'Kimlik siyaseti' dedikleri

21.12.2008 05:45

Kürşat Bumin

Bugün Genelkurmay Başkanı olan general Kara Kuvvetleri Komutanı görevini sürdürürken Kara Harp Okulu'nun 2007-2008 eğitim-öğretim yılı açış konuşmasında yoğun biçimde “modernite-postmodernite” bahsine girmiş ve –tahmin edildiği gibi- geliştirilen bu tahlilden “postmodernite” ağır yara alarak çıkmıştı.

Konuşma metninin tamamı gözden geçirildiğinde önemli mevkideki bu komutanın açıklamalarından ve tavrından TSK'nın “postmodernite”den (de) haz etmediğini anlamıştık.

Açtım baktım; bu konuyu “Görüldüğü yerde ezilecek bir akım: Postmodernite” başlıklı bir yazıda değerlendirmeye çalışmışım.

Bu yazıda komutanın bazı düşünürlerden ne çerçevede alıntılar yaptığını da aktarmışım. Popper, Habermas gibi. Bu düşünürler içinde Robert Antonio da varmış. Bu ismi tanımadığımı, kaleme aldığı tek bir sayfayı okumadığımı belirtmeyi de unutmamışım. Ama komutanın Robert Antonio'dan alıntıladığı cümle biraz tuhafıma gitmiş. Bu cümle şöyle imiş: “Bu tip kimlik politikaları tehlikelidir, kabul edilemez. (...) postmodernitenin düşüncenin bu aşırılıklarında büyük payı vardır.”

Tuhafıma gittiği için de sormuşum: Söz konusu düşünürü tanıyanlardan rica ediyorum; bu düşünür gerçekten de “kabul edilemez” şeklinde ifadeler kullanan birisi midir?

Üzerinden epeyce zaman geçmiş bu yazıyı bugün niçin hatırlatıyorum?

Şu nedenle:

Cengiz Çandar (Radikal-Referans) geçen günkü yazısında, Meclis'teki bütçe konuşmaları-polemikleri çerçevesinde Başbakan'ın okul ve hastane inşaatlarından bahisle özellikle DTP sıralarına hitaben sarf ettiği “Siz bunları yapmazsınız. Sadece ve sadece bu ülkede kimlik siyaseti yapmak suretiyle bu ülkenin hiçbir yerine ne okul kurabilirsiniz ne hastane kazandırabilirsiniz” sözleri hatırlatarak şu değerlendirmeyi yaptı:

“Demokrasiler tam da 'kimlik siyaseti' yapılan bir agoradır. 'Kimlik siyaseti' yapmanın nesi yanlış? 'Kimlik siyaseti' yapmak niçin yanlış olsun ki?”

Komutanın yaptığı konuşmada Robert Antonio'dan aktardığı cümleyi (“Bu tip kimlik politikaları tehlikelidir...”) bana hatırlatan Çandar'ın bu değerlendirmesi oldu.

Çandar'ın bu değerlendirmesi benim açımdan da yerinde ve son derece makul nitelikte.

Bu çağda, yani “kimlik politikaları” adı verilen ABD çıkışlı ve hakkında binlerce sayfa karalanan bir teoriye-kavrama “görüldüğü yerde ezilmesi gereken” bir düşman muamelesi yapmak –tabii ki- her şeyden önce çağın ruhuna aykırıydı.

Mevzuu önemli, karmaşık ve kapsadığı alan son derece geniş olduğu için bu aykırılığın nedenlerini etraflıca açıklamak burada imkansız. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz: Başbakan'ın “kimlik siyaseti” hakkında sıklıkla tekrarladığı bu küçültücü sözler, her şeyden önce son derece çelişkili biçimde, kendisinin de eleştirmek durumunda-zorunda olduğu –ve sırasında eleştirdiği- bir “soyut evrenselcilik” ve ondan türeyen “siyaset” anlayışının savunulması anlamına gelmektedir. Toplumda var olan bütün tikelliklerin çözülmesi, bastırılması ve “özel alan”a sürülmesini talep eden –ve bu uğurda savaş veren- bu “soyut evrenselcilik”i ve ondan türeyen bir tür “siyaset” anlayışını komutanın Antonio'dan naklen ağır bir eleştiriye tabi tutması anlaşılır bir durumken, Başbakan'ın benzer tutumu karşısında “O niçin böyle düşünüyor acaba?” diye sormamak imkansızdır.

Başbakan'ın sergilediği bu “kimlik siyaseti” düşmanlığının –Meclis'te seslendiği sıralardan da anlaşıldığı gibi- “Kürt kimlik siyaseti”nden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Başbakan söz konusu eleştiriyi doğrudan genel kurula hitaben yapmıyor. Oysa kendisi de biliyor ki, genel kurulda sadece “Kürt kimliği” değil, çok sayıda başka “kimlik”ler de temsil ediliyor. Her şeyden ve herkesten önce kendi “kimliği” var ve kendisi de bu yönde siyaset yapıyor.

Demek ki, “kimlik siyaseti” kendi başına kendisiyle mücadele edilmesi gereken bir siyaset biçimi değildir. Günümüzde inkârı artık imkansız olan “kimlik siyaseti”nin de tabi ki, “çok kültürlülük”ün hangi türüne yaklaşmış olduğunuzdan kaynaklanan farklı anlayış ve pratikleri var. Ancak, “Yurttaş” kavramının içinin bundan sonra nasıl doldurulacağını sorun ediyorsanız, “kimlik siyaseti”ni toptan mahkûm etmeniz imkansız.

Ama gönlünüzde yatan “yurttaş” tanımı –hâlâ- Fransızların Üçüncü Cumhuriyet'inde çizilen biçimde ise o zaman sabahtan akşama “kimlik siyaseti” hakkında atıp tutabilirsiniz. 21. yüzyılda 19. yüzyıl teori ve pratiğiyle yürümek istiyorsanız, bu da sizin seçiminiz.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim