Köse, Mirzabeyoğlu ve sayısız diğerleri...

27.11.2013 13:42

Markar Esayan

Onu ilk kez yaklaşık iki sene önce gördüm. Kıymetli dostlarım Hilal Kaplan ve Berat Özipek ile birlikte Hilal TV'de 'Gayrıresmi' adlı daha ilk senesinde Medya Etik Ödülü alan bir program yapıyorduk. Karşımda duran kişiyi Hilal Kaplan bana tanıttı. İsmini duyunca hemen hatırladım.

Adı Yakup Köse'ydi.

28 Şubat'ın idamla yargıladığı gençlerden biriydi o. Genç demek abartılı olabilir. Sadece 14 yaşındaydı. Hilal Kaplan'ın yazısında iç burkucu şekilde aktardığı gibi, annesi oğluna Mickey Mouse'lu bir tişört vermiş, 'Giy, belki seni böyle görünce çocuk olduğunu anlarlar' demişti.

Olmadı... 12 Eylül'de Erdal Eren gibi çocukların yaşlarını büyütüp 'bir sağdan bir soldan' idam edecek kadar gözü dönen devlet 28 Şubat'ta da çizgisinden sapmadı.

Yakup Köse 14 yaşında DGM'de idama mahkûm oldu. Postmodern darbenin farkı mı dersiniz, yoksa 14'ü, 18 yapmanın zorluğundan mı bilinmez, Yakup Köse'nin cezası önce müebbede, sonra 19 yıl hapse çevrilmişti.

Köse'ye isnat edilen suç İBDA-C terör örgütü mensubu olmak ve anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmekti. İdama mahkum edildiği bu suçun delili ise Çeçenistan'la dayanışmak için katıldığı bir gösteri ve evinde bulunan bir dergi nüshasıydı.

Köse 2005 yılında AB uyum yasalarının getirdiği değişiklikle 25 yaşında cezaevinden çıktı. Şu an 33 yaşında iki kız çocuğu babası. Hayatı bu olay nedeniyle altüst olmuş durumda. Ancak o hayata bir yerinden tutunmaya çalışıyor. Kendi haline bırakılsa, başarıyor da, onca haksızlığa, ödenen bedele ve hayatının en güzel yıllarının çalınmış olmasına rağmen.

Ama olmuyor... 28 Şubat'ın yargılandığı bu günlerde, Salih Mirzabeyoğlu gibi, Yakup Köse de bu dönemin kurbanı olmaya devam ediyorlar.

İnanılır gibi değil.

Mümkün ve adil oldukça, insanların beraat edilene veya mahkûm olana kadar serbest yargılanmasını sonuna kadar destekliyorum. Sadece tutarlı ve adil olmaktan bahsediyorum. Bu açıdan benim için Balyoz Davası ile Köse'ninkine benzer davalar arasında hiçbir fark yok.

Yakup Köse, İBDA-C davasından kurtulmuş gibi gözükse de, bugün başka bir suç isnadından 18 yıl hapis istemiyle hâkim önüne çıkıyor. Hilal Kaplan'ın 'Utanç verici sessizlik' adlı yazısından ilgili bölümü alıntılıyorum:

'Bu sefer de 'Hayata Dönüş Operasyonu'nun Bandırma Cezaevi'ndeki versiyonu olan 'Noel Baba Operasyonu' sırasında 'cezaevinde silahlı isyan' çıkartmaktan, 18 yıl hapisle yargıladılar.

Üstelik cezaevi duvarında 'bulunduğu' iddia edilen yanıcı ve kesici maddeler yüzünden suçlandıkları dönemde, Yakup ve suçlanan diğer arkadaşı, ağır yaralı olarak Eskişehir Cezaevi'nde bulunmasına rağmen...'

Çok ilginçtir. Nedendir bilinmez; mağduriyet 'sağ veya dindar' mahallede yaşandığında anlamlı, fikri takip gerektiren, ısrarlı ve güçlü bir ses çıkmıyor. Oysa haksızlık hangi mahallede yaşanırsa yaşansın, bu bir insanlık meselesidir. Önyargıya yer ve hak yoktur. Salih Mirzabeyoğlu için hala bir sonuç alınmış olmasa da bir kıpırdanma yaşanmıştı. Yakup Köse ise Mazlumder gibi duyarlı birkaç STK ve yazar dışında beklediği desteği bulamadı.

Mirzabeyoğlu ve Köse'nin yalnız kalışlarında onların siyasi duruşlarının ve ait olduğu mahallenin etkili olduğunu düşünüyorum. Bu kişiler muhtemelen 'İslamcı' önyargısına takılıyor. Bu kişilerin İslamcı değil de, sol veya laik mahalleden olmaları durumunda, şu an koparılacak gürültüyü tahmin bile edemiyorum.

Aklıma zamanın hayretle takip ettiğim 'Başörtüsü özgürlüğüne destek veririz ama, siz acaba aynı şeyi mini etekliler, başı açıklar için de yapacak mısınız?' analojisi geliyor. Ama bu kategorik bakış da hak mücadelesindeki bu sessizliği açıklamıyor. Çünkü Kaplan'ın da dediği gibi hiçbir mahalleden çıt çıkmıyor.

Ne yapalım, ahlakın, demokrasinin, inancın en temel ilkelerini mi hatırlatalım? Belli ki hatırlatmaya gerek var: 'Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun.'

'Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına da yapma.' 'Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, sen de başkalarına öyle davran.' 'Beni sokmayan yılan bin yaşasın mantığını reddet.'

28 Şubat'ın formaliteden ibaret yargılamalarında belki adını bile duymadığımız daha pek çok mağdur cezaevlerinde şu an. Bunlar mahkeme kararları olduğu için, ancak bir üst mahkemeye itiraz halinde yol alınabiliyor. Bu yol da tıkalı kalırsa Adalet Bakanlığı devreye girmeye hak kazanıyor. Ancak burada da, ciddi bir zaman ve emeği göze almak gerekiyor. Kaldı ki, bu takibi yapmak bir imkan meselesi.

Acaba, mahkeme kararları yok sayılamayacağına göre, o dönemdeki yargılamaların bir envanteri çıkarılıp, bakanlık kapsamında bir kurul tarafından teker teker incelenerek haksızlığa uğradığı veya yeni yasalarla hak kazandığı belirlenen mağdurlar için hukuki destek verilemez mi? Adalet Bakanı Sayın Sadullah Ergin bu konularda çok önemli adımlar atan bir siyasetçi. Eminim bu durum da kendisini rahatsız ediyordur. Konu zor ve karmaşık. Ancak bu haksızlıkların da mutlaka giderilmesi gerekiyor.

28 Şubat Darbe Davası'ndaki tahliyeler beni hiç rahatsız etmiyor. Tutuksuz yargılama esas olmalı. 3. ve 4. Yargı paketlerinde bakanlık ve hükümet bu konuda önemli adımlar attı. Ancak yargıdaki devletçi zihniyet kolay dönüşmediği için istenen verim hızlı alınamıyor.

Ancak Mirzabeyoğlu ve Köse gibi vatandaşlar için mutlaka çözümleri zorlamak zorundayız. Geçmişle yüzleşmenin önemli bir parçası dönemin suçlularını cezalandırmak kadar, yine o dönemin masumlarına el uzatmak çünkü.

Yeni Şafak

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim