Kitaplar, Kur'an'a dürbün olmalı

25.05.2009 00:05

Ali Ünal

En büyük insanlık olan İslâmiyet'in düsturu, başkasıyla kavga değil, müsbet hareket etmek, İslâm'ı anlamak ve anlatmak, yaşamak ve yaşanılması için çalışmaktır.

İslâm'ı anlayıp anlatma ve yaşayıp yaşanılması için çalışmada öncelikler, aslî düsturlar vardır. Bunlar, imanî esaslar, farz olan ibadetler, temel muamelât düsturları ve hem bunları temsil edip yaşayabilmek ve anlatıp yaşanılmasına çalışmak için mutlaka gerekli, hem de bunların yaşanmasının meyvesi olan ahlâktır. Bir bakıma İslâm'ın tam temsili, Müslümanlığın göstergesi olan ahlâkı edinme, kısaca Müslüman olmanın yolu, zihni, kalbi ve bedeni birlikte işlettirmekten, Allah'ın kâinattaki ve Kur'an'daki âyetlerini "okuyarak" zihni bir yandan yanlış düşünce ve kabullerden arındırıp diğer yandan bu âyetlerden süzülen doğrularla şekillendirmek, nefsi terbiye etmek, kalbi ibadetlerle, amelle günahlardan tasfiye ve manevî değerlerle teçhiz etmek ve ruhu yüceliklere yönlendirmekten geçer.

Din'in esasları, inanılması ve yerine getirilmesi gerekli hükümler, onun % 90'ını teşkil eder ve bunlar Kur'an'ın ve Sünnet'in malıdır. Üzerinde tartışma olan ve haklarında farklı hükümlere varılmış bulunan ikinci derecedeki (fer'î), yani zaman ve şartlardaki değişiklikler için vaz' edilmiş meseleler ise % 10'dur. Aslî meselelere eğilip, onları hayatlarında uygulayamayanlar, nefsin orijinalite yapma, kendini ispat, komplekslerini tatmin, başkalarından daha büyük görünme gibi hastalıklarının tesiri altında ikinci derecedeki meseleleri tartışmakla meşgul olurlar. Oysa aslî meseleler tam anlaşılıp uygulanmadan, ikinci derecedeki meseleler zihinde ve uygulamada manâsını tam bulamaz ve tam anlatılamaz. Aslî meseleleri bu ikinci derecedeki meselelerin vesayetine vermek, asılmış gibi daima ikinci derecedeki meseleleri tartışma konusu yapmak ve Din'i âdeta bunlara göre değerlendirmek, insanları Din'i onlardan ibaret ve dolayısıyla tartışmaya açık görmeye götürür ki; bu, Din'e ihanettir.

İkinci derecedeki meselelerde hak mezhepler, "Bizim hükmümüz doğrudur ama hatalı olma ihtimali de vardır; diğerlerinin hükmü yanlıştır ama doğru olma ihtimali de vardır." der. Bütün hak mezheplerin hükümlerinin doğru olabileceği ihtimali ve doğru kabul edilmesi, Kur'an'ın bütün zamanlara, şartlara ve seviyelere hitap edebilme özelliğinin gereğidir. Bunu nazara almadan mezhepleri tenkit etmek ve hata ile suçlamak, sadece cehalettir ve suizan, bencillik ve tarafgirlik hissinden kaynaklanır; ayrıca İslâm'ın gereği olan ruhların dayanışması, kalblerin birliği, karşılıklı sevgi ve yardımlaşmaya terstir.

Ehlinin İslâm ile ilgili yazdığı kitaplar, vasıta olarak gereklilik vasfına sahipse, İslâm'ın ana kaynağı olan Kur'an, bizzat gereklilik vasfını haizdir. Halk çoğunluğunu Kur'an'a, Din'e uymaya sevk eden, Kur'an'ın kaynağı ve tebliğ edicisi olan Allah ve Rasulü'nün kudsiyetidir. Bu bakımdan, İslâm ile ilgili kitaplar, zihinleri, kalbleri ve dikkatleri kendilerine çekmemeli, şeffaf cam gibi Kur'an'ı göstermeli, onlarda Kur'an okunmalıdır. Muvatta' ve Fıkh-ı Ekber gibi, ilk âlimlerin ve müctehidlerin kitapları böyle iken, zamanla yazılan kitaplar taklit sebebiyle Kur'an'ı göstermekten çok ona perde olmuşlar, dikkatleri kendilerine çekmişlerdir. İnsan, "falan âlim"e bakarken, Kur'an'ı anlamak için bakmalı ve bunlar da bütün nazarları Kur'an'a yönlendirmelidir. Halk, bir şeye değerinden dolayı değil, ihtiyacından dolayı değer ve ücret verir. Bu bakımdan, bütün dinî ihtiyaçların tatmininde yönelişler Kur'an'a olsa ve Kur'an'a ihtiyaç zihinlere ve kalblere kazınabilse idi, Kur'an insanlar üzerinde tam hakim olur, yalnız okunmakla bereketi umulan bir mübarek olarak kalmazdı. (Genellikle Sünûhât'tan)

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim