Kızılelma Koalisyonu'nun ilk denemesi

29.05.2008 05:18

Murat Yılmaz

Türkiye'nin 14 Mayıs 1950'de demokrasiye geçmesini hazmedemeyen güçler, 27 Mayıs 1960'taki askerî darbeyle intikam almaya ve suları tersine akıtmaya çalıştılar. 27 Mayıs darbesinden sonra, Türkiye'de demokrasi treni rayından çıktı, devletin hukukla sınırlandırılması hususunda sağlanan gelişmelerden geriye gidildi.

Bugün yaşadığımız problemlerin kökeninde, 27 Mayıs'taki bu sapma yatmaktadır. Bu döneme ilişkin hatıraların yayınlanması, 27 Mayıs'ın nasıl bir kışkırtmanın sonucu olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'nin önündeki AK Parti'ye yönelik kapatma davasının ve AK Parti'yi bir darbeyle yıkmayı amaçlayan Kızılelma Koalisyonu'nun, Ergenekon örgütünün köklerini 27 Mayıs cuntasında bulmak mümkündür.

27 Mayıs darbecilerinin, 27 Ekim 1957 seçimlerini takiben 29 Ekim törenleri yapılırken Cumhurbaşkanını ve Başbakanı tören alanında tutuklama düşünceleri hiçbir ölçü tanımadıklarının en temsil edici örneklerindendir. Keza, 27 Mayıs'tan sonra çok partili hayata geçiş sürecinde, ordu içindeki cuntalaşmanın planları dikkat çekicidir. 21 Ekim 1961 Silahlı Kuvvetler Birliği cuntasının darbe protokolü de seçimlerden bir hafta sonra darbe yapmayı amaçlıyordu. Böyle bir düşüncenin sahiplerinin Cumhuriyet ve hürriyet aşkından bahsedebilmeleri ise tek kelimeyle şaşırtıcıdır.

Ordu, neden darbe yapmaktadır? Bu soruyu 27 Mayıs darbesini önce hararetle desteklerken sonraları 27 Mayıs aleyhtarı olan bir siyasetçinin yorumuyla ele alalım. Bahsettiğimiz siyasetçi 12 Mart askerî müdahalesinden sonra partisi CHP müdahaleyi desteklerken müdahaleye karşı çıkan ve CHP genel sekreterliğinden istifa eden, 12 Eylül müdahalesine tek başına karşı çıkan, 28 Şubatçıların dayatmalarına karşı çıkabilen Bülent Ecevit'tir. Ecevit ordunun müdahale mantığını şöyle özetliyor:

"Ordular güvenliği istikrarda aradıklarından, toplumda fazla değişiklikten ürkerler. Çoğulcu topluma geçişin, çağdaşlaşmanın ve gelişimin doğal sonucu olan değişimi de genellikle istikrarı sarsıcı bir etken gibi görme eğilimindedirler." (Tercüman, 11 Temmuz 1986)

Vatandaş demokrasi için henüz ehil değil

Ecevit'in bahsettiği değişim, 14 Mayıs'ta demokratik bir şekilde iktidara gelen DP'nin harekete geçirdiği dinamiğin sonucudur. Tek parti döneminin tutucu bürokratik anlayışı, 1923-1950 yılları arasında şehirleşmeyi % 16'dan ancak % 18,5'a çıkaracak kadar sabitlemişken, DP'nin ilk beş yılında şehirleşme % 5, ikinci beş yılında % 5 civarında artmıştır. Bu değişim, bürokrasinin kurduğu merkez-çevre dengesini sarsacak, şehre gelen köylüler artık suskun ve itaatkâr vatandaşlıktan çıkarak demokrasinin imkânlarını talep edeceklerdir. Bu değişim, bürokrasinin kapitalistleşme, sanayileşme ve şehirleşme karşısındaki reaksiyoner damarını harekete geçirecektir. Bu reaksiyonerlik, 27 Mayıs cuntasının harcını teşkil edecektir. Çünkü bürokratlar veya darbeciler, vatandaşlara DP'den farklı bakmakta, onları reşit kişiler olarak görmemektedir.

Bu meyanda darbecilerin mantığını özetlemekte fayda var. Darbelerin mantığına göre, Türk milleti henüz rüştüne ermiş değildir. Siyasetçiler ve siyasi partiler, bu yüzden milleti kandırmaktadır. Şu halde, Türk milletini vesayeti altına alarak onu siyasetçilerden ve kötü niyetli benzeri unsurlardan koruyacak bir aktöre ihtiyaç vardır. Bu aktör, aydınların desteğine de sahip olan ordudur. Ordu, kandırma ilişkilerine dayalı demokrasiye son vererek henüz rüştüne ermemiş Türk milletini vesayeti altına alacak, onu eğitecek reformlar yapacak ve reformlar yerleşinceye kadar yönetimi üstlenecektir.

Cumhuriyet dönemindeki ilk "başarılı" müdahale, 27 Mayıs 1960 darbesidir. 27 Mayıs, demokratik siyasi hayatımıza hâlâ içinden çıkamadığımız, bir askerî vesayet rejimi getirmiştir. Askerî vesayeti olağanlaştıran ve anayasal kurumlara taşıyan 1961 Anayasası'na rağmen, ordunun içine siyaset girince, bu vesayetin yönü konusundaki anlaşmazlıklar baş göstermiş, bu anlaşmazlıklar da birbirine rakip askerî hizipler oluşmasına yol açmıştır. 27 Mayıs'la başlayan bu süreçte ordu zaman zaman bütünlüğünü kaybetmiş, emir-komuta zincirinin dışında ve komutanlara da karşı olan darbe hazırlıkları yapılmıştır. İşin trajik tarafı, artık ordu, askerî müdahaleleri engellemek için müdahale etmeye başlamıştır. Ordu, emir-komuta zincirinin sarsılmaması için bünyesinde ciddi değişiklikler yapmıştır.

27 Mayıs cuntasının içindeki bölünme, 13 Kasım'da 14'lerin tasfiye edilmesiyle sonuçlanacak ancak son bulmayacaktır. Esasen cuntalaşmanın tabiatında hizipleşme vardır. 14'lerin tasfiye edilmesi ve çok partili hayata geçilmesiyle ordu içindeki cuntalar yeniden harekete geçmiştir. 27 Mayıs'ı yeterli görmeyen bürokratik çevreler ve aydınların da katıldığı bu cuntalaşma eğilimleri Baasçılığın muhtelif versiyonlarını içermekteydi. Bu versiyonları bir araya getirme çabaları, bugünkü Ulusalcı Kızılelma Koalisyonu'nun atasını teşkil eder. 27 Mayıs cuntası ise Kızılelma Koalisyonu'nun ilk denemesi ve başarısıdır. Ancak bu başarı, çok kısa süreli olmuş, ittifakı yapanlar baştan beri birbirlerini tasfiye etmek için fırsat kollamışlardır.

27 Mayıs içindeki radikalleri temsil eden 14'lerin hazırladığı Ülkü ve Kültür Birliği Projesi, cunta içindeki anlaşmazlığı su yüzüne çıkardı. Ancak zamanla sürgünden dönen 14'ler içinde de anlaşmazlıklar yaşandı. 60'ların ilk yarısı bu anlaşmazlığı çözme gayretleriyle doludur.

Talat Aydemir'in Baasçı solculuğuna rağmen, Alparslan Türkeş'in ekibiyle beraber hareket etmek için defalarca görüştükleri artık biliniyor. İlginçtir, Turancılığın ve Özal Harp Dairesi'nin kurucusu olduğu bilinen Alparslan Türkeş ve çevresi hakkında Yön dergisinde dahi, bu ittifak arayışının ürünü olarak çok sıcak yazıların çıktığı görülebilir. Türkeş'in CKMP'yi ele geçirerek Milliyetçi Hareket Partisi'ne dönüştürmesi ile 14'ler içinde de bölünme yaşandı. MHP'nin anti-komünist bir Soğuk Savaş örgütlenmesine dönüşmesiyle Kızılelma Koalisyonu birbiriyle savaşı göze alacak hale geldi. Kızılelmacıların sol kısmı 9 Mart cuntasına dahil oldu. Kızılelmacıların sağ kısmı ise bu darbeyi engellemek, engelleyemezse bir iç harbi örgütlemek üzere Özel Harp Dairesi içinde yuvalandı.

27 Mayıs'ta arkadaşları tarafından tasfiye edilen 14'ler içinde yer alan Numan Esin, daha sonra bu koalisyonu başaramadıklarına hayıflanacaktır. Esin, bugünkü ulusal sol veya Kızılelma koalisyonunu o zamanlardan örgütlemek istediklerini şöyle anlatıyor:

"Pişmanlık duyduğum tek şey, 27 Mayıs'tan sonra tek kalmama rağmen o hareketin siyasal gücünü benim yaratmam gerekirdi. Eğer o hareketi yaratsaydık Türkiye solu da Türkiye ülkücüleri de bizim etrafımızda toplanırdı. Yani bugün teorisi yapılmaya çalışılan ulusal solu biz o zaman kendi etrafımızda toparlar ve bir yere getirirdik."

27 Mayıs'tan beri, ordu hiyerarşisini zorlayan cuntacıların hayali bu birliği tesis etmektir. Doğu Bloku'nun çökmesiyle komünist tehlikenin ortadan kalkması, Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlığı, Kürt meselesi, İslamcılığın yükselişi ve Türkiye'nin AB'ye girme ihtimalinin ciddiyet kazanması Kızılelma Koalisyonu arayışlarını yeniden gündeme getirdi. Bu bakımdan İlhan Selçuk'un 12 Mart'ta kendisine işkence yapanları affettiğini ilan etmesi fevkalade manidardır. Böylece 12 Mart'ın Özel Harp Dairesi ve dolayısıyla o zamanın MHP'si, 9 Mart cuntasının şeflerinden Selçuk'un affına mazhar oluyordu. 27 Mayıs ve 9 Mart cuntacılardan kimi isimlerin ve çocuklarının şimdiki Ergenekon operasyonunda da karşımıza çıkmaları cuntacılığın bir tür mesleğe, hatta aile mesleğine dönüştüğünü göstermesi bakımından kayda değerdir. Ancak tıpkı 27 Mayısçılar gibi bugünün Kızılelmacı cuntacıları da toplumsal değişmeyi ve aradan geçen zaman zarfındaki tarihi, İlhan Selçuk'u unutabileceklerini zannederken yanılıyorlar. Bu basit bir affetme sorunu değil. Geçen zaman zarfında yaşananlar, bu kesimlerde ciddi toplumsal ve siyasi dönüşümlere yol açmış durumda. Bu yüzden de, eski modellerle veya ideolojik zeminle hayal edilen türden bir Kızılelma koalisyonu kurmak artık mümkün değil.

27 Mayıs cuntacılarının aklına düşen Kızılelmacılık, İttihat ve Terakki'den mülhem. Ancak savaş şartları içinde bile zor bela yürüyen bu koalisyonun, tamamen değişmiş bir Türkiye'de tekrarlanmasını beklemek tam bir anakronizm örneği. Üstelik artık cunta için bir araya gelen çevrelerin kendi çevrelerinde dahi eski güç ve itibarları yok.

Türkiye'nin değiştiğini görmemede ısrar

Aslında bu durumu Aydınlıkçılar ve Cumhuriyet gazetesi örneklerinde çok rahat gözlemlemek mümkün. 60'lı yıllarda bu gruplar içerisinde yer alan en parlak isimler, artık bu hareketlerde yer almıyorlar. Üstelik geçmişte yaptıkları hataların özeleştirisini yaparak cuntacılara karşı demokrat cephenin yanında yer alıyorlar. Eski arkadaşlarını da çok iyi tanıdıkları için neler yapabileceklerini ve ne kadar düşebileceklerini çok iyi bildiklerinden, bu grupların hareketlerini erkenden deşifre edebiliyorlar. Yeni dönemin parlak entelektüelleri, cuntacıların değil demokratların safında yer alıyorlar.

Kızılelmacıların anlamadıkları bir başka şey de MHP'deki dönüşümdür. MHP'yi hâlâ eskisi gibi manipüle edilebilir zannediyorlar ve MHP'nin dindar tabanının sosyolojisini tahlil edemiyorlar. Bu tahlil eksikliği AK Parti'yi anlama konusunda da ortaya çıkıyor. Hâlâ AK Parti'yi İkinci Abdülhamid, kendilerini de İkinci Meşrutiyet'i getiren Hürriyet Kahramanı İttihatçılar zannedebiliyorlar. Hâsılı kelam toplum değişiyor, lakin Kızılelmacı cuntacılar değişmiyor. Değişimi gördükçe korkuyor ve bu korkuyu topluma yayarak darbe için zemin hazırlamak istiyorlar. Kızılelma Koalisyonu'nun amacı bu hazırlığın arkasında bir kitle desteği toplamak, Ergenekon örgütünün amacı ise toplumu korkutup yıldırmak. 27 Mayıs darbesi de bu şekilde hazırlanmıştı. Şimdi aynı şey tekrar edilmek isteniyor. Belli ölçüde başarılı oldular ama, arzu ettikleri ölçüde başarılı oldukları söylenemez.

Türkiye'deki değişimi Kızılelmacılar göremese de, artık dünya görüyor ve cuntacılar dış destek bulamıyorlar. Soğuk Savaş'ın ortadan kalkması Kızılelmacılara içeride koalisyon imkânı verse de, dışarıdan bekledikleri desteği bulamıyorlar. Bu bakımdan içeride şimdi oluşturdukları Kızılelma Koalisyonu'nun her an dağılması mümkün. Ancak bu halde bile kendilerine "çılgın" diyen bazı hiziplerin Talat Aydemirvarî bir çılgınlık yapmaları ihtimal dahilindedir.

Zaman gazetesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim