Kopenhag faciasından sonra top bizde

22.12.2009 00:27

Johann Hari

Siyasî liderlerimizin son kertede bizi koruyacak olan anne-babalar olduğu inancı hâlâ bilinçaltımızın derinliklerinde bir yerlerde duruyor.

Tamam, hastanedeki ya da toplu taşıma araçlarındaki kuyruklara ya da zenginlerden vergi almaya gelince bizi kazıklıyor olabilirler ama ortada varoluşsal bir tehdit olduğunda bizi tehlikeden koruyacaklardır. Geçtiğimiz hafta Kopenhag'da bu inanışın yanlışlığı kanıtlandı. Oradaki liderlerin her birine, kendi ülkelerinin bilim insanları bir felâketi önlemek için hepimizin asgari bir şeyler yapması gerektiğini yıllardır bütün açıklığıyla söylüyor. Ve hepsi de bunu yapmayı reddetti.

Kopenhag'da bir sürü rezalet gerçekleşti. Dünyanın kişi başına en çok kirleten ülkesi olan ABD'nin başkanı 2010 itibarıyla % 4'lük komik bir azalma önerdi. Senato'yu neredeyse ellerinde tutan petrol ve gaz lobilerine teslim olmuştu. Bu, her şeyin ötesinde, kendi ülkesinin ulusal çıkarlarına ihanetti. Dışarı sızan 2004 tarihli bir Pentagon raporu, küresel ısınmanın "yaygın şekilde karmaşa ve çatışmaya yol açacağı ... ve bir kez daha savaş halinin insan hayatının doğal parçası olacağı" uyarısında bulunuyordu.

Aynı şekilde Çin Başbakanı Wen Jiabo'nun davranışı da korkunçtu. Nüfusu daha çok ve kalkınma ihtiyacı çok daha fazla olmakla birlikte, Çin en fazla gaz emisyonuna sahip ülke. Jiabo, 2050 itibarıyla % 80 hedefini veto etmekle kalmadı, diğer ülkelerin, Çin'in, kendilerinin yapmayı öngördüğü ufak kesintilerini denetlemesini de reddetti. O da kendi halkına ihanet ediyor: Çin halkının çok büyük kısmının hayatı, Himalaya buzullarından dökülen ve gittikçe kurumakta olan nehirlere bağlı.

Avrupa Birliği'nin performansı da daha iyi değildi. Hiçbir şey yapmadan ve hedeflerin büyütülmesine karşı çıkarak öylece oturdular. Mevcut teklifi ileri götürerek cesurca ortaya çıkan tek isim Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva'ydı ancak onun kahramanlığı da, kendisiyle göz göze gelmemeye çalışan diğer liderlerin korkakça sessizliğiyle karşılaştı. Vaziyet bu. Ortada anlaşma yok. Dünya liderleri, iklimi ısıtan gazları salmamızın sınırlandırılması konusunda anlaşmaya varmayı reddetti. Genelde ilerlemelerin santim santim, ağır ağır olduğuna inanırım. Ancak bu konuda, bizden sonraki kuşağın üstesinden geleceğinden emin bir şekilde oturup bekleyemeyiz. Bir saatli bombayı ya hemen etkisiz hale getirirsiniz, ya da elinizde patlar.

Bulunduğumuz noktada, en azından şunu biliyoruz: Bilimsel kanıtlar ve mantık, liderlerimizi ikna etmeye yetmeyecek. Biz, ısıtan gaz ülkelerinin halkları olarak onları yola getirmezsek kendileri gelmeyecek. Siyasetçiler, üzerlerindeki baskılara göre hareket ediyor ve Kopenhag'daki her bir siyasetçi, bir anlaşmayı imzalamaları durumunda ülkelerinde, petrole aç halkları ve şirketler tarafından çok daha fazla eleştiriye uğrayacağını biliyordu. Bu dinamiği değiştirmenin tek bir yolu var, o da, sıradan yurttaşların gerçekleştireceği kitle eylemleri. Tarihte imkansızı gerçekleştirdiler. Ekonomilerimiz nasıl bugün fosil yakıtlar üzerine kurulmuşsa, önceden de köle işgücüne dayalıydı. Bu, sürekli ve değişmez bir durum olarak görülüyor, eleştirenlere deli muamelesi yapılıyordu: ta ki, sıradan insanlar bunu daha fazla hoş görmeyi reddederek kaldırılmasını talep edene kadar.

Ampullerinizi değiştirmekle yetinip her şeyin iyi gitmesini ummanın zamanı geçti. Artık, toplu olarak eyleme geçmenin zamanı geldi. Bu, bazıları için Greenpeace ya da Dünya'nın Dostları gibi derneklere yardımcı olmak anlamına geliyor. Ancak daha ileri giderek şiddet içermeyen doğrudan eylemler yapabilecek olanlar bunu yapmalı. Kömürle çalışan her tren, geçmesine engel olan insanlar tarafından sarılmalı. Her yeni uçak pisti ablukaya alınmalı. İklimi kirletmenin maliyeti yükselmeli. Bu, işe yarayan bir yöntem. Britanya'da üç yıl evvel sekiz yeni kömür santrali projesi mevcuttu ve Heathrow havaalanına üçüncü bir pist kaçınılmaz görülüyordu. Birkaç bin genç insanın kahramanca eylemlerinin ardından tüm bu projeler rafa kalktı. Bunu sadece birkaç bin kişi başardı. On binlerce ya da yüz binlerce kişinin neler yapabileceğini siz düşünün.

Dünya üzerindeki her ülkede paralel eylemler gerçekleşmeli. Kopenhag'ın bir tek faydası oldu: Eğer kendi savunmamızı kendimiz ele almazsak bunu kimsenin yapmayacağını bizlere gösterdi.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim