1. YAZARLAR

  2. Ahmet Altan

  3. Korgeneral
Ahmet Altan

Ahmet Altan

Yazarın Tüm Yazıları >

Korgeneral

A+A-

Bir ordu “temiz” olmalı.

 

Buna itirazı olan var mı?

 

Her türlü şaibeden arınmış olmalı.

 

Buna itirazı olan var mı?

 

Üstünde hiçbir leke olmamalı.

 

Çünkü ordu, bir ülkedeki en büyük silahlı güçtür.

 

Silahın üstüne düşecek bir kuşku, o silahın sahibini ürkütücü ve güvenilmez kılar.

 

Silahını ne zaman kullanacağını, kime karşı kullanacağını bilemezsin.

 

Gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ülkeler arasındaki en büyük farklardan birinin, ordunun konumuyla ilgili olması bundandır.

 

Gelişmiş ülkelerde halk ordusundan korkmaz.

 

Ondan kuşkulanmaz.

 

Asker, sivillerin emrinde ve denetimindedir.

 

Gelişmemiş ülkelerde ise ordu “bağımsızlaşır”, emre itaat etmez, hukuku ciddiye almaz, silahını canı istedikçe, canı istediğine karşı kullanır.

 

Ve, ülkenin bütün dengelerini perişan eder.

 

Önceki gün Genelkurmay Başkanlığı’nın, bir korgenerali, çete sanıklarına “resmî bir ziyaret” için göndermesi, ordunun niyetleri konusunda ciddi kuşkular yaratacak bir hareketti.

 

Bu ziyaretle ne demek istediler?

 

Bu insanlar kurmay, bütün ihtimalleri değerlendirmek onların mesleğinin gereği.

 

Bu çıkışlarıyla nasıl sonuçlar yaratacaklarını düşünmemiş olmaları mümkün değil.

 

Nasıl sonuçlar elde etmeyi amaçladılar?

 

Orgenerallerin tahliye edilmesini mi?

 

Onları yargılayacak olanların korkmasını mı?

 

İkinci bir Şemdinli olayı yaratarak adalete müdahaleyi mi?

 

Böyle bir ziyaretin, insanların zihninde sanıklarla ordu arasında bir bütünlük sağlayacağını da hesap etmiş olmalılar.

 

Henüz dava konusu olmamış olsa da ortada bir de “darbe günlükleri” var, bu darbe girişimlerini aklama ya da destekleme gibi bir düşünceleri mi bulunuyor?

 

Niye “suçla” ordu arasında böyle bir bağ kuruyorlar?

 

Normalde hiçbir ordunun almayacağı bir riski almaları için kendilerini bir konuda çok sıkışmış hissetmiş olmaları gerekiyor.

 

O konu ne?

 

Hangi konuda o kadar sıkışıklık duygusu içindeler de böyle bir görüntü sergilemeyi göze aldılar?

 

Bu ziyaret unutulmayacak.

 

Bu davayla ilgili her sonuç kaçınılmaz olarak orduya bağlanacak.

 

Bu sanıkların lehine sonuçlar “ordu baskısı” olarak yorumlanacak, aleyhlerine bir sonuç ise orduyu “suçla” bağlantılı hale getirecek.

 

İki sonuç da herhangi bir ordunun övünebileceği bir durum olmayacak.

 

Ve, “niye yaptılar” sorusu hep bir kuşku bulutu gibi ülkenin üstünde asılı kalacak.

 

Üstelik bu kadar tehlikeli bir hamleyi yaparken öyle bir “temsilci” seçmişler ki insanın aklını iyice karıştırıyor.

 

Hemen hemen bütün gazetelerde “ziyaretçi korgeneralin” geçmişiyle ilgili haberler vardı.

 

Bugün bizim gazetede daha da ayrıntılısını okuyacaksınız.

 

Ve, bütün sorulara bir de generalin geçmişi eklenecek.

 

Çünkü o geçmiş, bir “polisiye romana” benziyor.

 

Bir gece, Kıbrıs’ta sivil beyaz bir arabayla mezarlığa gelen bir albayla on askerin, o mezarlıktan bir sandık çıkartıp götürdükleriyle başlıyor iddialar.

 

Bu mezarlık ziyaretinin peşine düşen Kıbrıslı bir gazeteci kafasından vurularak öldürülüyor.

 

O beyaz arabanın sahibi Kıbrıs Sivil Savunma Teşkilatı ve o zamanlar o teşkilatın başında bu “ziyaretçi general” bulunuyor.

 

Niye bir albay ve on asker bir mezarlığa bir gece vakti sivil bir arabayla gider?

 

Koskoca bir kolordunun bulunduğu adada askerî bir araç mı yoktu?

 

Bu ziyaretle ilgili sorular soran gazeteci neden öldürüldü?

 

Kim öldürttü?

 

Öldürülen gazeteciyle ilgili açılan davadan ciddi bir sonuç çıkmayınca, gazetecinin eşi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuş.

 

Mahkeme, “ziyaretçi generalin” de ifadesini almış.

 

General o arabayı, “bir PKK operasyonu için kendisinin verdiğini” söylemiş.

 

Mezarlıkta nasıl bir PKK operasyonu?

 

Niye on bir kişiyle?

 

Neden askerî araçla değil?

 

“Mezarlıktan çıkartılıp götürüldüğü söylenen sandık” ne?

 

O sandıkta ne vardı?

 

Garip bir durum, değil mi?

 

Geceleyin mezarlık ziyaretleri, sivil arabalar, çıkarılan sandıklar, öldürülen gazeteci, ciddiyetle yargılanmayan bir cinayet...

 

Ve, bütün bu karmaşanın ortasında bu korgeneralin ismi.

 

O günden bugüne sürekli rütbe alıp yükseldiğine göre ordu, onun suçsuzluğuna karar vermiş demektir.

 

Ordu onu suçsuz bulmuş ama...

 

Türkiye o davadan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkûm olmuş.

 

Bir ordu, suçla, şaibeyle birlikte anılmamalı.

 

Temiz olmalı.

 

Temiz olmak da zor bir şey değildir üstelik.

 

Bunun için sadece “temiz olmak” yeter.

 

TARAF

YAZIYA YORUM KAT