1. YAZARLAR

  2. Yusuf Çağlayan

  3. Komutanların emekliliği
Yusuf Çağlayan

Yusuf Çağlayan

Yazarın Tüm Yazıları >

Komutanların emekliliği

A+A-

Genelkurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanının emekliliğini istemesi, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi, cumhuriyet tarihinin en büyük krizi değildir. Konu, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Personel Kanunu'nda düzenlenmiştir.

İstifa yasal olarak yılın ocak ve şubat aylarında mümkün olduğundan, olay bir istifa olayı değil, emeklilik isteği olayıdır. Bu yasadaki ilgili madde, mecburi hizmet yükümlülüğünü tamamlamış olup, emeklilik bekleme süresini de dolduran TSK personelinin yılın ocak, şubat veya temmuz, ağustos aylarında emekliliğini isteyebileceğini öngörmektedir. Komutanlar ise bu maddeye uygun olarak temmuz ayı içerisinde emekliliğini istemişlerdir. Bu isteklerinin kabulü için yasanın aradığı diğer tüm şartları da bulunmaktadır.

Ancak, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarının 30 Ağustos 2011 tarihi itibarıyla hizmet süreleri sona erdiğinden zaten bu yüksek askerî şûrada (YAŞ) emeklilikleri söz konusu idi. Genelkurmay Başkanı'nın normal hizmet süresi ise 30 Ağustos 2013 tarihinde sona eriyordu. Genelkurmay Başkanı'nın normal hizmet süresini beklemeden emekliliğini istemesi, kuvvet komutanlarının da böyle bir talebe lüzum olmadan zaten emekliye sevk edileceklerini bilerek emeklilik istemeleri ve bu talebin topluca gerçekleştirilmesi elbette anlamsız değildir. Ortada böyle bir hareketi doğuracak bir anlaşmazlık bulunduğu açıktır.

Benzer anlaşmazlık Ağustos 2010 Şûrası'nda da yaşanmıştı. Bu Şûra'daki anlaşmazlık, haklarında dava açılan üç generalin asker üyelerin oyları ile ve oyçokluğu ile terfi ettirilmesi üzerine, bu işlemin kurucu mekanizması olan üçlü kararnamenin çıkarılmamasından kaynaklanmıştı. Askerler bu anlaşmazlığın yargı yolu ile aşılacağını görünce, o zaman da gündeme gelen topluca istifa düşüncesinden vazgeçildi. Oyçokluğu ile terfi ve atama kararı alındı. Üçlü kararnamenin çıkarılmaması üzerine, açılan dava Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) tarafından kabul edildi ve üç general yargı kararı ile bir üst rütbeye terfi etti.

Aslında, bu üç general şûra öncesi açığa alınmış olsaydı, terfilerinin görüşülmesi şûra gündemine alınmayacaktı. Şûra öncesi açığa alma yetkisini kullanmayan Milli Savunma Bakanlığı (MSB), bu üç generalin durumunun şûrada görüşülmesine imkân vermiş, oyçokluğu ile terfilerine karar verilmiş, kararname çıkarılmaması işleminin iptali için konu yargıya intikal ettikten sonra açığa alma yetkisini kullanmıştı. Böylece 2010 Ağustos Şûrası atlatıldı.

Hükümet her ağustos şûrasında bu tür sorunla karşı karşıya bulunmaktadır. TSK Personel Kanunu'nun 65. maddesine göre, haklarında iddianame düzenlenen personel, yasada öngörülen şartlar çerçevesinde MSB tarafından açığa alınabilir. Prosedür, iddianameyi tanzim eden savcılığın iddianameyi bakanlığa göndermesi ile başlar. Askeri suçlarda, iddianame şüphelinin bağlı bulunduğu komutanlığa gönderilir. Bu komutanlık, görüşünü de belirterek, iddianameyi bakanlığa gönderir. Komutanlık görüşü bağlayıcı olmadığından, cumhuriyet savcılıklarınca düzenlenen iddianamenin bu makamlarca doğrudan Savunma ve İçişleri bakanlıklarına gönderilmesi gerekir. İddianame yazan savcılıklar, bu prosedürü işletiyorlar mı bilemiyoruz.

EMEKLİLİKLER YAŞI ETKİLER Mİ?

Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının birlikte emekliliklerini istemelerinin arkasında, Ergenekon ve Balyoz davalarına adı karışan TSK personelinin durumları konusunda çıkan anlaşmazlık olduğu açıktır. Anlaşmazlığa konu personelin durumlarını şöyle tasnif edebiliriz: Ergenekon ve Balyoz davasından tutuklanmış subay ve generaller; bu davalarda yargılanan ancak tutuklu bulunmayan subay ve generaller... Tutuklu yargılananların terfi ve atamaları zaten şûra gündemine alınmayacağı için bu konuda bir anlaşmazlık söz konusu olmayacağını düşünüyoruz. Tutuksuz yargılananlardan terfi sırasında olmayanlar açısından da bir sorun söz konusu olmaz. Bunlardan terfi sırasında olanlar, aynen 2010 Şûrası öncesi açığa alınmayan ve krize neden olan üç general gibi açığa alınmamışlarsa, terfi ve atamaları şûra gündemine alınacaktır. İşte şûra öncesi gerçekleşen görüşme trafiğinde bu konuda ihtilafa düşülmüş olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, tıpkı 2010 Ağustos Şûrası formülünün (oyçokluğu ile terfi ve yargı) uygulanabileceğini, dolayısıyla da emeklilik istemeye gerek bulunmadığını düşünüyoruz. Kaldı ki, hükümetin de geçmişten ders alarak, yargıya intikal etmiş davalara adı karışan kişileri açığa alarak, terfilerinin şûrada gündeme alınmasına meydan vermemesi gerekir.

Bu durumda geriye tek seçenek kalmaktadır: 926 sayılı TSK Personel Kanunu'nun ve sicil yönetmeliğinin disiplin hükümlerinin işletilerek, tıpkı daha önce teamül haline getirilen ve gerçekleştirilen çok sayıda re'sen emeklilik uygulamasının, yargıya intikal etmiş davalara adı karışan, yargılanan, tutuklanan personel hakkında da uygulanması konusundaki anlaşmazlık... Anlaşmazlığın bu noktadan kaynaklandığı kuvvetle muhtemeldir.

Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının emekliliğini istemesi, Genelkurmay Başkanı'nın bu isteğinin kabul edilerek işleme konulması ve yerine vekâleten atama yapılması, 2011 Ağustos Şûra toplantısını olumsuz etkilemez. Çünkü talep, yasada öngörülen temmuz ayında gerçekleşmiş olup, prosedüre uygun bir taleptir. YAŞ Kanunu'na göre, Yüksek Askerî Şûra toplantısına katılacak makamlar bellidir. Katılamayacak olanlar mazeretlerini toplantı öncesi genel sekretere bildirirler. Bu takdirde, kararlar toplantıya katılanların oyçokluğu ile alınacaktır.

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT