Kırkıncı Yılında Mehmed Akif Kitabı

05.10.2008 17:22

Asım Öz

1960 sonrasında dönem dönem çıkardığı Diriliş dergisi yanında, şiir deneme, düşünce, biyografi vb. kitapları, kaleme aldıkları üzerine beğeni yargılarımız ne olursa olsun, en üretken ve samimi yazarları arasında ilk akla gelenlerden biri kuşkusuz Sezai Karakoç’tur. Eleştirmenler, edebiyat ve düşünce tarihçileri Karakoç’un, Türkiye’de özellikle 1960’tan sonra üretilen dikkate değer bütün sanat ve düşünce eserleri üzerinde belirgin bir etkisinin bulunduğunu vurguluyorlar. İlk sayısını Nisan 1960’ta çıkardığı ve yayınını aralıklarla otuz üç yıl boyunca sürdürdüğü Diriliş dergisi çevresinde çok sayıda genç aydının; fikir ve sanat adamının yetişmesine öncülük etti.

Masamda, ilk basımı 1968 yılında yayımlanan ve şimdi 10. baskıya ulaşan Sezai Karakoç’un Mehmed Akif kitabı duruyor; bir öncü olarak Mehmed Akif’in yapıtını ve yaşamını ortaya koymak amacıyla yazılan kitap hayatı, inanç ve düşünce oluşumu, savaşı,şiiri çerçevesinde Akif’e bir yorum getirirken son bölümünde Akif’in şiirlerinden seçilen bölümler göze çarpıyor .Seçilen şiirlerin benim açımdan ayrıcalıklı bir önemi var:Bu şiirleri aynı zamanda Sezai Karakoç’un Akif algısının belirginleştiği örnekler olarak da okudum. Daha önce bu kitabı birkaç defa okudum aynı zamanda Akif için çıkarılan süreli yayınları da izledim. Tek bir yazarı konu edinen kitapların/dergilerin, tek bir yazarın etrafında oluşturdukları birbirinden farklı Akif imgelerini bu yayınlarda görme olanağım oldu: Yorumun nihai eşiğini aşındıran bu yorumların ucundan kıyısından Akif’in yaşamıyla da ciddi bağları da var, bunu söyleyebilirim. Çok sayıda tutkunu, tutkulusu var Akif’in.

Öte yandan sıklıkla yakındığımız eleştirel çalışmaların/bakışların cılızlığını gidermek bakımından ilginç bir malzeme arşivi de sunuyor bu tür yayın etkinlikleri. Kuşkusuz bunlara eğilebilmek için gören gözün eleştirel düzeyini biraz zorlaması gerekiyor, gerekecek. Bu bir yapıtın, yazarın kuşatıldığı yayınları son derece sıkıcı, yararsız, giderek engelleyici kılan etkinliklerin ipliğini de pazara çıkaracaktır.

Sezai Karakoç’un Mehmed Akif kitabı bir inceleme kitabı ama akademik ya da dipnotlu değil. Dipnot meselesi kitap yazımında ya tümden ihmal ediliyor ya da dipnot boğuculuğundan kitaba ya da yazıya erişemiyorsunuz nedense, bu bakımdan dipnot ihmal edilmemesi gereken bir mevzudur inceleme kitaplarında kanımca. Bundan dolayı Sezai Karakoç’un Mehmed Akif kitabını Yunus Emre ve Mevlana kitapları ile birlikte doğrudan doğruya inceleme türüne sokamayız, bu yüzden denemelikleri öne çıkan kitaplar demek daha doğru…

Açıkçası, dilsel güzelliği ifade zenginliğine rağmen pek hoşlanmadım Mehmed Akif kitabından; Sezai Karakoç, sanki yerliliğe adamış bu inceleme denemesini. Sayfalardan yansıyan yorum yeteneğine eşlik eden entelektüel birikimi fark etmemek mümkün değil belki, ama Karakoç kimi yerde açık açık kimi yerde alttan alta Akif’in yerliliğinin altını çizmeye özel özen göstermiş. Bu yorumsal yolculuk en çok Akif’in çağdaşı olan; çağdaşı olmakla kalmayıp etkilendiği düşünürler söz konusu olduğunda ortaya çıkıyor.

Osmanlı aydınların 1908-1918 yılları arasında Türkçülük, Batıcılık ve İslamcılık akımları arasında bir seçimde bulunma noktasında gelgitler yaşamışlardır. Bu yıllar Akif’in düşüncelerinin oluşumu, berraklaşması bakımından da önemlidir. Akif’in bu yıllarda İslamcı bir düşünür olarak öne çıkışını ve bunun çeşitli boyutlarını ortaya koyan Sezai Karakoç,onun çağdaş İslam mütefekkirlerinden çevirdiği eserlerle çağdaşlarına hakikatleri anlatmaya çabaladığının altını çizer.Osmanlının yönetim merkezinde İslamcılıkla aydınlar arasındaki kopukluğu fark eden Akif hem gündelik kurtuluş çalışmalarına hem de uzun vadeli düşünce çalışmalarına başlamıştır.Bunun için de Mısır ve Hint coğrafyasındaki çağdaş İslam düşüncesi birikiminden yararlanma yoluna gitmiştir.Ferid Vecdi, Reşid Rıza,Muhammed Abduh,Muhammed İkbal gibi düşünürlerle etkileşime giren Akif 1908 yılından itibaren bu düşünürlerde -hepsi de dergisinde yayınlanmış ve 268 tefrika devam etmiş olan -55 ayrı tercüme yapmıştır. Bunların birkaçında “Sa’di” takma adını kullanmıştır. Tercümeler, beşi Arapça ve biri Fransızca yazmış olan altı yazardan yapılmıştır. Tercümelerin yazar ve tefrika sayısı bakımından dağılışı şöyledir: Ferid Vecdi: 7 tercüme, 73 tefrika/ M.Abduh 31 tercüme, 48 tefrika / A. Refik: Bir tercüme, 3 tefrika / Şeyh Şiblî: Bir tercüme, 10 tefrika/A. Câviş: 13 tercüme, 122 tefrika/Said Halim Paşa (Fransızca): 2 tercüme, 12 tefrika… Kitap olarak basılmış tercümeleri ise şunlardır: “Müslüman Kadını”,Ferid Vecdi; “Hanoto’nun Hücumuna Karşı Şeyh Muhammed Abduh’un İslâm’ı Müdâfa’ası”; “İslâmlaşmak”, Said Halim Paşa; 4. “Anglikan Kilisesine Cevap”, Abdülaziz Câviş; 5. “İçkinin Hayât-ı Beşerde Açtığı Rahneler”, Abdülaziz Câviş.

Yine aynı şekilde on sekizi manzum olmak üzere toplam elli yedi tane olan tefsir yazıları da bu etkileşim içinde doğmuştur. Bu tefsirlerin elli üç tanesi âyet ve dört tanesi hadis üzerine yazılmıştır. Çoğunun uzunluğu bir sayfadan azdır. Âkif, memleketin ve halkın o günkü meselelerine hitap eden bir veya birkaç âyet veya hadîsi mevzu alarak, okuyuculara onlarla yol göstermeye çalışmıştır. Dolayısıyla bu yazılar, İslam’ı asrın idrakine söyletme yani, zamanın meselelerine bakış açısından önemlidirler.

Sezai Karakoç, Akif profilini oluştururken onu çağdaş İslam düşüncesi içinde ele alma eğiliminde olduğu ilk izlenimi oluşturuyor. Bu önemli bir yaklaşımdır şüphesiz… İslam düşüncesinin özü zaten tarihin belli bir döneminde oluşup bitmiş bir düşünce değil her zaman yenilenen/yinelenen bir yapıya sahip oluşudur. Hayatın meselelerini kavrayan bir düşünce ümmeti dünyada zinde tutacaktır. Hayatının gerçekleri ile İslam arasında bağ kuran Akif bu özgün ama kimi noktalarda sorunlu duruşuyla ayakta kalabilmiştir.

Karakoç karşılaştırmalar yaparken, Mehmed Akif’i başta da belirttiğimiz düşünürlerden yalıtarak, onların tesirini azaltarak kısacası yerlilikten hareket ederek bu düşünürlerle Akif arasında karşılaştırmalar yapar. Akif’i bütün eseriyle değerlendirdiğimizde eserinin dünyasıyla döneminin çağdaş İslam düşüncesinin örtüştüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Eseriyle, hayatıyla yerlilik diye bir meselesi olmadığını kanıtlayan Mehmet Akif’e böyle yaklaşmak ne kadar doğru? Yerlilik doğrultusunda çarpıtma yapmanın bir anlamı yok, bir kişiyi bitirmek, ya da bir anlayışı oluşturmak için o kişinin dönemdaşlarından yalıtmak adaletsiz bir yaklaşımdır. Yerlilik doğrultusunda misakı milliyle sınırlandırılmış bir düşünce evrenine su taşıyan bu tarz yaklaşım sahiplerinin, Akif’i en az anlayanlar olduğunu biliyoruz. Yerli kılmanın bir anlamı yok ki Mehmed Akif’i.

Yıkıntılar içinde/n çıkan, Batı ile Doğu arasında gezinen ve hangi bilinçle donanmanın gerekli olduğunu bilen ve üstelik bunu şiirine de taşıyan bir isim Mehmed Akif. Bundan dolayı düşünce İslamcılığı ile çekirdekten İslamcılık ayrımı yaparak düşünsel bulanıklığa su taşımanın da anlamı yok.Bu açıdan Mehmed Akif kitabının 22.ve 24.sayfalarının aradan geçen yıllar içinde yeniden düşünülüp yeniden yazılması gerektiğini ifade etmek gerekiyor.Kitabın bu bölümünde mutlaka olması gerektiğini düşündüğüm aşağıdaki dizelerin Akif’ten yapılan şiir seçkisinde de yer almaması Sezai Karakoç’un Akif imgesinin bir yönünü ortaya koyuyor.

 Akif ,Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh’ tan oldukça etkilenmişti ve şiirlerinde onları anmaktaydı:

 İnkılap istiyorum bende, fakat Abduh gibi
 
Yoksa ellerde kör alet efeler tertibi
* * *
Galiba söylediğim yoktu, evet,hiç yoktu
Mısır’ın en muhteşem üstadı Muhammed ABDUH
Konuşurken neye dairse Cemaleddin’le
Derki tilmizine Afganlı; Muhammed dinle
İnkılab istiyorum başka değil hem çabucak…”

 Şimdi ne gerek vardır bu düşünürlerin Akif’e olan etkisini azaltmaya? Mehmed Akif’in özgün öncülüğünü ortaya koymak için,gereksiz ayrımlar,abartılar ve övünmeler içine girmeye kimin hakkı olabilir?!…

Çağdaş İslam düşüncesinin Mısır boyutunu“İslam’ın genel sistemine yeni bir yorum getirmeye çalışıyorlar” (s.24)diye tabir edip, Akif’i “İslam ruhunun canlandırıcısı olarak”(s.23)görmek kime ne kazandırır? Çağdaş İslam düşüncesinin başka coğrafyalarındaki birikimini yaşamdan uzak, Akif’i tabiiliğin içinde görmek neyin nesi? Ki asıl bundan sonrası önemli, Karakoç, kimi farklılıklardan hareketle meseleyi yerlilik-evrensellik çekişmesine dönüştürüyor! Mısırlı düşünürler için  “İslam’ı sadece yabancı olanlara anlattılar, bu yabancılar eski Müslümanlar olsa bile”(s.24) diyerek büyük bir haksızlık yapıyor. Kendi toplumunun yabancılarını görmek istemiyor. Mehmet Akif’in farklılığını ortaya koymak için Akif’in kendi toplumuna dönük eleştirel yönünü görmezden geliyor Sezai Karakoç.

Sezai Karakoç Mehmed Akif’i hem portre olarak hem de çalışmalarını kitap boyunca çok iyi betimlemiş. Akif’in derdini, ızdırabını, sanatının oluşum koşullarını, diriltici soluğunu güzelce anlatmış bu anlamda ilk yorumlardan biri bu kitap. Bu yönüyle alınıp, okunması gereken bir kitap. İslam Milletinin ve İslam Medeniyeti’nin Dirilişi davasını savunan yazarın birde yerlilik damarı kabarmasa, yeryüzü mescidinin bir yerini merkezleştirmekte aşırıya kaçmasa, etkileşimleri temelsiz yorumlarla yok saymaya demeyelim ama puslandırmaya çabalamasa, çağdaş İslam düşünürlerimiz arasındaki irtibatları azaltacak yönde karşılaştırmalar yapmasa ilk iyi Mehmed Akif portresi Karakoç’un kitabı.

  • Yorumlar 6
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim