1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. 'Kosova'ya özgürlük' mü?
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

'Kosova'ya özgürlük' mü?

A+A-

Sözde, yakın coğrafyamız ile yeniden yakın ilişkiler kurma dönemine girdik. Artık, Balkanlar'da, Kafkasya'da, Ortadoğu'da olanlarla yakından ilgiliyiz. Dahası, bu alanlarda yeni roller üstlenme iddiası söz konusu. Bu çerçevede, bu bölgelerle, tarihi bağlarımız, Osmanlı nüfuz alanı gibi kavramlar tedavüle giriyor, üstelik bu kavramlar, nedense uluslararası arenada da tedavüle giriyor. Ancak, 'Bu ortam nasıl oluştu, ne zamandan beri, neden ve nasıl?' diye sormadan, havaya girip, bu gelişmeleri Türkiye'nin dış politikasının yeni tercihleri ve başarısı olarak algılamak kadar ahmakça bir şey olamaz.

Ne oldu da bugünkü ortam oluştu? Cevabı basit, özellikle Kafkasya ve Balkanlar'da mevcut durum doğrudan Sovyetler'in çözülüşü sonucu ortaya çıktı. Peki, Sovyetler'in bu bölgelerde geri çekilişiyle, ucu açık bir iktidar boşluğu mu oluştu? Tabii ki hayır. Bu bölgelerde (ve de diğerlerinde) Sovyetler'in çekildiği alanlar ABD nüfuz alanına geçiş yaptı, daha doğrusu halen bu geçişin sancılarının yaşandığı bir ortam oluştu. Bu sancılı ortamın koşullarını dikkate almadan, bu bölgelerde 'Osmanlı geçmişi' üzerinden rol üstlenmenin ABD'nin nüfuz etme, nüfuzunu pekiştirme siyasetinde figüranlık yapmak dışında anlamı yok.

Dahası, Balkanlar, Yugoslavya'nın çözülüşü süreci, ABD'nin, BM ile olsun olmasın, askeri müdahalelere meşruiyet alanı açtığı ilk adım oldu.

Bu süreci sorgulamadan, Irak işgalini sorgulamak bile zor. Nitekim, Irak işgali politikasının mimarları, sıkıştıkları yerde, Bosna örneğine gönderme yapıp, haklı çıkma yolunu buluyorlar.

Dünya bir gül bahçesi değil, dünyanın yeniden paylaşımı savaşlarının kıyasıya devam ettiği bir ortamda, durduk yerde, kimsenin kimsenin bağımsızlığını, özgürlüğünü tanıyacağı falan yok. Kosova'nın pazar günü ilan ettiği bağımsızlığı da bu türden bir 'özgürleşme'. Nitekim, bağımsızlığını ilan edenler, eski Yugoslavya'dan, Sırbistan'dan ve Rusya'nın nüfuz alanından özgürleşmenin, anlamını bildikleri için ABD bayrakları ile kutlama yapıp, yeni efendilerine bağımlılıklarını ilan ediyorlar. İş bayraklarla bitmiyor. Tıpkı, Sovyetler'den özgürleşen Doğu Avrupa ülkelerinin ABD üslerine ev sahipliği etmesi gibi, eski Yugoslavya topraklarında parçalanma sonucu açılan alanda, mesela büyük bir askeri üs olan Bondsteel Kampı'nın kurulması gibi yeni yerleşmelerden bahseden yok. Avrupa Konseyi'nin 'insan hakları elçisi' Alvaro Gil-Robles, bu kamp içindeki gözaltı merkezi için, 'Guantanamo'nun küçük bir versiyonu' demişti. ABD'nin, Guantanamo benzeri dünya karakollarını barındırma karşılığında 'özgürlük' nasıl bir özgürlüktür. 'Kimin, kime karşı hakkını, kim ne karşılığında koruyor?', 'Bu ödenebilir bir bedel midir?' diye sormadan, olayı 'Kosova artık özgür' başlığı ile müjdelemenin iki nedeni olabilir; gönüllü ABD dış politika propagandasına soyunmak ya da tüm bunlardan türmüyle habersiz olup, olayı 'Osmanlı bekası yendien tarih sahnesine çıkıyor' zannedecek kadar ahmak olmak.
Bakın, Rusya Devlet Başkanı Putin, Kosova'nın bağımsızlığını tanıyanları, 'Peki yıllardır Kuzey Kıbrıs'ı neden tanımıyorsunuz?' diye sıkıştırıyor. Nedense, Türkiye'den ses çıkmıyor. Kuzey Kıbrıs'ın bağımsızlığını savunan biri değilim. Sadece, önemli bir çelişkiye işaret etmeye çalışıyorum.

Sırp katliamlarına isyan etmek başka şey, bunları kalkan yapıp, her şeyin üstünü örtmeye çalışmak başka şey. Halihazırda, Sırp katliamları her şeyin üstünü örtmek için kullanılıyor. Bu örtüyü kaldırmak için, daha önce de dediğim gibi, Yugoslavya'nın çözülüşü sürecini, inceden inceye sorgulamak gerek. Bu sorgulamanın içinde, yine Sırp cinayetlerini bahane edip, bu ülkeye dünyanın dört tarafından, şimdi 'terörist' ilan edilen ve yakalandığı yerde soluğu Guantanamo'da alan 'cihatçı' sevk etmek konusu da olmalı.

İnsanların barış içinde bir arada yaşamasının yolu, tüm taraflar için komşuları, aynı toprağı paylaştıkları insanlarla uzlaşmanın bir şekilde formülünü bulmalarından geçiyor, ABD'ye biat edip özgürleştiklerini sanmalarında değil. Ne yazık ki, dünya böyle bir dünya olmaktan giderek uzaklaşıyor. Bu koşullar altında, en azından, kutlanacak, sevinilecek değil kaygılanılacak gelişmelere tanık olduğumuzun farkında olmak durumundayız.

Radikal gazetesi

YAZIYA YORUM KAT