1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Kolaycı milliyetçilik
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Kolaycı milliyetçilik

A+A-

Türkiye nüfusunun yüzde 99'unun Müslüman olduğu en sorgulanmaz, en ebediymiş gibi kabul edegeldiğimiz ezberlerimizden biridir. Bu yüzde 99 kendimizi bildik bileli ne artar ne eksilir.

Bu oranın içinde sayılan herkes kendini o yüzde 99'un içinde gönül huzuruyla sayar mı saymaz mı, muhtemelen onu merak bile etmeyiz. Bırakınız o, nasıl kalmışsa, yüzde birlik bir azınlığı, Müslüman sayıldığı halde birçok insanın Müslümanlıkla arasının hiç de hoş olmadığı bilindiği halde, onların durumu bile bu oranı etkilemez. Bununla birlikte halkının yüzde 99'u Müslüman olan bir ülkede İslam değerlerine bu kadar yabancı, bu kadar hasmane politikalar nasıl uygulama zemini bulabiliyor, o da ayrı bir soru, ama sonuçta doğru kabul edersek, bu yüzde 99 oranına nasıl ulaşıldığı çok daha ilginç bir hadisedir.

1915 yılına kadar Türkiye nüfusunun muhtemelen yüzde 30'dan fazlasının gayr-ı Müslim olduğu tahmin ediliyor. 1915 yılında gerçekleşen Tehcir ile birlikte Ermeni nüfusundan arındırılan ülkenin tamamen Müslümanlaşması ise savaştan sonra, yani Cumhuriyet Türkiye'si ile Yunanistan arasında uygulanan mübadele anlaşmasının sonrasında gerçekleşiyor.

Yani Türkiye'nin neredeyse homojen bir Müslüman nüfusa ulaşması sonradan laikliği temel bir ilke olarak benimseyecek olan ve İslam'ın sosyal tezahürlerine karşı da açık bir mücadele başlatacak olan Cumhuriyet yönetiminde gerçekleşiyor. O zamana kadar dini-İslami vurgusu alabildiğine güçlü olan Osmanlı yönetiminde tam bir etnik ve dinsel çoğulculuk ortamı sözkonusudur. Hatta bu çoğulculuk ortamında Müslümanlar asırlarca imparatorluğun neredeyse azınlık nüfusu konumunda olmayı sürdürmüş ve bundan yana ciddi bir rahatsızlık sergilenmemiştir. Rotası laikliğe doğru yönelecek olan Cumhuriyet rejiminin aykırı olarak Türkiye demografyasının Müslümanlaşmasına bu katkıyı yapmasının kendi tercihi olmadığını biliyoruz. Lozan'da Türkiye'yi bu mübadeleye ikna etmek üzere İngiltere tarafından bir hayli dil dökülmüş olduğunu da…

Sonuçta mübadele ile Türkiye Rum nüfusundan arındırılmış olsa da bunun karşılığında Balkanların Müslüman bir nüfustan arındırılması sürecinin yaşanmış olması belki de daha önemlidir. Uluslaşma sürecinde Türkiye kendi ayrıksı gördüğü nüfuslardan arınırken, aynı şey Yunanistan'da ve diğer Balkan ülkelerinde de hedefleniyor.

Arı-duru bir millet yaratma fikri bütün ulus-inşa süreçlerinin ilk kapıldıkları kolaycı bir fikirdir. Belli bir çeşitlilikten, farklılıktan bir millet yaratmak zahmetli geldiğinden, farklılıkları budayarak, çeşitliliklerden bir zenginlik üretmek yerine dümdüz ederek bir millet yaratmak kolaycılığı daha ayartıcı olmuştur.

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün 10 Kasım'da Brüksel'de yaptığı konuşmada söylediği sözler Türkiye'nin kendi uluslaşma süreciyle ilgili uygulamalardaki bir malumun ilamından başka bir şey değil aslında. Hatta sadece Türkiye değil, bir dönem için bir çok ulus-devlet kendi içindeki farklılıkları budamadan bir millet yaratamayacağını vehmetmiştir. Bunun tam bir modernist kabalığıyla ilgisi olduğu açıktır. Kaba modernlik her şeyi dümdüz etme, farklılıkları yok ederek eşitlik temelinde bir görüntü ayarı yapma eğilimine sahiptir. Kabalığı şuradan ileri geliyor ki, farklılıkları uğraşması zahmetli bir iş konusu sayar: “O kadar farkla kim uğraşacak!”

Bu bakışla devleti her türlü incelikten yoksun, her türlü detayı ihmal eden bir standardın kuraklığına çeker. Toplumun tamamının Müslüman olması rahatlatıcıdır, yönetimi kolaylaştırır. Bu Müslümanların hepsinin Sünni-Hanefi olması da bu kolaycılığın arzusudur. Kılık kıyafet reformuyla ilgili bile, ilkokullardan itibaren beyinlerimize kazınan gerekçeleri hatırlasanıza: Toplumda o kadar çok farklı kıyafet bir kaos görüntüsü oluşturmaktadır, herkese giydirilen bir serpuş bu görüntü farklılığını giderir… Başörtüsü konusuna burada girmiyoruz bile…

Rum ve Ermeni unsurların içinde olduğu bir ülkede bir milli devlet kurmak bu kafa açısından gerçekten de çok, ama çok zahmetli olurdu. “Okullar olmasaydı Milli Eğitimi çok güzel idare ederdim” sözünün tevekkeli söylenmediği bir ülkedir burası.

Bu kabalık, bu kolaycılık ne yazık ki her işimize sirayet etmiştir. Görünürde “yüzde 99'u Müslümanlaştırmak” gibi dindar insanların belki de kulaklarını okşayan bir süreç yaşanmış olabilir, ama bu sürecin sonuçta bizzat o Müslümanlığın kalitesine de çok acı, çok ağır bir bedel ödetmiş olduğunu da bilen bilir. En basitinden Müslümanlık milli kimliğin bir unsuruna indirgenmiş ve bu yüzden dini niteliğinden çok şey kaybetmiştir. Ayrıca Müslümanlık da bu milli kimliğin kolaycılığından-kabalığından ziyadesiyle etkilenmiştir. Tarihin her döneminde enva-i çeşit gayr-ı Müslimlerle sonsuz bir özgüvenle ve ince kültürel davranış kalıpları üretmenin ustası olmuş olan bir dinin mensupları hiçbir zaman bir dinsel-etnik arındırmanın ucuz ve ölümcül faydalarına tamah etmezlerdi.

Oysa bugün sadece bu tamahkarlık üzerine üretilen bir milli kimliğin bütün bereketsizliğini üzerlerinde taşıyorlar.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT