1. YAZARLAR

  2. Abdurrahman Dilipak

  3. Kökü içeride...
Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Yazarın Tüm Yazıları >

Kökü içeride...

A+A-

Varis hastalığının tezahürü dışarıda gözükse de, hastalığın sebebi içeride olabilir.. Sivrisinekle kalıcı bir mücadele, ancak bataklığın kurutulması ile mümkün. Ensenizdeki çıbanın sebebi karaciğerinizle ilgili olabilir..

Şimdi durup dururken bunları niye yazdım. Maksadım sağlıkla ilgili bir yazı değil. Yargı ile ilgili. Hani şu tutukluların salıverilmesi ile ilgili.

Bana kalırsa tutukluluk süresi ile ilgili düzenleme temelde doğru. Peki mevcut sorunun kaynağı ne?

Tutukluların salıverilmesi, bu kişilerin beraat ettikleri, yeniden hapse girmeyecekleri anlamına gelmiyor.. Burada asıl sorun, neden bu kadar sürede bu kişiler hakkında hüküm verilmediği ile ilgili.

9 yıl süren davanın 5 yılı kaset çözümü ile geçmiş.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Bir adamı 10 yıl içeride yatırıyorsunuz, sonra da beraat ettiriyorsunuz.. Bu da aynı gerçeğin öteki yüzü..

Gecikmiş adalet, adalet değildir..

Tutukluluk hali sözkonusu ise, kuvvetli şüpheyle birlikte kaçma, belgeleri karartma gibi durumlar sözkonusu demektir. Ama yine de suçu sübuta ermemiş demektir. Sübuta erse mahkum olurdu..

Bu kişilerin salıverilmesi hali, suçsuz oldukları anlamına gelmediği gibi, yarın mahkum olurlar, suçları sabit görülürse hapse girmeyecekleri anlamına da gelmiyor.

İşin daha da vahim yanı, bazı davaların bile bile  zaman aşımına sokulması..

Bir mahkeme bir günde 40 dosyaya bakabilir mi? Bir dava Yargıtay’da 3 yıl bekler mi? Madem öyle o zaman sorunun kaynağının başka yerde aranması gerekir..

Bu ülkede neden insanlar birbiri ile bu kadar davalı? Devletle neden bu kadar çok sorun yaşanıyor? Demek ki, önce yasaların ve bürokrasinin ıslahı gerekiyor. Sonra da yargının.

Madem bu kadar çok dava birikiyor, o zaman neden yeni mahkemeler kurulmuyor? Yargıtay’a niye yeni daireler açılmıyor?

Belki de sorunun çözümü için en kısa zamanda şu istinaf mahkemelerinin devreye sokulması gerek..

Yargıtay 6. Dairesi’nin kararı ile 3 bin hırsız ve gasbçı hüküm giymiş ve tek bir tahliye kararı bile çıkmamış. Demek böyle de oluyor!. Ayrıca böyle bir karar ne kadar adil?. Doğru olan bu muydu? Bana göre böyle bir karar AİHM’e gitse geri döner.. Ya da Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru kapsamında da değerlendirilebilir bu konu.. Ya da HSYK’ya hakimler hakkında şikayette de bulunulabilir.. Uygulamada bir “iyi niyet” ve “fayda” sözkonusu olsa da hukukilik açısından sonuç hiç de makul değil. Kimse işin bu yönüne bakmıyor.

Ha! Denebilir mi, ilk derece mahkemesinin kararını onayladı ve dosyayı geri gönderdi.. Sanığın “tashih-i karar” itirazı var. Eğer bir yanlışlık sözkonusu ise o zaman inceleme yapılır ve karar düzeltilir, ama o zamana kadar da sanıkların mahkumiyet halleri devam eder.

Bu da hukuki olmaktan çok tamamen kamu vicdanını tatmine yönelik, maslahat icabı verilen bir karar olur ancak!

Polis katili PKK’lılar tahliye oldu ya da cinayet işledi af çıktı, yine adam öldürdü yine serbest kaldı, şimdi de gasbtan girdi yine serbest” gibi haberler, hukuki kaygılardan çok, ayran kabartmaya yönelik, sansasyon oluşturma çabasının ürünü haberler..

Bu yanlışın sebeblerini başka yerde aramak gerek aslında.. “Dosya üç aydır ilgili dairede, duruşma iki kez sudan sebeplerle erteleniyor ve Yargıtay 1 Ocak’ta tahliye olacağını bile bile 188 kişinin katili, 16 müebbet hapis sanığının duruşmasını 26 Ocak’a bırakıyor.” Bahane tebligat uzun sürüyor. Sonuç, sanık tahliye ediliyor. Sanki bu vesile ile “derin devlet bağlantılı” birtakım kişiler içeriden çıkartılıyormuş gibi bir şüphe duymaya başladım..

Gasptan girdi, aftan çıktı. Yine gasp yaptı, yine aftan çıktı. Sonra 5 kişi öldürdü, bir kadına tecavüz etti, bugün serbest!” gibi durumlar da sözkonusu.. Tamam, bunlar da var. O zaman suç makinasına dönüşen insanlarla ilgili, başka hukuki düzenlemeler de yapılabilir..

Şimdi bu konuyu tartışırken, “Peki bunlar yanlış. Çözümünüz ne?” diye de sormak gerek.. Mesela tutukluluk hali için süre ne olmalı?. Eğer çözümü konuşacaksak, cevabını bulmamız gereken başka sorular var. Aslında ortada sorun filan yok. Yargıtay dileseydi, mesela Haberal ve Erzincan savcısı konusunda gösterdiği hassasiyeti bu konuda da gösterse, zaman aşımı süresi yaklaşan ya da tutukluluk hali sözkonusu olan davalara öncelikle baksaydı, sorun çözülürdü. Bu fırsat hâlâ da kaçırılmış değil.. Yoksa birileri, toplumda yargıya güveni sarsmak ve siyasiler üzerinde baskı oluşturmak için bu olayı kullanmak mı istiyor? Yani, maksat üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi? Selam ve dua ile.

YENİ AKİT

YAZIYA YORUM KAT