1. YAZARLAR

  2. Mustafa Karaalioğlu

  3. Komutanların günü
Mustafa Karaalioğlu

Mustafa Karaalioğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

Komutanların günü

A+A-

Ergenekon davasının, şaşırtıcı, şok edici ve bazen de tartışmalı günlerden gelerek açtığı patika yol giderek genişliyor. O kadar ki, bir örgüt olarak Ergenekon büyük resmin içinde giderek küçülmekte, belgeler döküldükçe ve ilişkiler deşifre oldukça birbirini besleyen süreçler daha belirgin bir şekilde “Eski Türkiye”nin silüetini ortaya çıkartıyor.

Darbe planlarıyla, askeri vesayetiyle, güdümlü medyasıyla, bağlantılı yargısıyla, itaatkar siyasetiyle, emre amade bürokrasisiyle ve Ergenekonu’yla işte böyle bir ülkeydik. Yıllardır akılla mantıkla bakıldığında görülen bu acı gerçek şimdi gözle görülüyor, elle tutuluyor.

Bu silsile, demokratikleşme tarihinde benzersiz bir tecrübedir. Demokratik hukuk devleti olabilmek için ne yapılmaması gerektiğini detaylarıyla gösteren, nelerin tasfiye edilmesinin zaruri olduğunu dikte ettiren bir büyük tecrübe yaşamaktayız.  

Türkiye bir daha darbe yapmanın haftalık olağan bir faaliyet olarak görüldüğü, buna teşebbüs edenin yanına kar kaldığı, bu amaçla her türlü provokasyonun sorgusuz sualsiz geçiştirildiği bir ülke olamaz, olmayacaktır da...

Değil darbenin planını yapan, bunu aklından bile geçirenin bedelini ödeyeceği bir ortak anlayışa ulaşmış bulunmaktayız.

İster Cumhuriyeti kurucu parti etiketi taşısın, ister de varlığını rejim koruyuculuğuyla ayakta tutan herhangi bir kurum olsun hiçbir organizasyon artık darbe ihtimalini yan cebine koyarak icra-i siyaset ve icra-i faaliyet edemeyecektir. Siyaset ile siyasete müdahale alışkanlığı arasındaki geleneksel bağ da koparılmıştır.

Tıpkı, perde arkasında kukla gibi oynatılan gazete ve televizyonların artık “medya” kisvesi taşımalarının imkansızlığı gibi...

Bununla birlikte elbette sorun bitmemiştir. Sorunun bitmesi o tasfiye edilen unsurların bir daha bir başka kisve veya maksat adına ortaya çıkmamalarıyla mümkün olacaktır.

Süreç, kendisini devletin sahibi olarak şartlayanların da, “Allahın sivili” olarak yaftalananın da her şeyin demokrasi ve hukuk dairesi içinde sevk ve idare edilmesine sadakat göstermeleriyle tamamlanacaktır.

İllegal olandan ümidin tamamen kesilmesiyle...

Şimdilerde, çok yakın tarihin en önemli ve kudretli askerlerinin Balyoz darbe planı üzerinden yaptıkları atışma buna ümitsizliğe işarettir.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sarsılmaz olduğu söylenen ve büyük ölçüde de doğru olan geleneğinin zıddına askerler arasında sarsıcı bir tartışma yaşanmaktadır. Yargının kapağını açtığı darbe dosyası, bu yeni aşamada TSK içinden, dönemin tanıklıklarıyla kabarmakta ve eksik parçalar tamamlanmaktadır.

Doğru olan budur...

Bir kurumun, en ağır anayasal suçları dahi kendi içinde sorgulamaksızın, tartışmaksızın ve kamuoyuyla paylaşmaksızın yol alabilmesi mümkün değildir. Aksine; gizlemek, görmezden gelmek, örtbas etmek, kol kanat germek veyahut da olup bitende bir problem görmemek şüpheyi artırmaktadır. TSK’nın bugün en güvenilen kurumdan en çok soru sorulan ve üzerinde en çok teori geliştirilen kuruma dönüşmesi bu sebeptendir.

Türkiye’nin temel meselesi olan askerin istediği zaman darbe yapabileceği ve bu uğurda sürekli olarak tertip içinde olabileceği geleneği çıkmaz yola girmiştir. Toplum bu ortak kanaate ulaşmışken merak oklarının odağında olan kurumun bigane davranması anlamsızdır.

Türkiye adım adım bir arınma süreci yaşıyor. Sıra TSK’nın bir şekilde bu sürece katkı verme aşamasına gelmiştir. Mesela, aylardır birçok emekli asker demokratikleşme sürecine ciddi katkılar vermektedir. Bugün ise çember iyice daralmış ve kudretli komutanların devreye girmek mecburiyeti ortaya çıkmıştır. Zira, artık tanık olunan bilgileri gizlemek de baş ağrıtmaktadır.

İlk kez, askerin gazete manşetlerinde olması demokratikleşme açısından hayırlı bir hal olarak görünmektedir.

STAR

YAZIYA YORUM KAT