Kobani Ajitasyonunun Direnişe ve Çözüm Sürecine Etkisi

12.10.2014 15:39
Kobani Ajitasyonunun Direnişe ve Çözüm Sürecine Etkisi
Suriye özgürlük mücadelesi ve Türkiye’deki çözüm süreci Özgür-Der Kocaeli Girişiminin düzenlediği bir programla masaya yatırıldı.

IŞİD’in Irak ve Suriye’deki yükselişi, uluslararası müdahale, Kobani gerilimi, PKK’nin Kobani ajitasyonu üzerinden son birkaç gündür icra ettiği Vandalizm vb. gelişmeler ışığında Suriye özgürlük mücadelesi ve Türkiye’deki çözüm süreci Özgür-Der Kocaeli Girişiminin düzenlediği bir programla masaya yatırıldı.

Girişim yetkililerinden Haksöz dergisi yazarı Haşim Ay’ın yaptığı sunum ve sonrasında katılımcıların aktif katkılarıyla yaklaşık iki saatlik zaman zarfında forum havasında gerçekleştirilen programda IŞİD ve PKK paralelinde Suriye direnişinin durumu ve çözüm süreciyle ilgili etraflı tespit ve değerlendirmeler yapıldı. Programa Özgür-Der Sakarya Şubesinden bir heyetin yanı sıra Gölcük İHH ve İzmit AKV’den de temsilciler düzeyinde katılım ve istişari paylaşımlar oldu.

IŞİD’i Yükselten Zemin Olarak Musul Sonrası Süreç

Son dört ayda Irak, Suriye ve Türkiye’deki çözüm süreci hattında yaşanan başdöndürücü hızdaki gelişmelerin üç ülkenin gündemini iç içe geçirdiğini belirten Haşim Ay, PKK unsurlarının Kobani ajitasyonuyla bölgede yükselttiği tedhiş olaylarının bu üç ülkedeki gelişmelerle birlikte değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu söyledi.

İlk olarak Musul’un “fethi” ile sonuçlanan Irak’taki olaylar dizisinin salt IŞİD’e mal edilmesinin yanlışlığının gelinen noktada anlaşılmaya başlandığını vurgulayan Haşim Ay, “Burada IŞİD olarak isimlendirilen örgütün azımsanamayacak düzeyde rolü vardı ancak söz konusu örgüt, büyük bir koalisyonun parçasıydı. Nicelik itibariyle IŞİD’in kat be kat fazlası olan Sünni Aşiretler, eski Baasçıların da içinde yer aldığı Nakşibendi Ordusu vb. oluşumlar Maliki despotizminin mağdur ettiği kesimlerdi. İdeolojik olarak farklı olmakla birlikte Irak’taki şartlar bunları profesyonel savaşçı konumunda olan IŞİD’e mecbur etti. Musul olayı ile başlayan olaylar dizisinde de bu aktörlerin önemli rolü vardı.” dedi.

IŞİD’in tarz ve yöntemiyle Suriye ile Irak’ta farklılık gösterdiğine dikkat çeken Ay, Musul olayına kadar Irak’ta zaaflı da olsa küresel istikbar güçleri ve onların arkada bıraktığı İran’ın kuklası Maliki despotuna karşı bir direniş koalisyonunun olduğunu ve Musul’un fethi ile sonuçlanan süreci de bu koalisyonun yürüttüğünü söyledi. Maliki’nin Sünni unsurlarla İran ve onun Irak siyasetinin arkasındaki küresel istikbar güçleri adına bir vekâlet savaşı yürüttüğünü belirten Ay, koalisyonun direnişinin Sünni aşiretler açısından kısmi bir başarıyla sonuçlandığını kaydetti. Bu süreçte Irak intifadasının İran ve ABD’nin başını çektiği aktörleri ciddi anlamda korku ve paniğe sevk ettiğini belirten konuşmacı, İran’ın Hizbullah, Kudüs Ordusu ve dünyanın dört bir yanından bölgeye kanalize ettiği Şii holiganlarıyla Maliki diktatörlüğünü koruyup kollamak için ilk etapta çok gayret sarf ettiğini anımsattı. Bu zeminde Irak’a biçilen gelecek senaryoları arasında iki tanesinin dikkat çekici olduğuna dikkat çeken Ay, bunlardan birinin Barzani ve Türkiye’nin ABD’ye rağmen gelişen inisiyatifinde olan parçalanmış Irak senaryosu olduğunu kaydetti. Haşim Ay, bu senaryoyla ilgili olarak “Her ne kadar ilkesel olarak birlikten yana olsalar da reel durumun Irak’ta bölünmeye işaret ettiğini dillendiren Barzani-Türkiye inisiyatifi mevcut bölünmüşlüğün resmiyet kazanması gerektiğini ima ediyordu. IŞİD’in uzun vadede bu senaryoda kendisine yer bulup bulamayacağı tartışmalı idi ama böylesi bir senaryo şayet gerçekleşseydi bu başta Sünni Aşiretler olmak üzere Kürtlerin, Türkmenlerin ve Türkiye’nin lehine olabilirdi.” dedi.

“ABD-İran-Suudi inisiyatifinin öne çıkardığı Maliki veya Malikisiz birleşik Irak senaryosu” olarak tanımladığı ikinci senaryoyla ilgili ise Haşim Ay özetle şunları kaydetti: “ABD-İran inisiyatifi ise Sünnilerin maruz bırakıldığı sistematik zulme gözlerini kapayarak ısrarla Türkiye’ye de zararı dokunan IŞİD’le mücadele temelinde Ankara ve Erbil’i birleşik Irak senaryosuna dahil etmeye ve IŞİD’e karşı safları sıklaştırmaya ikna etmeye çalıştı. Daha sonra ne olduysa direniş koalisyonuna ağabeylik yapan IŞİD bir anda koalisyonun stratejik Bağdat’a yönelme hedefinden saparak Mahmur ve Sincar gibi cılız Kürt bölgelerine yöneldi. Ve ister dış güçlerin yönlendirmesi isterse de IŞİD’in indi bir takım hesaplarla giriştiği bu hedef saptırması ABD-İran’ın daha sonra Suudi’nin de dahil edildiği gelecek senaryosunun başarılı olmasına elverişli zemin oluşturdu. İlkin direniş koalisyonu çatladı, sonra dört koldan korunmaya çalışılan Maliki despotu tasfiye edildi ve sonrasında kurulan yeni siyasal sürece katılmaları için Suudi üzerinden Sünni Aşiretler ikna edildi. Nihayetindeyse Sünni Aşiretlerin de uzun vadede lehine olan Barzani-Türkiye inisiyatifi diskalifiye edildi. Barzani de yeni siyasal sürece katılmaya, tabiri caizse ABD’nin kucağına oturmaya mecbur kaldı.”

ABD-İran-Suudi gibi unsurların oluşturduğu “zıtların koalisyonu”nun Maliki’yi tasfiye etmek zorunda kalmasının öncelikle direniş veya intifada ruhunun bir kazanımı olduğunu belirten Haşim Ay, diktatörlüğe heveslenen bir despotun daha tarihin çöplüğüne atılmasının azımsanamayacak bir kazanım olarak görülmesi gerektiği yerde Müslümanların kahir ekseriyetinin uluslararası medya ve Türkiye’deki sol-liberal kesimlerin propagandası sonucunda bu durumu göremez hale geldiğini ve bunun yürek burkucu olduğunu söyledi. “Maliki’nin tasfiyesi Musul operasyonunun başarısının tesciliydi. Ve direniş iradesi buna zorladığı için bu en azından Sünni Aşiretler açısından kısmi bir kazanımdır.” dedi.

Gerek IŞİD’in Irak intifadasına yaptığı ihanet gerekse de ABD-İran-Suudi inisiyatifinin gelecek senaryosunun reelleşmesinin örgütü yalnızlaştırdığını belirten konuşmacı, “Böylece yükselişin zirvesi aynı zamanda düşüşün de başlangıcı oldu IŞİD için.” tespitinde bulundu.

IŞİD’in gayrimüslim Ezidi Kürtlerin yerleşik olduğu Sincar/Şengal’e yönelmesiyle birlikte sürecin öne çıkardığı bir diğer aktörün de PKK olduğuna dikkat çeken Haşim Ay; “PKK gibi fırsatçı bir örgüt yine bu krizi de lehine dönüştürmeyi başarmıştır. Süreçten güçlenerek çıkanlardan biri de PKK olmuştur. Öyle ki Ezidileri koruma adı altında tüm antiemperyalist iddialarına rağmen ABD, İran, Kudüs Ordusu, Hizbullah, Pêşmerge vb. unsurlarla kol kola giren PKK’nin buraya yerleşmesi hem uluslararası çapta ona adeta meşruiyet kazandırdı, hem de onunla başı dertte olan Barzani’yi zora soktu. Barzani daha sonra ne kadar istese de PKK Sincar’da kalıcı olduğunu ve burayı terk etmeyeceğini ortaya koydu. Böylece PKK bir mevzi daha kazandı.” dedi.

Uluslararası Müdahale Bir Tek Suriye Halkına ve Özgürlük Mücadelesine Yaramadı!

Güya Esed’in karşısında ve Suriye özgürlük mücadelesinin yanında yer almış gibi yapan küresel aktörlerin İran ve Esed’in bilgisi dahilinde IŞİD’e karşı Irak’tan sonra Suriye’de başlattığı müdahalenin bir göz boyamadan ibaret olduğunun tez zamanda anlaşıldığını belirten Haşim Ay, “Buradaki müdahalenin amacının salt IŞİD olmadığı ortada. Bir kere işin içerisinde Esed ve ona kol kanat geren İran var. İkinci olarak daha müdahalenin arifesinde Suriye intifadasının en muteber unsurlarından biri olan Ahraru’ş-Şam’ın önde gelen komutanlarının şehit edilmesi zamanlama olarak manidar. Üçüncü olarak bu müdahalenin IŞİD dışındaki Suriye İslami direniş örgütlerini de fiilen kapsaması buradaki hesabın çok da iyi niyetli olmadığını gösteriyor.” dedi. Gerek Irak gerekse de Suriye’de IŞİD bahanesiyle başlatılan emperyalist müdahalenin beraberinde birçok çelişkiyi de bir kere daha ortaya çıkardığını belirten Ay, İran’ın ve onun Türkiye’deki muhiplerinin öteden beri diline doladığı “direniş hattı” söyleminin ne kadar mide bulandırıcı ve gerek bunların gerekse de Esedsever solun takındığı antiemperyalist maskenin koca bir yalandan ibaret olduğunun bir kere daha ifşa olduğunu ifade etti.

Yangın Yerinden Mal Kaçıran İki Hırsız Örgüt: IŞİD ve PKK/PYD

Gelinen noktada Esed rejiminin Suriye’yi bir yangın yerine çevirdiğini ve Suriye direnişinin yangını topyekûn söndürme çabasında olduğunu ancak IŞİD ve PYD/PKK’nin yangın yerinden mal kaçırmaya soyunduğunu belirten Haşim Ay, “Tüm ideolojik farklılıklarına rağmen IŞİD de, PYD/PKK de Suriye bağlamında iki hırsız örgütten ibarettir. Yangın yerinden mal kaçırmaya soyunmakta, kendilerine ait olmayan kazanımların üzerine konmuş ve birbiriyle kirli bir iktidar çatışması içerisinde olan iki örgüt. Bu iki örgüt de Suriye’de paralel devlet inşa etme ve bunu hem birbirlerine hem de tüm dünyaya kabul ettirme çabasında.” dedi.

PKK/PYD lobisinin tüm aksi iddialarına rağmen ne Türkiye hükümeti ve ne de Suriye direnişinin PYD’ye ve “Rojava” olarak tanımlanan bölgeye cephe açmadığını belirten Haşim Ay, yaklaşık dört yıldır süre gelen yaklaşımı özetle şöyle tanımladı: “PYD intifadanın ilk yılı boyunca söylemde kendisinin Suriye özgürlük mücadelesinin doğal müttefiki olduğunu iddia etti. Bu dönemde direnişin doğal olarak PYD’den beklentisi daha önce Qamışlo Serhıldanında olduğu gibi PYD’nin başını çektiği Kürt ulusal hareketinin intifadaya aktif olarak katılması yönündeydi. Daha sonra bölgesel ve küresel konjonktür PYD/PKK’nin elini güçlendirdi, fırsatçı siyasetine elverişli zemin oluşturdu. Örgüt bir yandan Esed ve arkasındaki güçlere yaslanarak bölgedeki etkinliğini arttırdı, diğer yandan da savaşı bölgeye taşımak istemediğini söyledi. Ama Esed rejiminin bölgedeki varlığına ses etmezken direnişin bölgedeki etkinliğini arttırmasını engelleyici politikalar izledi. Bir süre sonra Nusra kendisine saldırınca bu bahaneye sığınarak Suriye direnişini oluşturan tüm örgütlerle ilgili ‘çete’ tabirini kullanmaya başladı. Yer yer yaşanan gerilim dışında gerek Suriye direnişi gerekse de sürgündeki siyasi muhalefet hiçbir zaman PYD ve Kürt bölgesinin gücünü yabana atmadı, cephe açmadı. Tam tersine gerek Türkiye hükümeti gerekse de Suriye direnişi ve siyasi muhalefeti ta başından beri PYD’ye özetle şunu söyledi: ‘Esed’e tavır al, mücadeleye katıl; geleceğin Suriye’sini beraber kuralım. Direnişe aktif katılmıyor ve savaşı kendi bölgene çekmek istemiyor musun; o zaman en azından Direnişin aleyhine ve Esed’in lehine olma!’”

PYD/PKK’nin Suriye’nin Dostları grubundaki ülkelerin dikkatini çekmek ve onların gözüne girmek için diplomatik kanalları zorladığını ve bu nedenle bir süre Barzani’ye yaslanan ve Suriye muhalefetiyle iyi ilişkileri olan siyasi rakiplerini kandırdığını belirten konuşmacı, örgütün Türkiye’deki çözüm sürecinin sunduğu nimetlerden de sonuna kadar yararlandığını kaydetti. Suriye intifadasının üçüncü yılında İran’ın da akıl hocalığıyla PYD/PKK lobisinin sahte deliller temelinde “Rojava’da katliam var!” yaygarasını kopardığını hatırlatan Ay, bu iftira ve ajitasyon siyasetinin tıpkı bugün gibi hem Suriye direnişini zayıflattığını, Esed’in elini güçlendirdiğini, dünya gündemine oturan Suriye meselesini saptırdığını ve hem de Türkiye’deki çözüm sürecinde kırılmalar yarattığını kaydetti. Ve yine bugün Hüda-Par üzerinden olduğu gibi o günlerde de Özgür-Der ve İHH üzerinden Müslümanların hedef tahtasına oturtulduğunu anımsatan Ay; bu Rojava lobisinin İran gibi bölgesel güçler, uluslararası medyadaki Ak Parti, Çözüm Süreci ve Suriye Direnişi düşmanı kesimler ve Türkiye’deki liberaller ve solculardan geniş destek aldığını belirterek amacın Çözüm Sürecinin dibini oymak, Suriye direnişini zayıflatmak ve bu direnişin destekçisi Ak Parti hükümetinin Suriye politikasını teslim almak olduğunu söyledi. O gün elbirliğiyle yükseltilen bu curcunanın dayandığı iftira ve ajitasyon nasıl boşa çıktıysa bugün de paralel amaçlarla başvurulan Kobani ajitasyonunun da etkisizleşmeye mahkûm olduğunu kaydetti.

Kobani Ajitasyonunun Yol açtığı Vandalizmin Amaçları ve Çelişkiler

Kirli paralel devlet inşası ve güç savaşlarının aktörlerinden biri olan IŞİD’in Irak devriminden çaldığı güçle Suriye’de oluşturduğu paralel devleti takviye ettiğini belirten Ay, uluslararası müdahaleye rağmen örgütün bir diğer kirli paralel devlet inşacısı olan PYD’yle Kobani’de giriştiği savaşta gün geçtikçe daha da güçlenmesinin düşündürücü olduğunu kaydetti. Bu bağlamda “Bu demek oluyor ki; ya uluslararası güçler IŞİD’i iyi tanıyamadı ve dolayısıyla müdahale güme gitti, ya da başka hesaplar var” belirlemesinde bulundu. Yine “IŞİD gerçekten de durum medyaya yansıdığı gibiyse PYD/PKK’nin o ödün vermediği iktidar kibrini kırarak ona diz çökertti demektir.” diyen Ay, bununla birlikte “Irak’ta gayrimüslim Kürtleri bahane kılarak müdahale eden ve IŞİD’in bölgede ilerleyişini durduran uluslararası koalisyon neden IŞİD’in kendilerinin doğal müttefiki PYD kontrolündeki Kobani’ye ilerleyişini durduramıyor da Kobani düştü düşecek diyor? Düne kadar IŞİD’le savaşındaki kayıplarını sürekli az göstermeyi tercih eden ve Suriye Kürdistanı sakinlerinin bölge dışına göçünü engellemeye çalışan PYD neden bugün kayıplarının altını çiziyor ve Kobani sakinlerinin tamamına yakınının üstelik de düşman bellediği Türkiye’ye göçünü teşvik ediyor? Kamışlo ve Afrin isimli diğer iki kantondaki YPG mevcudu ve Esed’in bölgedeki ordu birlikleri ve Şebbiha unsurları neden Kobani’deki YPG’nin yardımına koşmuyor? Bu kadar hava saldırısı ve diğer iki kantondaki YPG, Esed ordu birlikleri ve Şebbiha mevcuduna rağmen Kobani’nin bu bölgelerle bağlantı noktaları nasıl günlerce koparılabiliyor? Rojava ve Kobani için ortalığı ayağa kaldıran, tabanını seferberlik psikolojisine sokan ve Türkiye’yi yakıp yıkan PKK neden Kandil’deki mevcudunu bir yolunu bulup Kobani’ye yönlendirmiyor? Türkiye sınırından geçenler neden kısa süreli şovdan ve son günlerin modası birer selfie çektikten sonra geri dönüyorlar? Komplo teorilerinden medet umulmamalı ama açıkçası vakıa da bu ve benzeri soruları kaldıran cinsten… Ne var ki bu soruların somut bulgulardan kalkılarak cevabını vermek şimdilik zor görünüyor.” dedi.

PKK’nin içine düştüğü Kobani cinnetinden hareketle başvurduğu ajitasyonun yol açtığı yıkımın muhtemel amaçları arasında kitlesinin moral-motivasyonunu yükseltmek, rakiplerine ve Ak Parti hükümetine gözdağı vermek, uluslararası güçlerin dikkatini Rojava’ya çekerek oluşturduğu paralel yapıyı meşrulaştırmak, müzakere aşamasına evrilmekte olan çözüm sürecinde pazarlık gücünü arttırmak, HDP projesiyle kucaklamaya çalıştığı sol ve Gezici aktörlerle arayı iyi tutmak vb. hususların olabileceğini belirten konuşmacı “Amaç her ne olursa olsun tedhişi kutsayan PKK tipi Stalinist bir örgütte mantık aramak çok da doğru değil. PKK yakar-yıkar; Kobani’deki hıncını geçmişte kuyruk acısı yaşadığı Hüda-Par’dan çıkarır ama PKK’nin Kürt toplumuna ve Türkiye’ye şu tahakkümcü mesajı vermek istediği çok açık: Örgüt varsa halk vardır. Ben yoksam canınız cehenneme, hepinizi yakarım!” dedi.

PKK’nin çözüm sürecindeki samimiyetinin inandırıcılığını yitireli çok olduğunu belirten Ay, “PKK’nin bu tür samimiyet, mantık ve vicdandan uzak atraksiyonları hükümetin samimiyet duvarına çarparak geri dönüyor. Ve tüm bunlar kısa vadede kendi dar hesapları doğrultusunda ona kazandırsa ve hükümeti zora soksa da orta ve uzun vadede örgütü marjinalize etme, onu alabildiğine küçültme potansiyeline haizdir. PKK bu tip adımlar attıkça kamuoyu nezdinde daha fazla Pe-ka-ka’laşmaktadır. Kamuoyuna, kitlelere güven vermeyen hareketlerin ise zor ve tahakküm yoluyla ebediyen ayakta durması mümkün değil. Nitekim birkaç gün sonra bütün yıkım yok farz edilip yola devam edilecektir ama heyecana kapılan Gezici aktörlerin yarayı bir süre daha kaşıyıp kendilerini tatmine çalışması muhtemel.”

Suriye direnişi, bu direnişi sahiplenen İslami kesimler ve Ak Parti hükümeti düşmanlığının kendilerini körleştirip PKK’nin kucağına oturttuğu kesimlerden adalet beklemenin saf dillik olacağını belirten Haşim Ay, bu kesimlerin son olaylarda bir kez daha adaletten fire verdiğini ve hakkaniyet noktasında çuvalladığını kaydetti. Suriye’de bir direnişçinin ölü rejim askerinin ciğerini sökmesi ve IŞİD’in kafa kesme seansları gibi tekil arızi örneklerden kalkarak dört yıllık onurlu Suriye direnişini topyekûn vahşi addedenlerin PKK’nin son tedhiş eylemlerinin bütününe sessiz kaldıkları gibi özellikle de masum savunmasız insanların kafasını gövdesinden ayırması, yakması, üçüncü kattan aşağı atması ve linç etmesine tek bir söz etmemesinin onların içerisinde bulunduğu bocalamanın, vicdansızlığın, adaletsizlik ve alçaklığın somut göstergesi olarak öne çıktığını vurguladı.  

Katılımcıların da aktif paylaşımlarıyla devam eden programda Hüda-Par’ın tutumu, bölgenin 1990’lı yıllara dönme ihtimali, hükümetin ve İslami kesimlerin gelişmeler karşısında sergilediği tutum vb. pratik hususlar ekseninde fikir teatisinde bulunuldu. Bu bağlamda özetle şu tespit ve önermeler öne çıktı:

-Hüda-Par çevresi mağdur ve mazlum konumunda

-Müslümanların geçmişte yaşananları bilinçte tutarak temkinli olması ama reel olarak bu örgütün PKK’nin şımarıklığı karşısındaki mağduriyetinde onunla dayanışma içerisinde olması adaletin gereğidir

-Bu dayanışmanın ve sahiplenmenin şekli ve dozu bölgeden bölgeye herkesin kendi şartları ve maslahatı çerçevesinde olması doğal

-Müslümanlar PKK’nin “Neden Kobani’ye sahip çıkmıyorsunuz!?” ajitasyonu karşısında ezikliğe kapılmamalı ve buradan tutarlılık testine tabi tutulmaya, sigaya çekilmeye pirim vermemeli. Tersine “Dört yıldır kafasına her gün bomba yağan Suriye halkının özgürlük mücadelesinde siz nerede duruyorsunuz?” gibi söylemlerle kendilerinden hesap soran, onları sigaya çekmeye cüret eden muhataplarını tutarlılık testine çekmeli

-Halk ile örgüt ve devletlerin arası tefrik edilmeli; Kobani örneğinde olduğu gibi PYD/PKK’ye kafayı bozup Kobanililere ilgisiz olunmamalı. Hükümet ve Suriye direnişinin yanındaki İslami kesimler Kobanili muhacirleri sahiplenici tutumlarını sürdürmeli

-PKK’nin son tedhiş ve katliamlarına rağmen Müslümanlar çözüm sürecini sahiplenici yaklaşımlarında ısrar etmeli; sürecin daha sağlıklı ve daha adil ilerlemesi yönünde kamuoyunu bilinçlendirme faaliyetlerini arttırmalı ve sürecin aktörlerine baskı uygulamalı

-Çözüm sürecinde samimiyetini ortaya koyan hükümetin sürecin maslahatı kaygısının PKK’yi şımarttığı, bölge insanı üzerinde örgütün tahakkümünü arttırdığı ve kamu düzeninin güvenliğinde zaaflara yol açtığı hususları gündemleştirilmeli ve hükümet daha sağlıklı ve adil politikalara yönlendirilmeli

-IŞİD ve Kobani ajitasyonu benzeri gelişmeler üzerinden altı oyulmaya çalışılan çözüm süreci ve teslim alınmaya çalışılan Suriye direnişinin lehine politikası noktalarında hükümet daha fazla desteklenmeli, motive edilmelidir. 

  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim