1. YAZARLAR

  2. Nuray Mert

  3. Kirli hesaplaşma
Nuray Mert

Nuray Mert

Yazarın Tüm Yazıları >

Kirli hesaplaşma

A+A-

28 Şubat devrinde, taraf değildim, ama ‘ne cami, ne kışla’ diye kıvırtanlardan hiç değildim. İslamcılık ideologluğu yapıp, 28 Şubat’ın hemen ertesinde, ‘İslamcılık üçe ayrılır, beşe bölünür, şimdi bir süreç yaşanıyor’ diye analizci aydın kılığında kıvırtanlardan biri olmadığım da belli. Bu türden adamların safında belirlenen demokratlık eşiğini ciddiye alıp, Ergenekon olayına bu gözle bakmayı hiç düşünmedim.
O nedenle, bu çerçevede yaratılan dolaylı ‘darbe yanlılığı’ karalamalarından zerre kadar etkilenmiyorum, benzer kanaatte olan ve demokratlığından hiç kuşkulanmadığım arkadaşlarıma da aynı şeyi tavsiye ediyorum. Tüm bunları, geçen hafta yazdığım ‘Ergenekon’da son perde’ yazısından sonra çevremden aldığım olumlu/olumsuz tepkiler dolayısıyla söylüyorum.
Ergenekon davasının derinliklerinde ne vardır bilemem. Emekli emeksiz paşa tanımam, dahası gazetemizin TSK tarafından belirlenen akreditasyon sakıncalı iki yazarından biriyim. Bu açıdan, asker sivil ilişkilerini olsa olsa ilkesel değerlendirebilen, dışarıdan izleyen biriyim. Diğer taraftan, karışık işler çevirme gayretinde olan çevreleri ve faaliyetlerini daha da az bilebilirim ve nihayet hükümet kanadından davaya ilişkin gelebilecek fısıltı trafiği içinde hiç değilim. O nedenle dava iddianamesi açıklanana kadar olanlar benim için bir meçhul olarak kalacak. Şimdilik görünen tabloda, demokratik siyaset dışı yollara tevessül eden bir oluşum iddiası üzerine açılan bir dava üzerine, çok ateşli bir siyasi tartışma var. Bu siyasi tartışmayı, hakiki bir demokrasi mücadelesi olarak görmekte zorlandığımı yazmıştım. Bunun ötesinde, olay, biz dışarıdan izleyenler açısından, giderek daha fazla,
kirli bir hesaplaşma görüntüsü veriyor. Bir şey, aslında öyle değilse bile, o yönde bu kadar güçlü bir resim verebilir mi bilmiyorum, ama durum ne olursa olsun, sonuçta verilen
resmin siyasi anlamı çok önemlidir.
Halihazırda, bu dava, AKP’ye açılan kapatma davasının rövanşı olarak görülüyor. Kapatma davasını demokratik bulmamak başka, partisi kapatma davasıyla karşılaşan bir hükümetin elindeki iktidar gücünü devreye sokarak, gövde gösterisi veya karşı hamle yapmasını
sorunsuz görmek başka. Dışarıdan göründüğü şekliyle, olayın bu çerçevede seyretmesi, bir ülke için çok vahim, aklı böyle çalışmayan vatandaşı için çok ürkütücü bir olay.
Ergenekon davası tartışmalarında genel tablo böyleyken, ortalarda dolaşan yorumlar
giderek daha karanlık boyutları gündeme getiriyor. Dün, Sabah gazetesinde, emekli Askeri
Hâkim Albay Ümit Kardaş ile yapılan bir röportajda, Kardaş, ‘Ordu içersinde ulusalcı kanadın tasfiye edildiğini’ söylemiş, olayı bu hesaplaşmaya bağlamış. Bu çok duyulmadık bir yorum değil. AKP çevrelerinde de, bu işler ordunun tasvibiyle oluyor yorumu çokça dolaştığı için Genelkurmay dolaylı açıklama bile yaptı. Kardaş, yine yaygın bir kanaati dillendirerek, “Zaten 12 Eylül darbesinin ardında ABD vardı” deyip devam ediyor, özetle, “o dönemin koşullarında ABD bunu destekledi, sonra konsept değişti, şimdi ABD ulusalcılığı tehdit olarak görüyor, dahası bu kesim Rusya’ya yakın duruyor, bu da rahatsızlık yaratıyor” diyor.  
Aslında, bu yorumlar, ulusalcıların iddiaları ile de örtüşüyor. Onlar da, mücadelelerini ABD’nin son dönem siyasetine karşı konumlandırıyorlar. İlginç olan, ordu içinde ABD’ye karşı Rusya’ya yakınlaşma yanlısı bir eğilimin ve ABD’nin bu durumdan rahatsızlık duymasının (benim izlediğim kadarıyla) ilk altını çizenin, şimdi Ergenekon’u baş demokrasi davası olarak izah edenlerden biri olan Yasemin Çongar olmasıydı (Radikal, ‘Rusya’nın etki alanına girmiş askerler var’ manşetli Neşe Düzel röportajı, 21 Mayıs 2007).
Ben Türkiye’nin, dış siyaset tercihlerini bir günden öbürüne radikal biçimde değiştirebileceğine, ordunun bu yönde savrulabileceğine inanmıyorum, ordu içinde bu yönde tasfiye noktalarına gelindiğini düşünmekte zorlanıyorum, ama konu bu değil. Benim öncelikle yadırgadığım şu: Ergenekon davası, bir yandan, iç ve dış politikaların bu karanlık boyutlarına gönderme yapacak, bir yandan bizler bu tasfiyeler, hesaplaşmalar üzerinden demokratlık mücadelesi yapıyor veya yapmıyor addedileceğiz. Sizce bu işte ciddi bir tutarsızlık, tuhaflık ve nihayet kirlilik yok mu?

Radikal Gazetesi

YAZIYA YORUM KAT