki’ tarafta Polat Alemdarlanmış ve devlet büyükleri tarafından “Yürü aslanım!” denmiş, “meşru gençliği” anlatmaya hiç gerek yok. Şimdi sokaklarda çatışmaya sürüklenen ve hepimizin ürktüğü iç savaş kıvılcımını çıkarmasından korkulan, iki tarafı keskin nesil bu.

‘Taş atan çocuklar’ markası

2006’dan sonra ortaya çıkan ve martta yazdığım bir başka gerçeklik de şuydu. Kürtler artık kesin çizgilerle ikiye ayrılacaktı: İyi Kürtler, kötü Kürtler. Kötü Kürtler daha büyümeden, “taş atan çocuklar” markası altında, cezaevlerine atılacak, ağaç yaşken ‘kırılacaktı’. Bu, Başbakan’ın “Kadın da olsa çocuk da olsa” diyerek önünü açtığı bir “devlet politikasıydı”. Evet, bu bir devlet politikasıydı! Diyarbakır’da 2006’da olanları polisin hezeyanıyla açıklamak, daha sonra yüzlerce çocuğun terörist olarak yargılanmasını konjonktürel bir durum olarak geçiştirmek mümkün değil. Bu arada aynı hükümetin kısa bir süre sonra Kürt açılımını “devlet politikası” olarak sunmaya çalışması da herhalde bu ülkenin hafızasızlığına duyulan güvenden kaynaklanmaktaydı! 

İçimizdeki statüko

Dün Oral Çalışlar da Radikal’daki köşesinde “İyi Kürtler-kötü Kürtler” ayrımından söz etmiş. ‘Kötü’ Emine Ayna-‘iyi’ Ahmet Türk ayrımından, Kürtlerle ilgili siyasetin bu sağlıksız ayrım üzerinden yapıldığına dikkat çekmiş. Doğru. Üstelik bu ayrımı yapanlar sadece statükoyu kutsayan siyasetçiler tarafından yapılmıyor. Meclis dışındaki Sol’da, bu konuda kendini ‘çok bilinçlenmiş’ hissedenler arasında da bu ayrım var.

Bunlar niye şimdi yazıyorum, söyleyeyim. DTP’nin Meclis dışına çıkmasıyla birlikte yeni bir dönem başlıyor. Meseleleri, talepleri ve yöntemleri çok daha net şekilde konuşmamızı gerektirecek bir sürece giriyoruz. Federasyon mu, silahlı mücadele mi, ayrı bir devlet mi, kültürel haklar mı, anayasa değişikliği mi... Ne ise ne. Dil ve tartışma pek yakında buraya evrilecek. Ve pek yakında hepimiz içimizdeki kutsallıkları, “Kürtler de sesleniyorum” Ahmet Türk’ün önceki günkü açıklamasında dediği gibi, gözden geçirmek zorunda kalacağız. Hepimize kolay gelsin diyorum...

MİLLİYET

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum