Kıssadan Hisse, Olur mu Olur

26.10.2009 20:07

Mustafa Atav

Günlük konuşmalarımızda arada bir kullandığımız bir söz vardır…

Çok laf aptala edilirmiş!

Diye…

Muhatabımızı ikna edemiyor, meramımızı anlatamıyoruz ya, kabahati karşıya yüklemek kabilinden uydurulmuş bir söz bu… En azından ben öyle düşünüyorum(!)…

Aslında sormak gerek…

Aptal olan kim?

Çok laf eden kim?

Ortaya atılmış bir söz, nasibi olan alsın, kimin umurunda!

Kıssadan hisse veya “Yarası olan gocunur!” misali!

Bu sözün farklı varyantları var..

Örneğin; ”Lafın fazlası deliye söylenir!” vb. gibi…

Peki, söylendiği gibi “aptal “mı, yoksa “abdal “ mı?

Sözlüklere bakalım…

Abdal kelimesinin etimolojisi: Gezgin derviş, dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimseymiş…

Ve Istılahi olarak da, esasen esoterik(gizli, Bâtıni) sufi öğretisine ait bir kavram iken, 13. yy. Anadolu'da heterodoks İslami tarikatlar bünyesindeki meczup dervişler için kullanılmış… (Meczup kavramını da ayrıca çalışmak lazım!)

TDK sadece “Gezgin derviş…” demiş çıkmış işin içinden…

Aptal kelimesinin anlamı ise ”Zeki olmama sebebiyle anlayış eksikliği, doğruyu seçememe veya yargıda bulunamama hali…”

Yine TDK’ ya göre “Zekâsı pek gelişmemiş, zekâ yoksunu, alık, ahmak…”

Neyse…

Görüldüğü gibi bir tek harf, kavram karşılıklarında çeşitliliğe ve dahi anlam değişikliliğine sebep olabiliyor… Bunu şöyle de teyit edebiliriz… Bazı kelimeler zaman içinde deformasyona yani anlam kaymasına uğrayabilirler.

“Abdal” dan “aptal”ın türemesi herhalde böyle bir şey olsa gerek.

 “Meczup derviş”ler için de kullanılırmış “abdal” kavramı..
Meczup denilince de günlük kullanıma göre akıl fukarası, davranış bozukluğu gösteren biri, yani özetle “deli” anlaşılmıyor mu?

Derviş denilince de başka şey düşünülemiyor hani, hepsi birbirini tamamlayan kavramlar bunlar. Yanılıyorsam, birileri düzeltsin!

Tam da burada bu kavram, yani meczup,  bir şeyler hatırlattı bana…

Hani melon şapkalı bir siyasetçimiz vardı ya bizim, işte onu, işte onun sözlerini anımsattı birden…

Günlük siyaset dilinin, siyasetçilerin, otoritelerin, egemen zihniyetin kendilerine uymayanlar ve kendilerini en olmadık şekilde ortalık yerde eleştiren ve sisteme tepki gösterenler için başvurduğu bir kelime bu… Melon şapkalı da, o sebeple kullanmayı çok severdi bu kelimeyi(!).

Siyasetçilerin yer yer başvurduğu bu ötekileştirmenin siyaseten tanımını bir de Michel Foucault’tan okuyalım…

Michel Foucault, yanılmıyorumdur inşallah(!) ”Deli, diye bir şey yoktur. Deli, toplumun alışık olduklarının dışında davranış gösterenler için kullandığı bir kelimeden ibarettir.” demiş… Yani delilik, onun tanımına göre toplum düzeninin varlığı için egemen siyaset, otorite vb.tarafından üretilmiş bir kavram; çünkü bu düzen, sistem ancak kendi negatifinin aynasında kimlik bulabilirmiş!

Bu söze dikkat ve düşünelim lütfen!

Şimdi aptaldan bahsederken “deli” de nereden çıktı denilmez umarım...Nihayetinde o da diğerinin türevi olan  bir kelime. Nitekim, bahse konu olan sözün, sair varyantlarında da kullanılıyor.

Aptal, deli, salak, ahmak, meczup vs.vs.

Nüans düzeyinde farklılar birbirlerinden..

Peki, bu kavramları birileri için kullanan bizler, muhataplarımız için acaba hangi kategoride değerlendirilebiliriz?

Hiç denemeye cesareti olan var mı?

Bir fıkrayla olayı şenlendirelim…

Falancanın birinin, arabasıyla seyir halindeyken lastiği patlamış. Durup, lastiği değiştirmeye koyulmuş. Aksilik bu ya, lastiği sökerken bijonların hepsini mazgala düşürmüş…

Başlamış kara kara düşünmeye… Birden bir sesle irkilir ve sesin geldiği yere bakar.

Lastiğinin patladığı yer bir tımarhane önü ve sesin geldiği yer de tımarhanenin demir parmaklıklı penceresi…

“Hemşerim niye kara kara düşünüyorsun? Diğer lastiklerden birer bijon sök. Söktüğün üç bijonla patlamış lastiğini yerine tak. O seni gideceğin yere kadar götürür…”

“!!?”

Adam; ”ben bunu niye düşünemedim?” diye kendi kendine hayıflanır ve kendisine akıl verene şaşkınlık içinde teşekkür ederek seslenir…

“İyi ama burası akıl hastanesi ve burada deliler yatar... Oysa sen hiç de deliye benzemiyorsun!”

Tımarhane penceresinden bakan şahıs;

“Kardeşim ben burada delilikten yatıyorum, salaklıktan değil!”

Kıssadan hisse… Dedim ya, olur mu olur!

Kim, kime göre salak?

Kim, kime göre aptal?

Kim, kime göre deli?

Veya kim, kime göre abdal?

En önemlisi kim, kime göre akıllı?

Dil bilimciler, edebiyatçılar, psikologlar, psikiyatrisler vb. zikredilen kelimelere takla üstüne takla attırabilirler ve zaten bu alanda yazılmış bir hayli kitap da var. Nitekim  yapılmış çalışmalara göre aptal, abdal’dan türemiş bir kavramdır(!)..

Şimdi başa dönersek;

Çok laf gerçekten abdala mı edilirmiş, yoksa aptala mı?

Peki, çok laf edenlerin kavramlar dünyasında yerleri ne?

Aptal’a (yoksa abdal’a mı?) lafın fazlasını söyleyen, niye lafına ziyade yapma gereği hissetmiş?

Yoksa ”lafın fazlasını söyletiyorsun, sakın aptal durumuna düşme” diye uyarmak mı amaç?

Karşımızdakiler “lafın fazlasını söyleyin de biz aptal olalım!” mı diyorlar?

Peki, niye bütün bu laflar?

Maksat muhabbet olsun… Hep gerilim yaşanacak veya gerilim pazarlanacak diye bir kaide mi var?

Hani kelime ve kavramlara takla üstüne takla attıranlar var ya; hani kelime ve kavramlardan yola çıkarak âleme hüküm koymaya çalışan dostlarımız var ya, hani kendilerini beriki, diğerlerini öteki yapanlar var ya, şakayla karışık da olsa sitemim onlara.

Dedim ya, maksat muhabbet…

  • Yorumlar 8
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim