1. YAZARLAR

  2. Nasuhi Güngör

  3. ‘Kirli Savaş’ hevesi
Nasuhi Güngör

Nasuhi Güngör

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Kirli Savaş’ hevesi

A+A-

Öyle anlaşılıyor ki, demokratik açılım sürecinin başarısız olmasından medet uman kesimler, hayli geniş bir koalisyon oluşturuyor.

İki muhalefet partisi neredeyse varoluşlarını açılımın başarısız olmasına bağlamış görünüyor. Bu vahim tabloya son 25 yılın siyasi tarihinde hiç de yabancı değiliz aslında.

Turgut Özal’ın son günlerindeki hatırlayalım. Özal’ı Köşk’te rahat bırakmayan statüko, Süleyman Demirel-Erdal İnönü-Hikmet Çetin üçgeninde onu kuşatmıştı. Demirel’e göre ‘Özal devletin çivilerini yerinden oynatmıştı’ ve ancak kendi tecrübesinde bir isim; yani aldığı darbelerle sistemin terbiye ettiği bir siyasetçi o çivileri yeniden çakabilirdi.

Öyle de oldu yazık ki. Demirel, sistem

tarafından nasıl terbiye edildiğinin şaheser örneklerini 28 Şubat döneminde sahneye koydu.

***

Turgut Özal’ın önemli mesajlar verdiği bir Orta-Asya ziyaretinin ardından Köşk’teki kuşkulu ölümü, tabloyu daha da netleştirdi.

Demirel Çankaya’ya çıktı. Görünürde

Demirel’in desteklemediği bir aday, Tansu Çiller, partinin iki önemli ismini geride bırakarak DYP’nin başına geçti ve başbakanlık koltuğuna oturdu.

Çiller’in kongreyi, İstanbul sermayesinin desteğiyle nasıl kazandığı hala hafızalarda. Süleyman Demirel, gerçekten İsmet Sezgin ya da Köksal Toptan’ı destekliyor muydu? Sonraki gelişmelere bakılırsa bu hayli kuşkulu. Zira Çiller’in Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’i yanına alarak başlattığı dönem, kelimenin tam anlamıyla bir ‘kirli savaş’ dönemiydi. Bu konularda eşsiz (!) bir siyasi pratiğe sahip olan Demirel’in olup bitenin dışında olması akla yatkın değil.

***

O dönem Türkiye’de terörle mücadele adına yapılanlar, terör örgütüyle Kürtler arasındaki mesafeyi azaltan bir süreci başlattı. Öte yandan bu mücadelede kullanılan yöntemler, hukuk dışı anlayışların meşrulaştığı kapıları sonuna kadar açtı. Bugün sıradan filmlere, dizilere konu olan ‘derin devlet’in ya da doğru ifadeyle ‘derin çeteler’in, neredeyse tüm sistemi kontrol altına aldığı günleri yaşadık.

Susurluk, bir tasfiye miydi, yoksa yenilenme mi? Bunun cevabını, en azından kendi payıma hala bilmiyorum. Ama hatırladığım bir gerçek var. O da 1995 sonunda birinci parti olarak Meclis’e giren Refah Partisi’nin 1996-97’deki kısa iktidar döneminin, yine birtakım ‘derin çeteler’ eliyle tasfiye edildiği.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 1999 seçimlerini değerlendirirken Fazilet Partisi’ni ve DYP’yi ‘siyasi nadas’a davet etmesi boşuna değildi elbette. Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye iadesinin rüzgarıyla yola devam eden üçlü koalisyon (DSP-MHP-ANAP), ülkeyi öyle bir krizin eşiğine getirdi ki, daha üçüncü yıllarında seçime gitmek zorunda kaldılar. Milletin ‘siyasi nadas’a cevabı, 2002’den bu yana devam eden AK Parti iktidarı oldu.

***

Bugün yeniden, özellikle demokratik açılım sürecini öne çıkararak kendilerine bir ‘ara dönem’ bulmaya çalışanlar var. 2007 seçimlerinde tasarlanan ve başarısız olan CHP-MHP koalisyon projesi, 2009 yerel seçimlerinde AK Parti’nin kısmen oy kaybetmesi üzerinden yeniden zemin bulabilir mi?

İlk genel seçimlerde bunun cevabını alacağız. Ayrıca siyasi iktidarların seçimle gelip seçimle gitmesinden daha tabii bir durum da yok.

Ancak burada bir sorun var. Açılım üzerinden tansiyonu sürekli yükseltenler, Türkiye’ye ne vaad ediyorlar? Tartışılan sorunlarla ilgili çözüm önerileri nedir?

Şu dakikaya kadar söyledikleri her şey, yakın geçmişin ‘kirli savaş’ tezgahlarını andırıyor.

Açık söyleyeyim; bu heves beni ürkütüyor.

STAR

YAZIYA YORUM KAT