1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Kısa bir dış politika turu
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Kısa bir dış politika turu

A+A-

Bugünlerde dış politika alanında yaşayanlara bir çok kişi için mutlaka bir özür borcu üretiyordur, ancak hâlâ bu sesi ilk kim verecek diye bekliyoruz. Suriye konusunda Türkiye'nin izlediği politikayı yanlış bunlar, bu tespitlerinin gerekçesi olarak Türkiye'nin uluslararası toplum nezdinde yalnız bırakıldığını öne sürüyorlardı. Bu konudaki dayanakları Esad'ın öngörüldüğünden çok daha dirençli çıkmış olması, bir tür temenni ve umuda bile dönüşüyordu. Esad ne kadar dirençli çıkarsa çıksın bu saatten sonra, ardında bıraktığı o kadar cinayetin üzerine Suriye'yi nasıl yönetebileceğine dair en basit öngörüden bile yoksun olan bu yaklaşımların yine de pişkin ve suçlayıcı tavırları dikkat çekiyor.

Oysa, Suriye'de Esad'ın direnişinde sona doğru hızla yol alınıyor. Özgür Suriye Ordusu'nun ele geçirdiği mevziler Esad için çemberi iyiden iyiye daraltıyor. Esad'ın Suriye'den ayrılmış olduğuna dair haberler bile geliyor, ama tabii doğrulanmış değil. Başka haberler de var. Şu anda kaldığı sarayı koruyan muhafızların kapıda bekleme sebebi onu korumaktan ziyade, ülkeyi terketmeye kalkışması halinde onu öldürmek.

İş bu noktaya doğru ilerledikçe uluslararası toplumun da yavaş yavaş tutumlarını yeniden gözden geçirmeye doğru gidiyor olduğunu da görüyoruz. ABD'nin savaş gemisini olayın sonuna doğru Suriye'ye yaklaştırması çok anlamlı. 50 bin kişi öldükten ve direnişçilerin neredeyse kendi imkanlarıyla işi bitireceği net bir biçimde anlaşıldıktan sonra sonuca damgalarını vurmaya gelmeleri tabii ki şaşırtmıyor.

Rusya'dan kalkan Suriye uçağının Türkiye semalarında silah mühimmatı taşıyor olduğu şüphesiyle indirilmesi karşısında 'Rusya'nın bize ceza keseceğinden' dem vuranlar, Türkiye'ye nasıl bir dış politika vizyonu öneriyorlardı?

Aynı tavrı İsrail'e karşı sergilenen 'one minute' çıkışında da, Mavi Marmara hadisesinde de, İsrail'den gelecek gazap korkusuyla ifade etmişlerdi. Şimdi aynı tavrı Irak'ın merkezi hükümet başbakanı Maliki'nin marifetiyle Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın uçağının geri çevrilmesinde başka türlü gösteriyorlar. Maliki'nin yaptığının Türkiye'ye dönük küstahça bir hareket olduğuna ve bundan dolayı bu ülkenin vatandaşı olarak Maliki'ye kızmak yerine, neredeyse Türkiye'nin bu küstahça tavrı hakediyor olduğundan dem vuruyorlar. Muhalefet duygusunun bu kadar çaresizce savrulması, muhalefetten daha uzun süre bir şey beklenemeyeceğini gösteriyor, bu da insanı üzüyor tabi.

Rusya ile Suriye konusunda aramızdaki ihtilafta hemen pes edip bizim teslim olmamız gerektiğini savunanlar, aksi takdirde Rusya'nın da bizi cezalandıracağını söyleyenler güç kıyaslamasında belli ki Türkiye'yi Karamürsel sepeti seviyesine indiriyorlar. Oysa Türkiye gelişen yeni dünyada kendi konumunu çok iyi bilen ve bu konumunun hem hakkını talep eden hem de gereğini yerine getiren bir aktör. Bunun böyle olduğunu görmek veya göstermek için ne yazık ki Putin'in hasta haliyle, daha önce yine sağlık nedeniyle ertelemek zorunda kaldığı Türkiye ziyaretini yapması gerekecekmiş.

Putin ziyaretinin ortaya çıkardığı basit gerçek Rusya'nın Suriye'yi veya Esad'ı Türkiye ile arasını bozmaya değer bulmadığı ve Türkiye ile hem bu konuda hem de daha bir çok konuda birlikte hareket etmeye istekli olduğudur. Kuşkusuz Türkiye'nin Rusya ile halihazırda yakalamış olduğu 35 milyar dolarlık, 2020 yılında da ulaşmayı hedeflemiş olduğu 100 milyar dolarlık ticaret hacmi bu konuda Rusya'nın hesaplarında belirleyici olmaktadır. Hesaba dahil olan tek unsur bu olmadığı halde bunun bile gözardı edildiği yaklaşımlar hayretler içinde bıkarıyor.

Hızlı bir tarama yoluyla gidiyoruz. Bir de Libya meselesi var. Libya'da Fransa ve Amerika'nın Türkiye'yi cezalandırarak piyade bıraktığından söz edenler vardı. Hangi verilere dayanıyorlar, anlamak gerçekten mümkün değil. Gelişmeleri izlemiyor oldukları ve orada ne olup bittiğini hiç anlamamış oldukları çok açık.

Libya Cumhurbaşkanı Muhammed Yusuf El-Megarif şu anda kendisine eşlik eden kalabalık bir heyetle Türkiye'de ve hiç de öyle bir havada değil. Dün SETA Vakfı'nda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile birlikte 'Yeni Bölge, Yeni İlişkiler: Türkiye ve Libya' başlıklı bir panele katılarak çok ilginç, izleyen herkesi müthiş bir duygu yoğunluğuna sokan bir konuşma yaptı. Konuşmasında Davutoğlu'na 'büyük alim, düşünür' olarak hitap eden El-Megarif, başka ortamlarda Stratejik Derinliği büyük bir dikkatle okuduğundan ve çok etkilendiğinden de söz etti.

EL-Megarif devrim sürecinde Türkiye'nin üstlendiği rolden dolayı teşekkür ederek bu süreçte Türkiye'nin tutumu olmasaydı Allah korusun bir yere varamayabileceklerini söyledi. Aynı zamanda Arap Baharı'ndan önce Türkiye'de bir demokratik değişim ve kalkınma olduğuna dikkat çeken El-Megarif, Türkiye'deki değişimin başta kendileri olmak üzere bütün Arap ülkelerine örnek oluşturduğunu anlattı. Bu devrimlerin siyasi ekonomik ve askeri açıdan kaydettiği başarı kadar İslam ümmetinin ayağa kalkmasına vesile olacağını anlatan El-Megarif İslam ümmetinin dünyada hak ettiği yere geleceğini söylerken gözyaşlarını tutamıyordu. Bu ortama şahit olanlar için Libya'da Türkiye'nin başkalarına alan kaptırmış olduğu iddiasına kulak vermek bile geerçekten akıl kârı değil.

Gözlerini açmak için daha ne olması gerekiyor acaba?

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT