1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. Kocaeli Özgür-Der’de ‘Ahlak Teorileri’ Konuşuldu
Kocaeli Özgür-Der’de ‘Ahlak Teorileri’ Konuşuldu

Kocaeli Özgür-Der’de ‘Ahlak Teorileri’ Konuşuldu

Özgür-Der Kocaeli Temsilciliğinin 15 günde bir düzenlemiş olduğu bilinç seminerlerinde bu hafta “Ahlak Teorileri” işlendi. Konuyu eğitimci-yazar Ersoy Göveç sundu.

A+A-

Konuşmasına  “Ahlak” kavramının kısa bir tanımıyla giriş yapan Göveç ahlakın huluk, yaratılış gibi kökenlerden geldiğine değinerek erdem, adalet, kardeşlik, nefs, dostluk, huy, yetenek, yeti gibi kavramların ahlak kavramı ile bağlantısına dikkat çekti.

Daha sonra ahlak teorilerini 5 ana başlık altında toplayan Göveç, özetle şu tespitlerde bulundu:

1-Kur’ani/nassi ahlak: Kur’an’daki ahlaki kavramları merkeze alan yaklaşımdır.

2-Kelami ahlak: Akıl-nakil dengesini yakalamaya çalışan ve bunun toplumsal ve teolojik yansımalarını cedelci bir üslupla ele alan okuldur.

 3-Dini ahlak: Cedelci bir üslubu terk edip ayet ve hadislerle konulara cevaplar üretmeye çalışan okul. İnsan iradesine ve özgürlüğe belirli oranda yer verir. Aklı faal kullanmaya çalışır. İnsanın sorumluluğuna odaklanırlar.

4-Tasavvufi ahlak: Kişi-Allah ilişkisinde tecrübi bir hal olarak ahlak değerlendirilir. Fikri tutarlılık önemsenmez. Zahir olarak değersizleştirilir. Macid Fahri’nin İslam Ahlak Teorileri eserinde bu okulun yeterli teorik ahlaki malzeme barındırmadığını (giriş bölümü) vurguladığını aktarır. 

5-Felsefi ahlak: Aklı tek otorite gören bu okul mantıki tutarlılığa ve ahlaki, kabul edilebilir düşüncelere odaklanan en geniş kapsamlı okul olduğunu belirtir.

Kur’ani ahlak tanımında Kur’an’da ahlaki değerler sistemini ele alan Göveç, iyi ve kötünün tabiatını, ilahi adalet ve kudret meselesini, ahlaki özgürlük ve sorumluluk bahsini ve bu bağlamda “Salihat”, “Seyyiat”, “Hayr”, “Birr”, “Kıst”, “İksat”, “Adl” ve “Takva” kavramlarını Kur’an ayetleri eşliğinde kısa bir değini ile açıkladı. 

Kelami ahlak meselesinde Eş’ari, Maturidi, Mutezili ve Cebriyye ekollerinin ahlak teorilerine karşılaştırmalı olarak değinen Ersoy Göveç, teklifi mala yutak (insana gücünün üstünde sorumluluk yüklenmesinin) cebriye ve Eşariye okullarınca mümkün görülürken Maturidi ve Mutezile ahlak okullarınca bunun Allah için düşünülemeyeceğini aktardı. Cebriye ve Mutezile’nin zıt ve uç ahlak okulları olduğunu, Eşariye’nin Cebriye’ye; Maturidiyye’nin ise Mutezile’ye daha yakın olduğunu belirtti.

Türkiye toplumunun Maturidi bilinmesine rağmen Eşari bir bakış taşıdığını vurguladı. Bu meyanda Maturidi’nin Kitabu’t-Tevhid eserinin okunmasının ve toplumsallaşmasının önemi üzerinde durdu.

İslam tarihinde ciddi bir konuma ve öneme sahip olan Hasen El-Basrinin kader konusundaki görüşlerine de kısaca değinen Göveç; Basri'nin dini ahlak okulunun temsilcisi olarak kabul edildiğini ve son dönem Babanzade Ahmet Naim'in de bu ahlak okulunun çizgisinde olduğunu belirtti. Babanzade Ahmet Naim’in eseri olan İslam Ahlakının Temel Esasları kitabında atıflarla bu okulun akıl ile olumlu bir ilişki kurduğunu ama Allah’ın yaratmasının yanına yeterli bir insan özgürlüğü koymayarak tutarlı bir ahlakilik oluşturmada eksiklikler bulunduğunu kaydetti. Bu bağlamda konuyla ilgili tahlillerde bulunan Ersoy Göveç, “Dini ahlak ekolü felsefi ekolden en az etkilenen okullardandır. Bunda Peygamber’in en güzel ahlak olarak Ku’an’da övülmesini ve merkezi yeterli ahlaki kavramların İslam’da bulunmasının etkisi büyük olmuştur.” dedi.

Tasavvufi ahlak okuluna da değinen Göveç, bu okulun ahlak meselelerini kişiselleştirerek daralttıklarını belirtti. Kişi ile Allah arasında sevgi ve yakınlaşma olarak ahlakı değerlendirdiğini belirten Göveç, toplumsal ve siyasal alanla ilgili bir ahlaki tutarlılık arayışının bu okulda bulunmadığı belirtti. Hatta hayvanlarla hemhal olup mağara ve dağlarda tek başına yaşamı öven sufilerin olduğunu, evlenmeyi kınayanların bulunduğunu aktardı. Cumhuriyet dönemi tekke ve zaviyelerin kapatılmasının bu okulu siyasete yaklaştırdığını ve bir kırılmanın yaşandığını belirtti.

Felsefi ahlak okulunun zengin bir malzeme barındırdığı belirten Göveç, ahlakın birey-aile ve toplum olarak 3 alanda değerlendirildiğini ve kapsamının geniş tutulduğunu söyledi. Bu okulun tasavvufi ahlak okulunun tersine ahlakın ancak sosyal ve toplumsal alanda inşa ile korunup geliştirilebileceğini vurguladı. Aristo’nun 3’lü ahlak anlayışını aktararak bunların Müslüman düşünürler tarafından nasıl İslami literatürle uyumlulaştırıldığını analiz etti. Bir ahlak eseri olan Nikomakhosa etik eseri yazarı Aristo’nun bu eserini İzmit’te söylediğini ve öğrencilerince yazıldığını belirtti.

Daha sonra çeşitli bu okulların her birinden etkiler barındıran Gazali’nin ahlak anlayışını aktardı. Kelami, tasavvufi ve felsefi ahlak okullarının birleşik bir sentezini yaptığını vurguladı. Bu anlamıyla Sünniliğin kurucu şahsiyeti olduğunu belirtti.

Slaytlar eşliğinde yapılan sunum derinlikli bir bilgi ve yorum aktarımına sahne oldu. Karşılıklı soru-cevap ve değerlendirmelerle devam eden programda her şeyi yazgıya bağlayan Cebriyeci mantıkla her şeyi doğa yasalarına bağlayan sebep- sonuç temelli bakış yani fatalizm ile determinizmin bir noktada buluştuğu kaydedildi. Bu bölümde de özetle şu vurgular öne çıktı:

Fatalistler Allah’ın yaratmasına zulüm katarak ahlakilik sorunu yaşarlar. Deterministler ise Allah’ın her an hayata müdahil olmasını atlarlar. İnsanın özgürlüğünü teslim eden ve doğa yasalarına odaklanan deterministler mucizeleri kabul etmezler. Allah’ın tekvin ve kudret sıfatı zarar görür. Maturidilerin insanın özgürlüğü ve Allah’ın yaratmasının gerilimini makul bir akıl-nakil dengesiyle aştığı görülmektedir. Kul özgürce fiilini irade eder, kesbeder, kazanır. Allah da ona izin verir ve yaratır. Doğa yasalarla işler ama Allah ol derse o olur ve mucize gerçekleşir.”

HABERE YORUM KAT