1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. Kırk delinin attığı taşı bir akıllı çıkarsın
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

Kırk delinin attığı taşı bir akıllı çıkarsın

A+A-

Seçim sonrası ortaya çıkan tablonun siyasetçiler üzerine yüklediği en önemli sorumluluğun yeni anayasa için var olan olumlu zemini güçlendirici bir yaklaşım olduğunu söylemiştik. Siyaset ve sorumluluk arasındaki ilişkinin aslında çok sorunlu bir ilişki olduğunun farkındayım. Herkesin diğerinin pozisyonunu bozmaktan başka bir önceliğinin alışıldık olmadığı bir alandır siyaset. Böyle bir alanda herkesin ortak bir amaç için özel bir duyarlılık göstermesini bekliyoruz. Bu duyarlılık yeni, özgürlükçü, sivil, demokratik, insan haklarına ve onuruna dayalı bir anayasa içn bile olsa, her partinin ve her aktörün bütün bu kavramlarla ilgili beklentileri de, tanımlamaları da farklı. Siyaset de zaten herkesin farklı bir biçimde tanımladığı ve farklı çıkarlarının bulunduğu bu kavramlar etrafında bir mücadele alanı. O yüzden yeni bir anayasa hususunda seçim sonrası tablo konusunda bizi iyimser olmaya sevk edecek ne tür bir üst-neden olabilirdi?

Doğrusu konu biraz iyimserlik ve kötümserliğin ötesinde ele alınmayı gerektiren bir rüzgarın etkisinde. Yeni bir anayasa için iyimserlik addedilecek bakışın bir nedeni bu. Yeni ve sivil bir anayasa için asgari bir mutabakat çizgisinin oluştuğu söylenebilirdi. Oysa siyasetin diğer, daha gerçek tabiatı kendini hemen göstermekte gecikmedi. Yeni, demokratik, sivil anayasa söylemine seçim öncesi kapılmış olanların bunu sadece bir söylem olarak, oya tahvil değeri açısından yaklaştıkları bir kez daha ortaya çıktı.

Sonuçta daha seçimler yapılalı iki hafta olmadan seçimlerin yarattığı geniş siyasal alan gittikçe büyük bir muhasaraya maruz kaldı.

BDP'li Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin YSK tarafından düşürülmesi, CHP ve Ergenekon'dan tutuklu oldukları halde milletvekili seçilen Balbay ve Haberal'ın tutukluluk hallerinin devamına mahkemenin verdiği karar, benzer bir kararın MHP'den seçilen Engin Alan için de sırada bekliyor olması... Bütün bu durumlar demokratik süreci belirleme açısından yaşadığımız seçimin, ortaya çıkardığı oy dağılımından, daha önemli bir sonucu haline gelmiş bulunuyor.

Halkın oylarıyla Milletvekili seçilmiş olduğu halde tutukluluk halinin devamı bir demokrasi dramı olarak sunuluyor. Bunu söyleyenlerden özellikle CHP'li olanların son 8 yıldır Türkiye siyasetine dokunulmazlıkların kaldırılmasından başka bir tezi savunduklarını hatırlayan var mı? Dokunulmazlıkların kaldırılmasına bu kadar vurgu yaptıktan sonra aday listelerinin en garantili yerlerine "darbe yapmak ve demokratik anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmekten" tutuklu sanıkları koymak nasıl bir akıl?

Hatip Dicle'nin 80 bin oy aldıktan sonra vekilliğinin iptali büyük ayıp. Olay bu noktaya geldikten sonra söylenebilecek başka bir şey yak gerçekten. Ama olayı bu noktaya kadar getirenlerin hepimizin aklıyla nasıl dalga geçiyor olduğunu da susarak mı geçiştirelim? Dicle'nin mevcut yasalara göre (beğenirsiniz, beğenmezsiniz o yasaları) aday olamayacağı 22 Mart'ta en azından kendisi tarafından öğrenilmiş. Avukatları ve partisi bunu biliyor. Kararı onayan Yargıtay üyelerinden birinin aynı zamanda YSK üyesi olduğu da biliniyor. Dolayısıyla YSK da biliyor bu durumu. Buna rağmen Dicle'nin adaylığına ses çıkarılmıyor bu aşamada. Bu aşamaya kadar göz yumulmuş, bari seçildikten sonra da bu öç maymunu oynamaya devam etsin YSK. Yok, orada birden bire yasayı hatırlıyor ve o kararını veriyor.

YSK'nın bu kararı üzerine BDP'liler hiç şaşırtmıyor, hemen basıyorlar tehdit, şantaj ve savaş dilini. Bu dile başvurduklarında hangi sorunu ne kadar çözeceklerse... Kürt delikanlıllarının hayatları üzerinden bonkörce kumar oynamaya devam ediyorlar. Sanırsınız ki aldıkları oylar kendilerine Kürt gençlerinin hayatları üzerinde istedikleri tasarrufu sağlama yetkisi veriyor.

Bir yandan CHP'liler Ergenekon tutukluları dolayısıyla, bir yandan BDP'liler Dicle ve KCK tutukluları dolayısıyla, bir yandan da MHP yine Ergenekon tutuklusu Engin Alan dolayısıyla kendi yol açtıkları muammanın sorumlusu olarak iktidara yükleniyorlar. Oysa aday listelerinde bir tercih yaptılar ve bu tercihlerinin böyle bir sonucu olacağını hepsi de biliyordu. Benzer durumlardan kaçınmak için AK Parti aday listesine, gereksiz derecede aşırı bir duyarlılık sergileyerek, başörtülü aday koymak gibi, kendi tabanından gelen ağır ve yoğun bir talebe bile karşılık vermekten imtina etmişti. Oysa diğer üç partinin seçim öncesinden döşedikleri mayınlar birer bire patlatılıyor ve sonuçta seçim sürecinin en hayırlı sonucu olabilecek yeni anayasa zemini giderek sorumsuzca tahrip ediliyor.

Herkesin oluşumuna büyük bir hevesle ve işgüzarlıkla katkıda bulunduğu bu paradoksu yine herkes iktidar partisinin çözmesini bekliyor.

Kimse bu sorunların çözümüne katkıda bulunmayı denemiyor, herkes sorunu büyütmeye uğraşırken, hükümeti de bu büyütülen sorunlarla başbaşa bırakıyor. Sorumluluğu geçtik muhalefetten anladıkları bu olsa gerek.

Sonuçta öyle bir tablo çıkıyor ki ortaya, adeta bir kuyuya herkes taşları atmakla uğraşıyor. "Bir akıllı Tayyip Erdoğan'dan" da bütün bu taşları tek başına çıkarması bekleniyor. Bakalım Erdoğan'ın siyasi aklı ve sağduyusu bu taşları çıkarmanın yolunu bulacak mı? Ya bu taşları çıkarırken diğerleri taşları kuyuya doldurmaya devam edecekler mi?

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

1 Yorum