Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Körleşme

A+A-

Tıpkı akıllara durgunluk verircesine ayrıntılandırılmış anayasalar ve ceza kanunları gibi, yalnızca genel bir perspektif çizmek yerine, hiçbir formasyonun haddine olmadığı halde “müritlerinin” hayatının her alanını düzenlemeye soyunan ideolojik yaklaşımlar da “aydınlatıcı” değil körleştiricidir.

Bu öyle bir musibettir ki, karanlıklar içinde yaşadıklarını düşündüğünüz “halka” kızarken, hatta hatta bu yüzden onları aşağılarken, aslında aydınlıktan nefret ettiğiniz gerçeği karşısında bile bilincinizi körleştirmiştir.

Elias Cannetti’nin o muhteşem romanında körlüğümüze mum yaktığı satırlarda anlattığı gibi:

“Körleşme, düşünce ile gerçeklik arasında sürekli savaşımın görkemli bir simgesidir.”

Kabımıza sığmadığımız ve çıktığımız kabuğu beğenmemenin vefasızlık değil, aksine pek çoklarının mustarip olduğu statükonun rahmine dönüş sendromuna bir isyan olduğunu fark etmeye başladığımız bu günlerde, körlüğümüzü gizlemimiz daha da zorlaştı.

Çünkü artık birileri, “feleğe kahredeceğine yardım alsan” diye söylenmeye başladı körleşenlere, “derdin demokrasinin ışığına ulaşmaksa rehber köpeğin olalım, bastonun olalım...”

Pazar günü yapılan ve öncesinde yırtındığımız halde bir türlü ana gündemler arasına sokamadığımız HSYK seçimlerindeki bürokrasi gölgesi de, ışığımızın en büyük düşmanlarından mesela.

Ne demiştik, Adalet Bakanlığı bürokrasinin manipüle ettiği hükümete ve bizim “öbürsülere”:

Referandumun anlamı değişim iradesinin tescilidir ve bu iradenin en önemli ayağı yüksek yargının evrensel hukuk normlarına göre şekillendirilmesinin yolunu açacak yapısal düzenlemelerdir.

Başka;

HSYK kürsü hâkim ve savcılarının bir kurumudur. Bürokrasinin burada işi yoktur. Ve “yargı bağımsızlığının” tüm dünyadaki yegâne anlamı, yetki gaspıyla irademizi çalıp fiilî parlamento işlevi gören yüksek yargının değil adli yargı hâkim ve savcılarının bağımsızlığıdır. Kürsüden elinizi çekin!

Ama olmadı işte. HSYK’ya, hukuk fakültesi diplomasının yerine, Harp Akademileri’nde aldığı eğitimin nişanı askerî diplomasını ikame eden üye seçtirdiler. Kürsü hâkimlerinin “haklarını” arayacak kuruma, Bakanlığın personel müdürünü getirip koydular...

Adalet Akademisi müdürü, müsteşar yardımcısı, personel müdürü bürokrat değil mi? Bakanlık listesinin harfiyen seçilmesi “atamadan” başka ne anlama geliyor? Bu listeden HSYK’ya “atanan” bir başsavcının veya mahkeme başkanının bakanlık bürokrasisine fiilen bağlanmasını kim engelleyebilir?

YARSAV hezimete uğradı falan diye düşünüp avunan dostlar, nasıl olur da yargıda reform talebimizi, gerçek bir yargıya sahip olma özlemimizi, bürokratlardan bürokrat beğenmeye, bakanlık listesinden “iyi yargıç-savcı” gösterilmesine fit olmaya indirgememizi isteyebilirsiniz.

Tamam, anlıyorum, mevzu “politik” ama bana ne bize ne. Biz gerçek bir yargı istiyoruz!

“Gelen ağam giden paşam” deseydik, o devede kulak YARSAV zihniyeti bir gol (ki emin olun hükümet ofsayda düştü) yer miydi sanıyorsunuz?

Bakın sizlerle Demokrat Yargı Derneği Başkanı Osman Gazi Ertekin’den duyduğum çok özel bir kulisi paylaşayım da, onca soruşturmayı hiçe sayan bu ülkenin gerçekten hukuk şövalyelerinin, demokratların... samimiyeti ve demokrat yargı mücadelesinin bir bireysel beka sorunu olmadığı daha iyi anlaşılsın.

Ertekin Adalet Bakanlığı’nın seçimler öncesinde kendilerine bir “aracı” vasıtasıyla Demokrat Yargı’nın iki adayını destekleyebilecekleri notunu ilettiğini söylüyor. Demokrat Yargı’nın cevabı ne oluyor dersiniz, dinleyelim:

“Biz de kendilerine bir platform oluşturarak süreci beraberce yürütelim yanıtını verdik. Ancak iki şartımız vardı. Birincisi yargı bürokratları asla HSYK’ya aday olmamalıydı. İkincisiyse başkanlık seçim sürecini yönetmemeliydi. Ama olmadı.”

Demokratların HSYK’da iki üyelerini garantilemekten feragat etmelerini sağlayan bu cömertliklerinin adı belki “siyaset bilmezliktir” doğru ama kimse demokratça olmadığını ve vicdan içermediğini söyleyemez.

O işte o vicdan da, flu pragmatist ittifaklar karşısında uyanık tutar gözleri.

Bu yüzden görüyoruz...

Kimi körleşmişlerin ellerini ovuşturarak bugünkü sözlerimizi referandum sürecine dair biz özeleştiri gibi yansıtmaya çalıştıklarını da biliyorum. Af ederler mi bilmem ama avuçlarını yalarlar.

Çünkü demokratların bu son çıkışlarının adı e-leş-ti-ri-dir.

Hani yetmezdi ama o yüzden evet dedik, diyorduk ya, hatırladınız mı? İşte onun gereğini yerini getiriyoruz şimdi.

Anlayacağınız, kimilerinin neredeyse sosyalizmi kurmadığı için eleştirirken farkında olmadan desteklediği, demokratlarınsa olumlu adımlarını desteklerken bile daha fazlasını atmadıkları için eleştirdiği siyasal iktidara karşı muhalefetin hasını her zaman olduğu biz yürütüyoruz yine.

TARAF

YAZIYA YORUM KAT