Koch’un İftar Yemeğinde Menüde Anadolu Mutfağı Vardı

05.09.2008 21:53

İbrahim Sediyani

Hristiyan Avrupa ülkelerinde Ramazan, hiçbir zaman Türkiye veya diğer Müslüman ülkelerdeki gibi geçmez. Oruç ayı, bu topraklarda biraz hüzünlü yaşanır. İftarlar top atışıyla veya ezan sesiyle açılmaz meselâ. Oruçlular kulaklarıyla değil, saate bakan gözleriyle beklerler iftar vaktini. Gündüz sokakta karşılaştığınız her on kişiden dokuzu niyetli değildir, her on kişiden üçünün Ramazan ayında olunduğundan bile haberi yoktur örneğin. Yaşadığınız şehirlerde bu mübârek aya mahsus olmak üzere iftardan sahura kadar açık olan lokantalar da bulamazsınız.

Bu coğrafyada Ramazan insanlarımız arasında özlem ve hasret duygularıyla idrak edilirken, diğer yüzünde ise davetler, etkinlikler, kaynaşma amaçlı birliktelikler vardır. Kâh Alman, kâh Türk, kâh diğer göçmen toplumların çatı örgütleri iftar yemeği verir, bu yemeklerde ülkenin önde gelen kurum ve kuruluşlarının yöneticileri, temsilcileri bir araya gelir, kaynaşırlar.

Bu türdeki iftar yemeklerinden biri, 2 Eylül Salı akşamı, yani Ramazan’ın 2. günü, Almanya’nın Hessen eyaletinin başkenti Wiesbaden’de, bizzat Hessen Eyaleti Başbakanı Roland Koch (CDU) ve CDU’ya bağlı bir sağlık kuruluşu olan Alman – Türk Sağlık Vakfı (Deutsch – Türkische Gesundheitsstiftung e. V.) tarafından verildi. Benim de bu yılki Ramazan’da davetli olduğum ilk iftar yemeği olan bu yemekte, Hristiyan Demokratik Birlik (Christlich Demokratische Union)’li eyalet başbakanı Roland Koch ile merkezi bu eyaletin Gießen il merkezinde bulunan DTG’nin birinci başkanı Dr. Yaşar Bilgin ve ikinci başkanı Prof. Dr. Hans -  Ulrich Klör evsahipliği yapıyorlardı. Yemek, 276 bin 103 nüfûslu Wiesbaden’de, İmparator Friedrich Meydanı 3 – 4 adresinde bulunan 5 yıldızlı Nassauer Hof Oteli’nde veriliyordu.

Hessen eyaletinin başkenti Wiesbaden ile Renanya – Palatina (Rheinland – Pfalz) eyaletinin başkenti Mainz, Avrupa’nın en uzun 6. nehri olan ve 6 ülkenin topraklarını sulayan 1320 km’lik Ren (Rhein) Nehri kıyısında karşı karşıya olan iki başkenttir. 520 km’lik Main Nehri’nin Ren sularına dökülüp akıntısına son verdiği noktada yer alırlar. Wiesbaden ve Mainz, iki başkent, bu büyük ırmağın iki yakasında karşı karşıya dururlar. Aralarında sadece nehir suları ve üzerindeki köprüler vardır, iki başkentin. Tıpkı Afrika kıt’âsında, eski adı “Zaire” olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa ile Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Brazzaville’nin Kongo (Zaire) Nehri kıyısında karşı karşıya olmaları gibi. Ya da Latin Amerika’da, Arjantin’in başkenti Buenos Aires ile Uruguay’ın başkenti Montevideo’nun Gümüş Nehir (Río de la Plata) kıyısında karşı karşıya olmaları gibi.

Bu iftar yemeğini önemli ve özellikli kılan nokta, Hristiyanlar’ın Müslümanlar’a verdiği iftar olması değil, hatta bunu başbakanın vermesi de değil. Sonuçta önemli kurum ve kuruluşların geleneksel olarak yaptıkları gibi, eyalet başbakanları, federal başbakan, hatta cumhurbaşkanı hemen her Ramazan’da Müslüman göçmen toplumun ileri gelenlerine iftar yemeği veriyorlar. Hessen Başbakanı Koch aynı iftar yemeğini geçen yıl da vermişti – o zaman otelde değil, parlamentonun içinde – ve geçen yılki iftar yemeğinde de ben hazır bulunmuştum. Ancak bu yılki iftarı önemli ve özellikli kılan husus, bunun, Koch’un şiddet hareketlerine karışan göçmen kökenli gençleri bahane ederek yabancı karşıtı söylemleri arttırıp adeta göçmen karşıtı bir kampanya başlattığı ve bu ırkçı – popülist çıkışlarla oy toplamaya çalıştığı, sonuçta büyük bir oy kaybına uğrayarak başarısız olduğu 27 Ocak 2008 Hessen Genel Seçimleri’nden sonraki ilk Ramazan’ın iftarı olmasıydı. Koch, bu seçim öncesi başta Türkiye kökenliler olmak üzere bütün göçmen toplumları karşısına almış, adını “ırkçı”ya çıkartmıştı ve bunun neticesinde seçimde ağır bir yara almıştı. Yabancı kökenli oyları adeta “toplayan” Almanya Sosyaldemokrat Parti (Sozialdemokratische Partei Deutschlands / SPD)’nin eyalet başkanı ve başbakan adayı Andrea Ypsilanti, Koch ile aynı oranda oy almış, seçimden galibin olmadığı bir “pat” sonucunun çıkmasını sağlamıştı. 2 Eylül akşamı verilen iftar yemeği, Koch için bu kırgınlığı, küskünlüğü ortadan kaldırma, onların gönüllerini yeniden kazanma yemeğiydi, işin doğrusunu konuşmak gerekirse.

* * *

Hessen Eyaleti Başbakanı Roland Koch, Türk çatı örgütleri yetkilileri ve basın mensuplarıyla yediği iftar yemeğinde önemli açıklamalarda bulundu. İftar yemeğine Türkiye’den Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Demokratik Sol Parti (DSP)’den milletvekilleri de katıldı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Elâzığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya, AK Parti Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı, AK Parti İstanbul Milletvekili Dr. Mehmet Müezzinoğlu ve DSP İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın yanı sıra iftar yemeğinde Türkiye Cumhuriyeti Frankfurt Başkonsolosu Salih Boğaç Güldere, Din Hizmetleri Frankfurt Ataşesi Galip Akın, Kültür ve Turizm Ataşesi Raci Karaca, Diyanet İşleri Türk – İslam Birliği (DİTİB) Frankfurt Başkanı İrfan Dinç ve çok sayıda seçkin davetli hazır bulundu.

27 Ocak 2008 Hessen Genel Seçimleri öncesi “şiddete başvuran gençler” konusunu seçim malzemesi yaparak göçmen karşıtı bir kampanyanın öncülüğünü yapan Koch, yemekte yaptığı konuşmayla adeta geçmişteki hatalarından ders çıkardığı izlenimini verdi. İftar yemeğinde eşi Anke Koch ile birlikte hazır bulunan Roland Koch, konuklara hitaben yaptığı konuşmada, Almanya’da dîn derslerinin belli bir periyod ve disiplin çerçevesinde yürütüldüğünü belirterek, “Ancak İslam dîni ve İslam dîn dersleri konusunda Almanya’da muhatab bulamamanın sıkıntısını yaşıyoruz”  dedi. Bu sıkıntıyı aşmak için çok çalıştıklarını söyleyen Koch, ama muhatab bulmanın zor olduğunu dile getirdi. Almanya’daki Müslüman gençlerin kendilerini bu topluma ve bu coğrafyaya ait hissetmesi gerektiğini kaydeden Koch, “Müslümanlar’ın kendilerini dışlanmış hissetmeleri, hem kendilerine, hem de Almanya’ya zarardır” şeklinde konuştu.

 “Bizim amacımız, burada yaşayan Müslüman toplumun kendilerini buraya ait görmeleri ve ‘bu benim ülkemdir’ demeleridir” ifadelerini kullanan Koch, devamla şunları söyledi: “Anne ve babalarınızın büyüyüp yetiştiği memleketler farklı olabilir, fakat burada doğup büyümüş gençlerin kendilerini buraya ait görmeleri gerekir. Bunun mücadelesini siyasî arenada çok verdik. Bu noktada Almanca dili anahtar bir rol oynamaktadır. Biz eşit dil öğrenimi ve okullarda eşit eğitim için birçok imkân ve yolu zorladık. Bunun gerçekleşmesine çalıştık. Geçmişte özellikle yabancı uyruklulara çok büyük haksızlıklar yapıldı ama Hessen bu noktada örnek olacak adımlar attı. Almanya’daki başarı grafiğinde yabancılar yüzde 25’lerde kalırken, Hessen’de bu oran yabancılarda yüzde 40’tır. Bizim eyaletimizin göçmenlere yönelik politikasının doğru olduğu ülkenin birçok eyaleti tarafından kabul edilmiş ve Almanya’nın diğer eyaletleri bu konuda Hessen’de uyguladığımız politikayı örnek almıştır. Amacımız, göçmen kökenli çocukların Alman çocuklarıyla aynı eşit hakka sahip olarak okul hayatına başlamasıdır.

Gurur duyduğumuz diğer bir nokta da burada birçok göçmen işadamının olduğudur. Bunlar ticareti yönlendiriyorlar. İşçilikten işverenliğe geçtiler. Meslek eğitimi imkânları sağladılar. Biz eyalet olarak bu işverenleri teşvik ediyoruz, çırak eğitmelerine yardımcı oluyoruz. Tabiî ki, biz yolun sonunda değiliz, yapılacak daha çok şeyimiz var. Bunun uzun yıllar süreceğini de biliyoruz. Çok pozitif yapılan çalışmalar var. Attığımız adımların iyi bir yatırım olduğunu düşünüyoruz. Bunlar küçük küçük adalardır.

Gençlerin karıştığı şiddet olaylarıyla ilgili olarak ciddî sorunlarımız var. Fakat bu, hep kendi durumlarını ifade edememekten, dışlanmışlık duygusundan kaynaklanan reaksiyonlardır. Bu bölümdeki sorunları çözmek için kararlı bir şekilde çalışırsak, bu sorunu da çözeceğimize inanıyorum. Hep birlikte ciddî ve faydalı işlere girişip sözlerimizi tutalım, başarılarımızla gençlere örnek olalım. Herkes üstüne düşen vazifeyi yerine getirmelidir, ancak şu da bir gerçek ki, her yol düz gitmiyor. Yolda giderken bazı aksaklıklar da oluyor. Önemli olan, bu yolu aşmak istediğimiz yününde hepimizin samimî olmasıdır.”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Seçim İşleri Başkanı ve Elâzığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya ise yaptığı konuşmada daha çok “Medeniyetler İttifakı” konusu üzerinde durdu ve bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile İspanya Krallığı Başbakanı José Luis Rodríguez Zapatero’nun ortak attıkları adımlardan söz etti.

* * *

Bu iftar yemeğinde ve yemekteki konuşmalarda verilen mesajlarda altı çizilecek hususlar şunlardı:

Birincisi, şiddet kullanan göçmen kökenli gençleri sınırdışı etmek, Almanya’dan kovup anavatanlarına göndermek için seçimden önce adeta kampanya başlatan Roland Koch, ilk kez, gençlerin bu tür olaylara karışmasının arkaplanında “kendi durumlarını ifade edememek” olduğunu itiraf etti ve hatta bunları “dışlanmışlık duygusundan kaynaklanan reaksiyonlar” olarak tanımladı. Bu, Koch’un 27 Ocak öncesindeki Koch’u kendi ağzıyla inkâr etmesi ve göçmen kesimlerin teşhislerini kabul etmesi anlamına geliyordu ki, bu ülkede yaşayan ve “sorunlu” evlatları olan anne ve babalar bunun ne derece önemli bir olumlu gelişme olduğunu en iyi anlayacak olanlardır.

İkincisi, Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Almanya yapılanması olan Diyanet İşleri Türk – İslam Birliği (DİTİB) teşkilatının eyalet başkanlarının ve hatta din hizmetleri ataşesinin hazır bulunduğu yemekte Koch’un “Almanya’da dîn dersleri belli bir periyod ve disiplin çerçevesinde yürütülüyor. Ancak İslam dîni ve İslam dîn dersleri konusunda Almanya’da muhatab bulamamanın sıkıntısını yaşıyoruz. Bu sıkıntıyı aşmak için çok çalışıyoruz ama muhatab bulmak zor” ifadelerini kullanmasıdır. Zira DİTİB, resmî bir teşkilat olduğundan, yani “devlet” olduğundan, kendisini hep “İslam dîni konusundaki muhatab kuruluş” olarak görür ve Alman devletinden çeşitli şekillerde örgütlenmiş ve teşkilatlanmış olan cemaatleri (Millî Görüş vb.) değil, devlet adına burada olan DİTİB’i muhatab alması gerektiğini hep istemekte, devletin ancak devleti muhatab alacağını telkin etmektedir. Doğrusu Koch bu sözleri sarfettiğinde ben oturduğum yerden başımı kaldırıp “Aha, Koch misafirlerine karşı büyük bir gaf yaptı ” diye düşündüm ama beni hayrete düşüren olay, Koch’un bu sözlerini diğer konuklarla birlikte DİTİB yetkililerinin de ateşli bir şekilde alkışlamaları oldu. Koch’un ne dediğini mi anlamadılar, yoksa söylenen her sözü alkışlamaya önceden mi şartlanmıştılar, doğrusunu söylemek gerekirse, olanlara şahîd olduğum halde ben de anlayamadım. Ancak sanırım, doğru şık ikincisi, zira Koch’un konuşmasındaki her paragraf anında Türkçe’ye de çevriliyordu.

Üçüncüsü, bu ülkede sürekli dışlanan, istenmedikleri kendilerine hissettirilen göçmen kökenli insanlara Almanya’da devlet ve yetkililer tarafından hep telkin edilen “Almanya’yı kendi ülken gibi gör” sözünün iftar yemeğinde Koch tarafından tekrar edilmiş olmasıdır. Ancak gençlerin şiddet olaylarına bulaşmasına etki eden sebebin bu gençlerin etnik kökenleri veya ebeveynlerinin geldikleri ülke değil, Almanya’da, bu ülkede “dışlanmışlık duygusu” içinde bulunmaları olduğu gerçeğini geç de olsa yavaş yavaş anlamaya başlayan Federal Almanya Cumhuriyeti devletinin ve yetkililerin, bu ülkede, Almanya’da yaşayan göçmenlerin çalışıp okudukları, sevinçlerini ve hüzünlerini yaşadıkları, bekâr ve hatta çocukken gelip burada torun sahibi oldukları halde Almanya’yı, bu ülkeyi hâlâ kendi ülkeleri olarak görmemelerinde, “Almanya benim ülkemdir” diyememelerinde de aynı şekilde kabahati kendilerinde aramaları gerektiğini yıllardır söylüyoruz, bunu burada bir kez daha ifade etmekten de çekinmeyiz. Yönettiğiniz ülkede birileri kendini bu topraklara ait görmüyorsa, kendisini itilmiş, dışlanmış hissediyorsa bunun kabahatini kendinizde aramanız ve bu insanlara bu güveni neden veremediğinizi düşünmeniz gerekmektedir. “Ben bu ülkede kendimi yabancı olarak hissediyorum ve bu ülkeye ‘benim ülkem’ diyemiyorum” diyen bir insandaki bu olumsuz psikolojiyi sözkonusu ederken kabahati o kişinin “fıtratında, yaratılışında” aramak sağlıklı bir davranış değildir.

Dördüncüsü, Koch’un göçmen kökenli insanların ticarî hayatta sergiledikleri başarılara işaret edip “işçilikten işverenliğe” geçen ve sayıları onbinlerce olan bu insanlarla gurur duyduklarını söylemesidir. Göçmenlerin, Almanlar’a kıyasla ticarette, iş hayatında daha başarılı oldukları doğrudur, bu gerçek, Almanya’da artık her kesimin kabul ettiği, aksi iddiasının bile yapılmadığı sosyo – ekonomik bir vak’adır. Ancak yine de bu, sözkonusu insanların, göçmen olmalarından dolayı kendilerine iş verilmediği, istihdam sağlanmadığı, daha açık konuşmak gerekirse işsiz kaldıkları, iş bulamadıkları için mecburen serbest mesleklere ve ticarete atıldıkları ve ama çok başarılı oldukları için bugün artık “İyi ki zamanında iş bulamamışım, yoksa şimdi işçi maaşıyla sürünen bir ameleydim” deyip şükrettikleri gerçeğinin üzerini örtebilir mi? Bir kere aramızdaki başarılı işadamlarımız Koch ve diğer devlet büyüklerimizin söylediği gibi “işçilikten işverenliğe” değil, bilakis “işsizlikten işverenliğe” yükselmiş insanlardırlar. Sen önümdeki bütün yolları kestiğin için ben başka yollara başvurdum ve o başka yoldan daha büyük başarılar elde ettim diye, senin bana karşı vaktiyle ayrımcı davrandığını, hatta bu başarımın kökeninde senin ayrımcı, ırkçı siyasetinin etkili olduğunu unutacak değilim.

* * *

Koch’un verdiği iftar yemeğinde menüde dostluk, bir arada yaşama, uyum ve karşılıklı hoşgörü vardı. Bunu bu sözlerle ifade etmemizin sebebi, başbakanın soyadıdır. “Koch”, Almanca’da “aşçı” demektir. İşte bu maharetli “aşçı”mız, “koch”umuz, bizim için pişirdiği iftar yemeğini Anadolu mutfağından seçmişti.

Almanya’daki siyasî parti başkanları böyledirler. Seçimler öncesi yabancı karşıtı söylemlerin “volumesi”ni sonuna kadar açar, ırkçılarla benzer dili konuşup paralel talepleri gündeme getirir ve bu popülist söylemlerle “oy avcılığı” yapmaya çalışır, Alman kamuoyundan daha çok oy almanın hesabını yaparlar. Ancak seçim dönemleri haricindeki normal zamanlarda, özellikle yemeklerde ve davetlerde bir araya geldiğiniz zaman yüzünüze karşı böyle dost, size karşı anlayışlıdırlar. Öyle ki, sizin derdinizi, sıkıntınızı sizden daha iyi bildiklerini bile düşünebilirsiniz.

Kısacası, politikacılara güvenilmemesi gerektiği “sağlam itikadı” dünyadaki diğer ülkelerde olduğu gibi Almanya’da da geçerli olan bir “itikad”dır.

Bunun bilincinde olduğumdan, iftar yemeğinde Koch’tan çok AK Partili iki hemşehrimle, Elâzığ Milletvekili Mehmet Necati Çetinkaya ve Malatya Milletvekili Mahmut Mücahit Fındıklı ile ilgilendim. Kendileriyle bol bol sohbet ettim.

Gerçi onlar da politikacı ama ben onlarla “politika” konuşmadım. Özel memleket konuları konuştuğumuz için herkes kendi “monotika”sını gösteriyordu.

 

ibrahim.sediyani@hotmail.de

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim